22 Haziran 2019 04:03

"Ulaşım benim işim" diyen Binali Yıldırım, 41 canın hesabını verdi mi?

Hakan Güngör, Binali Yıldırım'ın Ulaştırma Bakanı olduğu 22 Temmuz 2004’te yaşanan ve 41 kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan Pamukova tren kazasını yazdı.

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

Takvimler 21 Temmuz 2004’ü gösterirken, Türkiye bir gün sonra yaşanacak faciaya doğru adım adım gidiyordu. O gün yaşanacaklar geride sayısız soru, büyük ve tarifi imkansız acılar ve en küçük bir sorumluluk bile hissetmeyen bir “sorumlu” bırakacaktı… “Ulaşım benim işim” diyen AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, o dönemde en iyi bildiği iş olarak tarif ettiği ulaşım alanında büyük ihmaller zincirini elinde tutuyordu. Ve bu zincirde ölümler, yaralanmalar ve memleket adına büyük utançlar vardı…

BİLİM İNSANLARI UYARDI, YILDIRIM DİNLEMEDİ

Türkiye o günlerde hızlandırılmış treni konuşuyordu. AKP “Yatırım yapıyoruz” diyebilmek, alkışlar toplamak ve özelleştirmeleri de hızlandırmak için seferleri bir an önce başlatmak niyetindeydi.  

Uyarılar peş peşe gelmişti. Bilim insanları, mühendisler, gazeteciler uyarıyordu. Bu bir hızlı tren değil, “hızlandırılmış” trendi. Ancak raylar eski raylardı, bazıları onlarca yıllıktı, hatta yüz yıldır değişmediği belirtilen raylar vardı. Raylar üzerinde birtakım sağlamlaştırma çalışmaları yapıldığı söyleniyordu ancak tamamı değişmemişti. İstanbul-Ankara demir yollarındaki virajlar 300 metre civarındaydı ve bu esnada hızın 60 kilometreyi aşmaması gerekiyordu. Ray ve tekerlek sistemi konusundaki soru işaretlerine bakınca facia zaten “geliyorum” diyordu.

"BEN O TRENE BİNMEM"

Prof. Dr. Aydın Erel, aralık ayında TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman’ı arayarak tehlikeler konusunda uyardı ve teknik gereklilikler dahilinde işlerin yürütülmesi gerektiğini söyledi. Ancak Erel’in tavsiyeleri ciddiye alınmadı. Hızlı tren seferleri başladıktan sonra Erel, Karaman’ı tekrar aradı ve kaza risklerini anlattı, yine sonuç alamadı. Sonunda bunu kamuoyuyla paylaşmaya karar verdi. 5 Temmuz’da, “İstirham ediyorum, bu trenleri seferden kaldırın” dedi, kimse kulak asmadı.  Erel ısrarla şunu söylüyordu: “Bırakın hızlandırılmış treni, zaten bizim demir yollarımız eski trenler için de sorunludur. Daha önce de kaza riski vardı ama hızlandırılmış trenden sonra bu oran yüzde yüz arttı.” Karardan dönülmeyince Erel Hoca, “Ben o trene binmem” dedi. Ne Binali Yıldırım ne de başka bir yetkili bu uyarılara kulak astı. Hocanın uyarıları, Erdoğan ve Yıldırım’a yönelik alkışların gürültüsünde kayboldu gitti…

İLK DÜDÜĞÜ ERDOĞAN ÇALDI

Aslında bir şeylerin ters gittiği, ayrıntılarda bile görülebiliyordu. 25 Haziran 2004’te gazetelerde trenlerin hızının düşürüleceği haberlerde yer aldı. Saatte 155 kilometre hıza ulaşan hızlı trenin yarattığı sarsıntı yemekli vagonlardaki tabakların dahi kırılmasına, virajlarda yere düşüp parçalanmasına neden oluyordu. Bu aslında alışılagelmiş bir durum değildi. Dünyadaki örneklerinde hızlı trenlerde sarsıntı oranı minimalize edilir, örnekteki gibi tabakları düşürüp kıracak kadar titreşim olmazdı. “Çözüm” ise “Azıcık yavaş gitsin o halde”den ibaretti.

Defalarca, defalarca uyarılmasına rağmen Ulaştırma Bakanı Yıldırım özelleştirmeleri hızlandırmak için hızlandırılmış tren projesini hayata geçirdi. İlk düdüğü haziran başında Erdoğan çaldı. Facia ise göstere göstere geldi, sadece 1,5 ay sonra…

KAZA ANI

22 Temmuz 2004’te saat 18.00’de Haydarpaşa’dan hareket eden tren Ankara’ya doğru yol almaya başladı. Saat 19.45 sıralarında tren Pamukova’nın Mekece köyü yakınlarında 183’üncü kilometreye varmıştı. Normalin üzerinde bir sarsıntı olduğu zaten hissediliyordu, bazı yolcular trenin fazla hızlı gittiğini düşünüyordu. Derken depremi andıran ani bir sarsıntı oldu. Tekerlek raydan çıkmıştı. Saniyeler içinde vagonlar da raydan çıkacaktı. Yolcular ne olduğunu anlamaya çalışırken orta kompartımandakiler trenin sağa yattığını fark etti. Ardından ikinci vagon, üçüncü vagonun üzerine bindi. Vagonun sol tarafında oturan yolcular dışarıya savruldu.

O esnada çok sayıda yolcu feci şekilde can verdi. Tam 5 vagon tamamen raydan çıkmıştı. 5 vagondan 3’ü devrildi. İki vagon sağa, bir vagon sola yattı. Sola devrilen vagondaki yolcular kurtarılacaktı. Ancak diğer iki vagondakiler hayatını kaybetti. Ölenler arasında çocuklar da vardı. Olaydan kısa süre sonra kaza bölgesine ulaşan Belediye Başkanı Feridun Turan’ın ilk izlenimleri felaketin boyutlarını gösteriyordu: “Burası mahşer yeri gibi. Görevli yok. Trenin içinden cesetler çıkarıldı, içeriden çok sayıda telefon sesleri geliyor. Herhalde yakınları, trende olanları arıyor.”

"BİR ŞOV UĞRUNA ÖLDÜLER"

Ertesi günkü gazete manşetleri çok şey anlatıyordu: “Bir Şov Uğruna Öldüler!”, “Hızlandırılmış Katliam!”, “Göz Göre Göre Facia!”

Peki, kazanın ardından Binali Yıldırım ne hissetti? İstifayı düşündü mü? Onca ihmalin ardından yaşanan ölümler sonucunda hata yaptığını düşündü mü? Suçlu olduğunu düşündü mü? Elbette hayır: “Ben çok rahatım canım, bir şey yok. Kazanın hızlandırılmış tren uygulamasıyla hiçbir alakası yok. Kazanın dar yarıçaplı kurpta aşırı hızdan olduğu açık ve nettir. Niye adam 80’le gitmesi lazım gelirken 130’la gittin arkadaş diye sormuyorsunuz? O direksiyonu ben kullanmıyorum ki kardeşim...”

Bilim insanlarını dikkate almayan… Tedbir almayı, doğru planlamayı, güvenlik gereklerini yerine getirmeyi umursamayan…  Tam kırk bir canın ölümünden, seksen dokuz kişinin yaralanmasından birinci derecede sorumlu olan… Ölümlerden dolayı sorumluluk hissetmeyen… Aslında tam da direksiyonda olan ama “Direksiyonda ben mi vardım…” deyip omuz silken Binali Yıldırım, şimdi İstanbul’un direksiyonuna geçmek istiyor. Ulaşımdan sağlığa, eğitimden barınmaya çok önemli alanların organizasyonundan sorumlu olan belediyenin başına!

YILDIRIM DÖNEMİ FACİALARI

Ekrem İmamoğlu ile çıktığı ortak yayında İstanbul’un ulaşım sorununa ilişkin açıklamalarda bulunan ve “Ulaşım benim işim” diyen Yıldırım’ın bakanlığı döneminde başka kazalar da oldu. Pamukova’da yaşanan faciadan 20 gün sonra, Kocaeli’de iki tren çarpıştı, 88 kişi yaralandı, 8 kişi öldü. Yıldırım, kazanın ardından istifayı düşünüp düşünmediğini soran muhabirlere, “Düşünmüyorum, uygun bulmuyorum. Kara yollarında yılda 5 bin kişi ölüyor” dedi.

Artı Gerçek’te 17 Haziran’da yayımlanan habere göre, Yıldırım’ın bakanlık sürecinde 58 kişi tren kazasında öldü.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Iğdır'da yüksek gerilim hattına kapılan işçi yaşamını yitirdi

SONRAKİ HABER

Şişli’de "Krize, şiddete, eşitsizliğe karşı Ekmek ve Gül Forumu"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa