06 Haziran 2019 04:30

Alpay’ın ‘fabrika kızı’ 15-16 Haziran’a katıldı mı?

"Bugün sabun köpüğü şarkılar yapan ve muktedirin sofrasında bulunmayı marifet zanneden ünlülerin Fabrika Kızı’ndan öğrenecekleri var."

Ekran görüntüsü Alpay'ın Güller klibinden alınmıştır

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

Şarkıcı Alpay’ın konser esnasında bir şarkısını Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile Berkin Elvan’a ithaf etmesi üzerine sanatçıya “terör örgütü üyelerini övdüğü ve devleti aşağıladığı” iddiasıyla soruşturma başlatılması kuşkusuz akla da hukuka da aykırı. Alpay’ın “Eğer Gezmiş ve arkadaşlarına, Berkin Elvan’a şarkı ithaf etmek, Gezi direnişini savunmak terörse ben teröristim” açıklaması ise duayen sanatçıdan gelen onurlu bir duruş örneği… Alpay, “Fabrika Kızı” şarkısıyla kitlelere ulaşmış, pop müziğe bir işçinin yaşamını sokabilmiş bir şarkıcıydı. Nihayetinde Fabrika Kızı da sınıfıyla birlikte büyümüş bir şarkıydı.  Dolayısıyla yaptığı çıkış, Alpay’ın kişisel tarihiyle de son derece örtüşen bir tepkiydi…

POP MÜZİK İŞÇİLERİ GÖRMEZDEN GELEMEDİ

İlk 45’liğini 1964’te çıkaran Alpay’ı büyük üne kavuşturan Fabrika Kızı şarkısının sözü ve müziği Bora Ayanoğlu’ya aitti. Ayanoğlu, 1969’da gazetede Cibali Tütün Fabrikası’nda çalışan, tütün saran bir işçi kadın fotoğrafı gördü. Fotoğraf, Ayanoğlu’yu çok etkiledi ve o unutulmaz dizeleri kaleme aldı:

“Fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi / Sararken de hayal kurar bütün insanlar gibi...”

Aslında Alpay’ın büyük çıkış yaptığı 1970 yılı, Türkiye’de işçi hareketinin ve sendikal mücadelenin ciddi ivme kazandığı bir dönemdi. Bu kuşkusuz karşılıklı bir etki yarattı. Fabrika Kızı pop müzikte bir ilke işaret ediyordu; bir işçinin hayatı ve sorunları ilk kez bir pop müzik şarkısında kendine yer buluyordu. Zira işçi sınıfı artık popüler kültür tarafından dahi görmezden gelinemez bir rüzgâr yaratmıştı. Öte yandan aynı işçi sınıfı, bu şarkıyı da çok geçmeden benimseyecekti.

Alpay’ın şarkısı, müzik listelerine sessiz sedasız girdi. Nisan ayında “sevilen şarkıcılar” listesinde, tepelerde olmasa bile kendine yer buldu. Haziran ayında Milliyet’in “En Sevilen Melodiler” listesinde 15. sıradaydı. İşte Alpay ve Fabrika Kızı için ne olduysa ondan sonra oldu…

HAYAL KURAR BÜTÜN İNSANLAR GİBİ

14 Haziran’a gelindiğinde şarkıyı 4. sırada görüyorduk. Bu büyük yükselişte şarkı kadar toplumsal sürecin de etkisi vardı. Şarkı, işçiler arasında büyük bir dinleyici kitlesi yaratmıştı. Kendi sorunlarından bahseden bu “Hafif Batı Müziği” eser, işçileri de etkilemişti. Bu şarkıyı dillerinden düşürmeyenler, aynı zamanda Türkiye tarihinin en büyük işçi eylemine hazırlanıyordu… İşçiler, tıpkı şarkıdaki gibi “bir hayal” kuruyordu; son derece gerçekçi bir hayal…

Türkiye işçi sınıfının en önemli eylemlerinden biri, Adalet Partisi (AP) ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ortaklaşa hazırladığı yasa tasarısı ile tetiklendi. Tasarı, 61 Anayasası ile işçilere sunulan bir takım hakların kısıtlanmasını öngörüyordu. Mesela hükümet, grevleri tam 3 ay erteleyebilecekti. Sendika kuracak işçilerin o işkolunda en az üç yıl çalışmış olması, konfederasyon kurmak için Türkiye’deki sendikalı işçilerin en az üçte birinin bir araya gelmesi şartı tasarıda yer alıyordu. Asıl mesele o dönemde Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) önünü kesmek, işçi sınıfına bir darbe indirmekti.

Tasarı büyük tepki dalgasına neden oldu... Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Çare, eylemdi. Tam 100 bin broşür ve şehrin farklı noktalarına asılan afişlerle eylem duyuruldu. 15-16 Haziran için fabrikalarda geri sayım başlamıştı.

Şarkılarla hüzünlenen, duygulanan, hatta öfkesini tazeleyen işçiler, DİSK öncülüğünde fabrikalardan çıkmaya, sokağa dökülmeye hazırlanırken, Alpay’ın şarkısı listeleri tırmanıyordu.

15-16 HAZİRAN EYLEMİ VE FABRİKA KIZI

15 Haziran sabahı iş bırakan işçiler, sokaklara döküldü. Tevfik Çavdar’ın “Türkiye’nin Demokrasi Tarihi” kitabında aktardığına göre; Ankara Asfaltı’nda, Eyüp, Alibeyköy, Silahtar, Cendere ve Topkapı’da, Çekmece, Zeytinburnu’nda ve Levent-Boğaz güzergâhında kitlesel yürüyüşler başladı. İstanbul ve Kocaeli’de 70 bini aşkın işçi yürüdü. Eylem ertesi gün de sürecekti.

16 Haziran sabahı İstanbul gergin bir güne uyandı. İşçiler yasayı protesto etmek için anbean kalabalıklaşırken asker ve polis de kritik noktalarda konuşlanıyordu. Şehrin dört bir yanında işçiler yürüyüşe geçmişti geçmesine ama asker ve polis büyük birleşmeyi engellemek adına her yola başvurmuştu bile. Aslında işçilerin hedefi Taksim’de buluşmaktı. Sokak başları tutulmuş, işçiler bir araya gelemesin diye hem Unkapanı hem Galata Köprüsü ikiye ayrılmış, bağlantı kesilmişti. Son hamle vapurlar üzerinden vurulmak istendi, vapur seferleri iptal edildi.

Ancak tüm bunlar nafileydi. İşçiler başta Kadıköy olmak üzere büyük kalabalıklar halinde slogan atarak ilerliyordu. “Hükümet istifa!” sloganları tüm şehri adeta kuşatmıştı. İşçiler büyük bir öfkeyle yürürken karşılarında polis ve askeri buldu. Kolluk kuvvetleri işçilere saldırdı, ortalık anababa gününe döndü. Bir noktadan sonra sloganlara ve bağrışmalara kurşun sesleri karıştı. Çatışmalar sırasında öğrenciler de işçilerin yanındaydı. Askerlerin müdahale ve engelleme çabasına rağmen işçiler geri adım atmadı. Bilanço ise ağırdı. 3’ü işçi, 1’i polis olmak üzere 4 kişi öldü; 200’den fazla kişi yaralandı. İstanbul, Kocaeli, Zonguldak ve Sakarya’da sıkıyönetim ilan edildi. Tutuklama dalgası peşi sıra geldi. Tutuklanan işçilerin sayısı 100’ü buldu, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ile Genel Sekreter Kemal Sülker de tutuklananlar arasındaydı. Alpay’ın konserinde saygıyla andığı Deniz Gezmiş ise ne yazık ki eyleme katılamamıştı. Zira 20 Aralık’tan bu yana tutukluydu…

VE LİSTELERDE ZİRVEDE

Sıkıyönetim, eylemleri yasakladı. Yasa tasarısı Senato’dan geçse de TİP ve CHP’li bazı milletvekillerinin Anayasa mahkemesine başvurması ile yeni bir süreç başladı. Anayasa Mahkemesi, tasarının önemli maddelerini Anayasa’ya aykırı buldu ve iptal etti.

İşçi sınıfının tepkisi ve tarihi eylemin yarattığı koşullar bambaşka sonuçlar da yaratmıştı. İşçiler, “Her gün ekmek derdinde” bir kızın hikâyesini anlatan şarkıyı dinlemekten ve sıkıyönetime rağmen irili ufaklı eylemler düzenlemekten vazgeçmedi. Haziran ortası ve Temmuz ayına gelindiğinde artık Fabrika Kızı listelerde zirvedeydi. Ayanoğlu’nun belirttiği gibi, o yıllarda 45’likler 1000-1500 arası satarken, Fabrika Kızı 1970’te tam 30 bin sattı. Şarkı sınıfıyla birlikte yükselmişti ve işçileri konu eden şarkılar için önemli bir adım olmuştu. Birkaç yıl içinde Cem Karaca Tamirci Çırağı ile büyük yankı uyandıracaktı.

İşçiler çalışmalarını yürütüp bir eylem için hazırlıklarını sürdürürken tam da dertlerini dile getiren ama bir yandan da bestesi gereği umutsuzluk aşılamayan bu naif şarkıyı da sahiplenmişti. Alpay, Fabrika Kızı ile üne kavuştu. Ayanoğlu’nun gazetede fotoğrafını gördüğü o Fabrika Kızı ise, kim bilir, belki de Haziran eyleminde en ön saflardaydı. O süreçte işçilerle beraber mücadele yürüten Deniz Gezmiş’le Alpay’ın yolunun aradan geçen yıllar nedeniyle kopması zaten mümkün olamazdı. Bugün sabun köpüğü şarkılar yapan, kalıcı hiçbir eser veremeyen ve muktedirin sofrasında bulunmayı marifet zanneden ünlülerin Fabrika Kızı’ndan öğrenecekleri var… Zira Alpay’ın gösterdiği aydın sorumluluğu kadar Fabrika Kızı’nın da tarihi bir yanı var…

‘POPUN YÜZÜNÜ MEMLEKET MESELELERİNE DÖNÜŞÜ’

Fabrika Kızı, Naim Dilmener’in tanımlamasıyla, “proleter sınıfı Türkçe popa dahil eden ilk örnek”ti. Yine Murat Meriç’in 100 Şarkıda Memleket Tarihi kitabında da üzerinde durduğu gibi, önemli bir köşe taşı olma özelliği taşıyor şarkı:

“O güne dek aşk meşk ilişkileri ve kimi bireysel dertler dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen pop müziğin yüzünü memleket meselelerine döndüğü ilk plak bu. Komşu oğlunun, Boğaziçi’nde yaşayan tatlı kızın ya da okuldaki sarışının değil, bizzat bir işçi kızının hikâyesi. Sonrasında çoğalacak, Tamirci Çırağı’yla zirveye ulaşacak bir zincirin ilk ve güçlü halkası.”

‘YÜN ÖRECEK ELLER’ ELEŞTİRİSİ

Fabrika Kızı şarkısında eleştiriye açık dizeler de vardı. Şarkıda geçen “Yün örecek elleri her gün ekmek derdinde” dizesi, toplumsal cinsiyet kalıplarına dayanarak kadının yerinin ev, işinin de yalnızca örgü örmek olacağı gibi bir bakışı yansıtıyordu. “İçmeyen koca” vurgusu da bir tür pasifliğe işaret ediyordu. Bu dizelere bir muhalefet şerhi düşmekle birlikte, bir işçi kadının hikâyesinin nihayet popüler müzikte de karşılık bulması kuşkusuz önemliydi.

ÖNCEKİ HABER

Basketbol Süper Liginde Galatasaray'ı eleyen Anadolu Efes finale yükseldi

SONRAKİ HABER

Beyoğlu'da nostaljik tramvayın elektrik kablosu koptu, seferler durdu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa