21 Nisan 2019 09:36
Son Güncellenme Tarihi: 21 Nisan 2019 11:21

ODTÜ Stadyumu’ndaki DEVRİM yazısı ve çağrışımları

ODTÜ Stadyumu’ndaki DEVRİM yazısının hikayesi de öğrencilerinin devrim ideası etrafında bir özlem birliği içerisinde kenetlenmesine hizmet eder.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Belma FIRAT

Immanuel Kant, “Aydınlanma Nedir” sorusu bağlamında; bir bütün olarak insanlığı etkileyen, sürekli bir ilerlemenin hatırlatıcısı, kanıtlayıcısı ve gelecekte de süreceğinin göstergesi olan bir olay olarak Devrim’i işaret eder. Fakat burada Kant’ın işaret ettiği olay büyük bir olay olarak “Devrim”in, devrimci girişimin kendisinden ziyade bizzat devrimin aktörleri arasında yer almayan fakat devrimden etkilenen izleyicilerin onu nasıl karşıladığı ve devrimin etrafında oluşan coşku derecesinde özlem birliğidir:

Kant’a göre onu gözlemleyenlerin coşkularının odağı olan devrim; sürekli ilerlemenin hatırlatıcısı olması nedeniyle bir “signumrememorativum”, aynı eğilimin sürdüğünün göstergesi olarak bir “signumdemonstrativum”ve devrim yoluyla ortaya çıkmış ilerleme eğiliminin gelecekte de süreceğinin garantisi olarak bir “signum prognosticum”dur.1

Bu açıdan Kant’a göre devrimin varlığı, ilerlemenin sürekliliğinin güvencesidir. Devrimin çevresinde oluşan coşku, ahlaki bir eğilimin işaretidir.

Öte yandan, devrim düşüncesinin etrafında coşku birliğinin sağlanmasında devrimin hatırlatıcı, kanıtlayıcı ve gelecekte de süreceğine dair işaretleri bünyesinde toplayarak sembolleştirecek, izleyicilere özdeşleşme imkânı sağlayacak olanlar da bizzat devrimin aktörleri olarak tarihe geçen devrimci öznelerdir.

Öyle ise devrime yönelik özlem birliğinin sürdürülebilirliğini sağlayan unsurlar; bir devrim ideası, devrim ideasını besleyip canlı tutacak güçte simgelerin taşıyıcısı olabilecek nitelikte bir tarihsel anlatı ve izleyicilerin hayallerinde özdeşleşerek bu tarihsel anlatının bir parçası olabileceklerini onlara duyumsatan devrimci faillerin varlığıdır.

Badiou’nun Bir İdea Olarak Komünizm isimli makalesinden yola çıkarak, devrimci ideanın hakikatinin kurmaca bir tarafı olduğunu ifade etmek mümkündür çünkü devrimci idea; tarihi kişilikler – özel isimler - üzerinden hayal gücünün faaliyetiyle kurulan bir özdeşliğin sembolik bir tarih anlatısına yansıtılması ile varlığını sürdürür. Dolayısı ile Badiou’ya göre: “İdea hakikati kurmaca bir yapı içerisinde ifşa eder.”2

Devletin karşısındaki devrimci aktörler ise anonim kitlelerin, adı konmayanların özgürleştirici politikasının taşıyıcılarıdır. Fakat bu özgürleştirici politika onu tarihsel olarak belirleyen ve temsil eden özel isimlere bir simge olarak ihtiyaç duyar:

“Sıradan birey bu özel isimlerde kendi bireyselliği için bir aracı olarak, kendi bireyselliğinin sınırlarını zorlayabileceğinin bir kanıtı olarak parıltılı, ayrıksı bireyleri keşfeder. Milyonlarca militanın, isyankârın ve savaşçının temsil edilemez anonim eylemi o basit, güçlü özel isim sembolünde bir araya getirilir.”3

Böylelikle militanda sembolleşmiş deneyim, seyirciyi bu deneyimin kısmi katılımcısı haline getirerekİdea’nın paylaşılmasını imkanlı hal getirecektir. İşte bu nedenleBadiou’ya göre: “Sapa bir varoşta yapılan beş kişilik bir toplantı, barındırdığı tehlikenin ifadesi nedeniyle sonsuz bir güce sahiptir.”4

İşte bu nedenle; ODTÜ Stadyumu’ndaki DEVRİM yazısının yazılmasının hikayesi de bir “signumrememorativum”, bir “signumdemonstrativum” ve bir “signumprognosticum” olarak benzer bir etkiye sahiptir. Hem direniş tarihini bir imge aracılığı ile sembolize etme gücü hem de hikayenin faili olan ve izleyen yıllarda yaralı olarak kurtulan biri hariç, faili meçhullerde, çatışmalarda, idam edilerek hayatlarını kaybeden devrimci gençler üzerinden kurulan özdeşliklerin taşıyıcı gücüyle, ODTÜ öğrencilerinin devrim ideası etrafında bir özlem birliği içerisinde kenetlenmesine hizmet eder.

Hikayeyi Mustafa Yalçıner’in anılarından aktaralım:

“Bir gün Hüseyin İnan elinde bir paketle çıkıp geldi. Böyle kutu gibi bir şey, poşet içinde. ‘Dede’ydi lakabı, ‘Nedir Dede?’ dedik. ‘Boya’ dedi. ‘Ne boyası?’ ‘Japon boyası.’ ‘Ne işe yarar?’ ‘Sağlam bir boya.’ ‘Ne yapalım?’ Orada konuştuk biraz, ‘Ne yapacağız, yazalım’ dedik. ‘Nereye yazalım? Böyle büyük bir şey olsun.’ Ama bunlar hep ayaküstü konuşuluyor ortalıkta yürürken. Alparslan, Taylan, Yusuf Aslan; beş kişiydik zaten. Kimseye haksızlık yapmak da istemem ama aklımda kalan öyle. Bir gece, sabaha kadar yazı yazmayı sürdürdük. Hüseyin İnan getirdi boyaları, yazalım dedik. Neyi yazacağımızı tartışmadık. Hem o işin doğallığının getirdiği gereklilik belliydi, hem de oraya sığacak yazı bakımından da belliydi. Buraya ‘DEVRİM’ değil de başka ne yazılabilir, dönemin ruhu – hani zamanın ruhu deniyor ya – devrimdi… Hava ışımadan işi bitirdik ve geçtik karşıdan şöyle bir seyrettik ama o zaman hiç böyle bir geleceği olacağını öngörmemiştik. Yıllar sonra üstünü kireçle boyadılar kustu, çimento döktüler kustu, mozaik çekiciyle betonu kırdılar olmadı. Beton o kadar emmiş ki bunu, ne yapılırsa yapılsın üstünü gideremedi… Tabii ben şimdi çok mutluyum çünkü orada sürekli ‘DEVRİM’ var. Hem bir dönemi sürekli hatırlatıyor hem de devrim ihtiyacını.”5

  1. Foucault, Michel: “Aydınlanma Nedir”, Özne ve İktidar, sa:170, çev: Ergüden, Işık-Akınhay, Osman, Ayrıntı Yayınları, 2016
  2. Badiou, Alain: Komünizm İdeası, “Bir İdea Olarak Komünizm”, ed.:Badiou ve Zizek, çev.: Ahmet Ergenç ve Ebru Kılıç, sa:18, Ayrıntı Yayınları, 2017
  3. Badiou, Alain, sa:23-24
  4. Badiou, Alain, sa:26
  5. Bürkev, Yalçın: ODTÜ Tarih Direniyor, sa:131-132, NotaBene Yayınları, 2016

ÖNCEKİ HABER

Gebze'den sonra Kızıltepe'de anneler polislerce yerde sürüklendi

SONRAKİ HABER

Afyon'da yolcu otobüsü devrildi: Ölü ve yaralılar var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa