08 Temmuz 2019 04:49

Arap Coğrafyasında geçen hafta: Türkiye neden Libya'da?

Türkiye'nin Libya'daki çatışmalarda taraf haline gelmesi Arap basının da gündemindeydi. Kimi yorumlarda bu durum "skandal" olarak nitelendirildi.

Libya'nın kuzeybatısındaki Giryan kentini tamamen ele geçiren UMH'ye bağlı güçler, general Halife Hafter birliklerinin kullandığı bir üssü de kontrol altına aldı. (Fotoğraf: Hazem Turkia/AA)

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Libya’da güç odaklarından birini temsil eden Halife Hafter güçleri ile Türkiye arasında devam eden gerginlik geçen haftanın önemli gündem maddelerinden biriydi. 
Konuyla ilgili makalelere geçmeden önce Libya’da yaşananları kısaca hatırlayalım: Libya lideri Muammer Kaddafi 2011 yılında gerçekleşen NATO müdahalesiyle devrilmiş, sonrasında ülkeye istikrar bir türlü gelmemişti.  Libya, Kaddafi’nin devrilmesiyle beraber bugüne kadar devam eden bir iç savaşa sürüklendi. 

2014 seçimlerinin ardından ülke siyaseten ikiye bölündü. Şu an ülkede iki hükümet ve iki parlamento mevcut. Bunlardan birincisi Fayez Saraç hükümeti. Ulusal Mutabakat Hükümeti olarak da adlandırılan bu hükümet başkent Trablus ve çevresine hakim. Batı ülkeleri ve Türkiye bu hükümeti tanıyor ve aşiretler tarafından oluşturulan Zintan Tugayı bu hükümeti destekliyor. 
Libya’da var olan diğer hükümet ise Abdullah Sini Hükümeti. Bu hükümet ülkenin doğusuna ve güneyine hakim. Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra ülkeye dönen General Halife Hafter’e bağlı silahlı güçler tarafından destekleniyor. Ülke olarak da Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin finansman sağladığı iddia ediliyor.

VEKALET SAVAŞI 

Geçen Nisan ayında General Halife Hafter komutasındaki askeri güçler, “başkent Trablus’u almak ve böylece ülkede birliği sağlamak” gerekçesiyle askeri operasyon başlatmıştı. Her iki tarafı farklı ülkeler desteklediği için birçok haber yorum ve makalede operasyon “vekalet savaşı” olarak nitelendirilmişti. Daha önce hazırladığımız sayfada operasyonu “Türkiye-Katar ittifakı ile Suud blokunun savaşı” olarak adlandırmıştık.
Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin, dış politikada Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığına cevap arayanlardan.  Nureddin, Türk dış politikasını özetlediği ve el Halic’de yayınlanan makalesinde “Türkiye’nin AKP öncesi ile sonrası arasında dış politikasındaki fark; devlet politikası uygulamak ile parti politikası uygulamak arasındaki farktır” dedi. Nureddin Türkiye’nin Libya’nın içişlerine müdahalesini eleştirirken Libya’nın kendi halkına bırakılması gerektiğini savundu.

SUDAN’DA SULAR ŞİMDİLİK DURULDU

Öte yandan coğrafyanın bir diğer hareketli ülkesi de Suda. Al Mashhad al Sudani haber sitesinde yer alan habere göre, hem Sudan’daki geçici askeri cunta hem de muhalefet koalisyonu geçtiğimiz cuma günü iktidar konusundaki anlaşmazlığa son veren bir uzlaşmaya varmayı başardı. Sudan Meslek Odaları Birliği tarafından yayınlanan bir açıklamada, ordunun ilk 21 ay boyunca iktidarı devralacağı, sivillerin ise geri kalan 18 ay boyunca iktidarda olacağı belirtildi. Açıklamada, egemen konseyin beş asker, beş sivil ve iki tarafça kararlaştırılan ilave bir üyeden oluşacağı ve anlaşmanın pazartesi günü yani bugün kesinleşeceği ifade edildi.


TÜRKİYE NE YAPIYOR?

Muhammed NUREDDİN
al Halic

Soğuk Savaş boyunca Türkiye; “Batı kampına siyasi, ekonomik ve askeri olarak üyeliği” yoluyla bölgedeki ve dünyadaki olaylara ortak oldu. NATO üyeliği dış politikasının dönüşümünde bir dönüm noktasıydı. Türkiye, kendini NATO’ya adadı. Bu politikasında kendini herhangi bir sınırlamayla kısıtlamadı.

Seküler yönelim, özellikle doğuda ve Arap bölgesindeki İslami mıntıkada uyguladığı politikada belirleyici oldu. NATO’ya ve laikliğe yönelim arasında yeni kurulan İsrail’le stratejik ilişkiler de çok yüksekti. Arap ulusal kurtuluş hareketlerini hedefe koyan ittifaklar kurdu. Altmışlı yılların başında Cezayir’in Birleşmiş Milletler’deki bağımsızlık oylamasında destek vermedi. 

Bütün bunlara rağmen Türkiye iç Arap sahnesinde etkisiz kalmıştır. Kullandığı dil, “şerden uzak dur ve türküsünü söyle” şeklindeydi. Türkiye,

Bağdat Paktı gibi müttefiklerle ittifak dışında nadiren Arap başkentleriyle temaslarda veya ziyaretlerde bulundu.

Türkiye’nin politikası daha sonra “eşitler arası ya da devletten devlete” oldu. Bunun en önemli örneği PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’de bulunması sorunuydu. Şam durumun ciddiyetini fark etti; Öcalan’ı Moskova’ya gönderdi. Üç ay sonra Kenya’da Türk ve Amerikan istihbaratı tarafından yakalandı. Bunu Ankara ile Şam arasında iyi ilişkiler dönemi izledi. İki ülke arasındaki sınır, 20 Ekim 1998’de imzalanan Adana Anlaşması’yla tam olarak sakin ve güvenli hale geldi.

LİBYA’DAKİ TÜRK ROLÜ TAM BİR SKANDAL

Son zamanlarda Türkiye, İdlib’deki Türk askeri gözlem noktalarına Suriye’nin "saldırılarının" devam etmesi nedeniyle tehditlerde bulundu. İdlib; Cerablus, el Bab, Azez üçgeninin ve Afrin’in yanı sıra müdahale ettiği üç alandan biridir. Kamuoyu, Türk birliklerinin orada ne yaptığını merak ediyor. Türkiye’nin ayrıca Irak’ın kuzeyi boyunca sabit askeri noktaları var. Coğrafi yakınlık nedeniyle hükümetlerinin iradelerine rağmen Suriye ve Irak’ın işlerine bu açık müdahale haklı görülemez. Lakin Libya’daki sahne, Arap bölgesindeki Türk rolü için tam bir skandal.

Orada savaşan hiziplerden birinin meşruiyeti ne olursa olsun Türk askeri müdahalesi Albay Muammer Kaddafi’yi devirmek için ilk andan itibaren sahadaydı. Türkiye bir tarafa asker, gemi, uçak ve yardım gönderdi. Libya, sınırlarından binlerce kilometre uzaklıktaydı. Bu nedenle, Halife Hafer güçlerinin herhangi bir uçak ve gemiye saldırması durumunda, Türkiye’nin cevap vereceğini duyurması ilginçti. Çünkü Libya’yı, ne yapacağına karar verecek olan halkına bırakması gerekirdi.

Türkiye’nin AKP öncesi ile sonrası arasında dış politikasındaki fark; “devlet politikası uygulamak ile parti politikası uygulamak” arasındaki farktır. AKP Türkiye’nin bütün halkı için değil belirli ideolojik bir siyasi parti içindi politika yapmaktadır. Yanlış kararlar aldı ve herkesin başını belaya soktu. Türkiye; başkalarıyla ilişki kurarken “devlete karşı devlet” yaklaşımına geri dönmezse, bölgede istikrarsızlık kaynaklarında bir olmaya devam edecek.


SUDAN'DA GENERALLER VE PROTESTOCULAR ANLAŞTI

Middle East Online

Sudan’da iktidardaki generaller ile protesto liderleri cuma günü, ülkenin aylarca süren siyasi krizine son vermeyi amaçlayan büyük bir güç paylaşımında uzlaştı. Yeni bir yönetim organı oluşturma sorunu konusunda anlaşmaya vardılar. Yeni döneme işaret eden anlaşma, mayıs ayında yapılan müzakere turunun çöküşünü takiben iki gün süren görüşmelerin sonrasında gerçekleşti.

ASKERLERLE SİVİLLER ARASINDA DÖNÜŞÜMLÜ YÖNETİM

Afrika Birliği arabulucusu Muhammed El Hacen Lebatt gazetecilere verdiği demeçte; “İki taraf, üç yıl veya daha fazla bir süre boyunca dönüşümlü olarak bir asker ve bir sivilin başkanlık yapacağı egemen bir konsey kurma konusunda anlaştılar” dedi. Sudan, ordunun nisan ayında (30 yıllık eski devlet başkanı) Ömer Beşir’i devirmesinden bu yana, iktidarı generaller ele geçirdi. Ülke göstericilerin “generallerin iktidarı sivil bir yönetime devretmesi” taleplerine karşı direnmesi nedeni siyasi bir krizle sarsılıyor.

İktidardaki Askeri Konsey Genel Başkan Yardımcısı General Muhammed Hamdan Dagalo, yaptığı açıklamada, “Bu anlaşmaya her şeyin dahil olduğu ve kimseyi dışlamadığı konusunda tüm siyasi güçlere, silahlı hareketlere ve değişime katılan herkese güvence vermek istiyoruz” dedi.

Lebatt, yeni iktidar organının tam yapısını belirtmedi, ancak öne çıkan protesto lideri Ahmed Rabie egemen konseyin beş asker, beş sivil ve iki tarafça kararlaştırılan ilave bir üyeden oluşacağını söyledi. 

BASKIN İÇİN "BAĞIMSIZ SORUŞTURMA"

Mayıs ayında yapılan görüşmeler çökmeden önce generaller ve protestocuların liderleri, üçte ikisi protestocuların milletvekillerinden oluşan 300 üyeli parlamento oluşturma konusunda karara varmışlardı. Lebatt, her iki tarafın da “Haziran ayındaki baskınlar da dahil olmak üzere, ülkenin son haftalarda yaşadığı tüm üzücü şiddet olayları hakkında ayrıntılı, şeffaf, ulusal, bağımsız bir soruşturma yürütmeyi kabul ettiğini” söyledi.

ÖĞRENCİLER SİVİL YÖNETİM İÇİN YÜRÜDÜ

Protesto liderleri, kitlesel oturma eylemine baskın düzenlendiği 3 Haziran’dan bu yana generaller üzerinde baskı kuruyor. Pazar günü protesto liderleri, baskından bu yana generallere karşı ilk kitlesel protestoda on binlerce destekçiyi harekete geçirmeyi başardı.

Kitlesel mitingler; yaygın bir internet kesintisi ve başkentin ana meydanlarında, ilçelerinde, kasaba ve köylerde konuşlandırılmış güvenlik güçlerine rağmen protesto liderlerinin kalabalığı seferber etme kabiliyetinin bir testi olarak görülüyordu. Perşembe günü, Madani, Gadaref ve Sinnar kasabalarındaki çeşitli okullarda yüzlerce öğrenci, "sivil yönetim, sivil yönetim" sloganları attılar.

ÖNCEKİ HABER

Sözleşmesi feshedilen aile hekimi: Ceza puanı mobbinge dönüştü

SONRAKİ HABER

Aliağa'daki işçilerle dayanışma büyüyecek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa