28 Nisan 2019 17:36

30. yılında ‘89 Bahar Eylemleri ve 1 Mayıs

Bu sayımızda 12 Eylül’ün baskı koşullarını kıran dönüm noktası, irili ufaklı mücadelelerle yolu hazırlanan 1989 Bahar Eylemleri'ne yer verdik.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

12 Eylül cuntası, bütün etkilerinin ötesinde, Türkiye’de ’80 öncesi yükselen işçi sınıfı hareketine inen büyük bir darbe oldu. Sendikalar, kitle örgütleri kapatılıp grevler yasaklandı, demokratik, sosyal haklar tırpanlandı, yasalar değiştirildi, harekette öne çıkan işçiler işten atıldı, tutuklandı, yurtdışına kaçmak zorunda bırakıldı.

Darbeyi takip eden yıllar boyunca işçilerin talepleri geçiştiriliyor, toplu sözleşme hakkı tanınmıyor, grevler engelleniyordu. 12 Eylül’ün baskı koşullarını kıran dönüm noktası, irili ufaklı mücadelelerle yolu hazırlanan 1989 Bahar Eylemleri oldu. 

BAHAR EYLEMLERİNE GİDEN YOL

12 Eylül öncesi dönem, hem politik hem kültürel alanda devrim sözcüğünün sıkça kullanılmaya başlandığı, devrim beklentisinin tepe noktalara ulaştığı bir dönemdir Türkiye’de. Sermayenin ise başka bir devrim hedefi vardır aynı zamanlarda; 24 Ocak 1980’de ekonomideDemirel öncülüğünde, Özal eliyle “piyasa devrimi” yapıldı. IMF ile Dünya Bankası gibi kuruluşlarla daha önceden dolaylı yollarla kurulan ilişkiler, yerini göbek bağına bıraktı.

Ekonomide yerli üretim sınırlandırıldı, ithalata, sıcak paraya bağımlılık arttı. Özelleştirmeler yoluyla kamu üretimden çekildi. Böylesi bir atmosferde, gittikçe yükselen bir işçi hareketi sermayenin önünde büyük bir engeldi. 12 Eylül cuntasıyla beraber sermaye grupları doludizgin kurmaya başladı serbest piyasa ekonomisini. Geçen yıllar içerisinde, popüler anlatımla, artık ülkeye çikita muz ithal ediyordu ama insanların çikita muz alacak parası yoktu. Hem de, tek gelen enflasyon değildi. Piyasa ekonomisi girdiği her yerde sorunlar yaratırdı elbette. Cuntalar da her darbeyle haklara tırpan vururdu. Fakat ikisi birden geldiğinde, etkileri daha da artıyordu. İşçi sınıfı, teröre karşı yapıldığı iddia edilen 12 Eylül darbesinin, aslında kendine yapıldığını fark ederek, haklarını kazanmak için yeniden örgütlenmekte çok gecikmedi.

AŞK OLSUN DA NETAŞ SANA AŞK OLSUN

Bu noktada NETAŞ Grevi’ni özel olarak vurgulamak gerekir. Çünkü, sendika bürokrasisinin “mevcut yasalarla grev yapılamaz” gerekçesini çöpe atan ve Bahar Eylemleri de dahil olmak üzere sonraki pek çok grev, direniş ve eyleme bir anlamda ilham veren bir özellik taşır NETAŞ Grevi. TİS anlaşmazlığı nedeniyle 1986’da 3150 işçi greve çıkmış, yasanın ancak 4 işçinin grev gözcüsü olarak fabrika önünde kalacağını belirtmesine karşın yüzlerce işçi fiilen grev gözcüsü olarak görev yapmış, bine yakın işçi grevde aktif olarak faaliyet yürütmüştür. 93 gün süren ve kazanımla biten grevin sermayenin dönemsel yönelimlerine indirdiği darbe, işçiler tarafından grev anında söyledikleri “aşk olsun da Netaş (işçileri) sana aşk olsun, iki kaşın arasına taş koydun” şarkısında dile geliyordu.

Darbe karanlığını yırtan grev olarak bilinen NETAŞ Grevi daha sonrasında Kazlıçeşme Deri İşçileri Eylemi’nin, 1989 Bahar Eylemleri ve Büyük Madenci yürüyüşünün temel taşı olmuştur.

BAHAR EYLEMLERİ

İşçi sınıfının yeniden uyanışı olarak bilinen bahar eylemleri 1989’da başladı ve etkileri 90’lı yıllarda da devam etti. Bu dönem, ekonomik olduğu kadar siyasal etkileri de olan işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet hareketinin önemli bir yükseliş dönemiydi. Kamu kesiminde çalışan işçilerin 1989 yılı mart, nisan ve mayıs aylarında başlattıkları bu eylemler 1990’ların hak mücadelelerinin yükselişinde önemli bir rol oynadı. Toplumsal muhalefetin kendine güvenini yeniden kazanmasını sağladı. 

İşçi hareketini yasal olarak boğma ve etkisizleştirmekten başka bir işe yaramayan dönemin 2821-2822 sayılı sendikal yasalarına, hükümet ve patronların “düşük ücret, yüksek verimlilik” dayatmalarına rağmen işçiler hakları için eylemler yapmaktan geri durmamıştı. Saç ve bıyık kesme, sakal bırakma, siyah gömlek giyme, siyah çelenk bırakma, telgraf çekme, yalınayak yürüme, açlık grevi yapma, servis araçlarına binmeme, yemek boykotu, tüketici boykotu gibi üretimi doğrudan etkilemeyen eylemlerden, toplu viziteye çıkma, işe geç başlama, vezne önünde kuyruk oluşturma, iş yavaşlatma gibi üretimi doğrudan etkiler nitelikte eylemlere kadar, miting ve hemen her gün yapılan yürüyüşlerle hayata geçirilen çok çeşitli eylem ve direnişler, işçi sınıfının günlük mücadelesinin önemli bir parçası olmuştu.

1 MAYIS 1989

Dönemin TÜMTİS genel başkanı Sabri Topçu, verdiği bir röportajda* ’89 1 Mayıs’ını şöyle anlatıyor:

"89'da İstanbul'daki çeşitli sendikalar 1 Mayıs'ı kutlama kararı aldı. Petrol-İş, TÜMTİS, Deri-İş, Otomobil-İş, Laspetkim-İş, Kristal-İş, Hava-İş gibi sendikalardan tertip komitesi oluşturuldu. Mecidiyeköy'de kutlanacak. Bazı gruplar Taksim'de kutlama kararı almıştı. Gece evlerimize gitmedik, ne olur ne olmaz diye. Bütün sendikacılar, temsilciler Petrol-İş'te toplandık, olası önlemleri, ne yapacağımızı konuştuk. Tabip Odası'na varıncaya kadar organize edildi. 1 Mayıs'ı Mecidiyeköy'de başlatacağız, oradan Abide-i Hürriyet'te yürüyeceğiz. Sabah erkenden, sendikanın minibüsünü doktorlara teslim ettik, olası bir müdahalede ambulans olarak kullanılması için. 

Mecidiyeköy'deki Laspetkim-İş'te tertip komitesinin toplantısı vardı, oraya çıktık. Başkanlar 1 Mayıs'tan vazgeçtiler. Dönemin milletvekilleriyle görüşülüyor. Deniyor ki binaların üzerinde uzun namlulu polisler var, dışarıya çıkarsanız vurulursunuz... Biz örgütlenme sekreterlerini topladık. İşi biz başlatacağız, bunun dönüşü yok, dedik ve aşağıya indik. 

İçimizden uyarılarımıza rağmen karakol tarafına gidenler oldu, onlar gözaltına alındılar. (Gülerek, böyle olacağını bilerek gittiklerini söylüyor.) Biz öbür tarafa gittik ve tam saati geldiğinde, "1 Mayıs başlamıştır" dedik, "Yaşasın 1 Mayıs" diye slogan attık. Bir baktık onbinlerce insan toplandı. O kadar insan neredeydi... Sokak aralarındaymış, duraktalarmış, mağazanın içindelermiş, o gün Mecidiyeköy'deki herkes 1 Mayıs için gelmişti. 

Çevik kuvvet barikat oluşturdu. Bizim ambarlardan çevik kuvvet deneyimimiz vardı. Kaçmayın arkadaşlar, oturun dedik. Ancak bir kaçış başladı, bizi de sürüklediler. Tekrar geldik, yürümeye başladık, saldırdılar, kafa göz kırıldı."

ÖNCEKİ HABER

Adalet Arayan İşçi Aileleri ve İSİG: 28 Nisan, yas günü ilan edilsin

SONRAKİ HABER

Piar Araştırma Şirketi: Babacan’ın bugünkü oyu %8-9, Davutoğlu’nun % 3 civarı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa