28 Mart 2019 05:10
Son Güncellenme Tarihi: 28 Mart 2019 15:55

HDP Mardin Eş Başkan Adayı Ahmet Türk: Kayyım rövanşı için adayım

Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Ahmet Türk adaylık sürecini ve projelerini Evrensel'e anlattı.

HDP Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Ahmet Türk

Fotoğraf: Fırat Topal / Evrensel

Paylaş

Şerif KARATAŞ
Fırat TOPAL
Mardin

Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Ahmet Türk, seçildiği Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı görevinden, 17 Kasım 2016 günü kayyımla alındı. 31 Mart yerel seçimlerinde HDP’nin Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı olan Ahmet Türk, sorularımızı yanıtladı. İktidarın kullandığı dili eleştiren Türk, “Halk her şeyi görüyor, halk hakemdir. Halk iradesini ortaya koyacaktır” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakı içerisindeki diğer birçok isim, ‘beka’ seçimi olarak adlandırdıkları bu seçim sürecinde, partinize yönelik sıkça suçlayıcı ifadeler kullanıyor. Oradan başlasak.

Sonuçta bir yerel seçim. Halk, iradesini ortaya koyarak yöneticilerini, hizmet edecek olan insanları seçecek. Ama bu seçimi, bir hesaplar seçimine, referanduma dönüştüren bir anlayışla karşı karşıyayız. Hatta bunun ötesinde Cumhurbaşkanı’nın, her gün meydanlarda bu yarattığı sistemi oylatmaya yönelik bir yaklaşım içerisinde olduğunu hissediyoruz, görüyoruz. Agresif bir dille Türkiye’nin geleceğine büyük zararlar veriyor. Bir iki puan uğruna Türkiye’yi bu hale getirmenin gerçekten yazık olacağını düşünüyorum ve buna inanıyorum.

Yoksulluktan, işsizlikten ve ekonominin gidişatından söz edemiyor. Beraberinde bugün Kürtleri hedef alan, Kürtleri düşman gösteren bir mantıkla seçim yürütüyor. Bu da apolitik kesimlerin elinden tutmaya yönelik bir politikadır, “Yüzde 50 benim olsun gerisi önemli değil”dir.

Partinizin seçim çalışmaları sırasında karşılaştığı baskılar açısından neler söylersiniz?

İlçelerden köylere kadar, her tarafta devletin baskısıyla karşı karşıyayız. Burada AKP diye bir şey yok, devlet bunu yapıyor. Midyat’ta kaymakam çıkıyor, seçim bürolarının açılmasını engelliyor. YSK’ye itirazı yapıyoruz, buralarda büroların açılması konusunda karar alıyoruz ama bundan sonra yine o kaymakam gidip dükkanını seçim bürosu için veren adamı tehdit ediyor. Köylere gidiyor “Ahmet Türk geldiği zaman yanına gitmeyeceksiniz, merhabalaşmayacaksınız, elini tutmayacaksınız” gibi ifadeler kullanıyor. Kamu görevi yapan kaymakam, vali eğer bir partinin il başkanı gibi çalışıyorsa bu nasıl bir demokratik seçim, nasıl demokratik ortam? Ama bütün bunlara rağmen aşacağız. Halk her şeyi görüyor, halk hakemdir. Halk iradesini ortaya koyacaktır.

"KAYYIM RÖVANŞI İÇİN ADAYIM"

Belediye başkanı seçildiniz, kısa bir süre sonra yerinize kayyım atandı. İki yıl aradan sonra tekrar yerel seçim var ve yine adaysınız. Adaylık sürecinizi biraz açıklar mısınız?

Uzun süredir siyasetin içerisindeyim. Belli bir yaşa da geldim. 2014 yılında Büyükşehir Belediye başkan adayı olduğum zaman bir açıklama yapmıştım ve siyasetimin sonu olduğunu, gençlere yol açmamız ve kendimizi yenilememiz gerektiğini ifade etmiştim. Fakat kısa bir süre sonra kayyımın atanmasıyla halkın iradesi elinden alındı. Biz de bu nedenle, geri durma gibi bir anlayış içerisinde olamazdık. Kayyımın rövanşını almak ve halkın iradesinin gasbedilmesinin haksızlık olduğunu göstermek için tekrar aday oldum. Türkiye’deki demokrasi anlayışını anlamakta zorluk çekiyoruz. Şimdi Cumhurbaşkanı çıkıyor, “Venezuela’da Maduro halkın oyuyla geldi, halkın oyuyla gider” diyor ama burada 95 belediyeye kayyım atıyor.

Sayıştay raporlarıyla, kayyım yönetiminin yolsuzlukları gündeme gelmişti. Buna dair yorumunuz ne?

Mevcut dosyalar, faturalar, ihaleler hepsi yarın gün yüzüne çıkacak. Şimdi belli olmadan bir şey söylemek istemiyorum ama halktaki tartışmalara baktığımızda kayyımların gerçekten acınacak bir noktada olduğunu görüyoruz. Kayyımın özel kalem harcamaları, bizim dönemimizdekinin 20 katına çıkmış. Belediye başkanı olduğumuz günden sonra Sayıştay görevlileri ve İçişleri Bakanlığına bağlı müfettişler bir buçuk yıl belediyeden ayrılmadı. Ama bir de AKP’nin belediyelerine bakıyoruz, kayyımdan sonra Mardin’de bir müfettiş bile inceleme yapmıyor...

“Şeffaf belediyecilik” diyorlar, “Hizmet ettik” diyorlar, o zaman niye bu hesapları açmıyorsunuz? Teftiş kurulu raporları niye ortaya çıkmıyor? Belediyeler ile ilgili İçişleri Bakanlığına yapılan şikayetler reddediliyor. Kayyım yönetimleriyle ilgili yolsuzluk iddiaları var, araştırılsın. Dürüst kayyımlar da olabilir ona bir sözüm yok ama kim yolsuzluk yaptıysa ortaya çıkması lazım. Şunu da söyleyeyim, 95 belediyemize baktığınızda rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hiçbir şeyimiz çıkmadı.

Nasıl bir belediyecilik yapacaksınız?

Bütün projelerimizi ifade etmeye çalıştık. Bu projelerimiz bizim yol haritamızdır. Bütün bu projeleri yerine getirmek konusunda ekonomik imkanlara sahip olmayacağımızı biliyoruz çünkü bugün sıfırın altında bir belediye var. 3 yıl, 4 yıl sonraya borçlandırılmış bir belediye var. İşçilerin maaşını veremeyen, daire başkanlarına haftada 15 litre mazot veren bir belediyeye dönüşmüş. Projelerimizi ortaya koyduğumuzda gelecekle ilgili nasıl bir kent düşündüğümüzün mesajını veriyoruz. Bunları gerçekleştirmek için çaba göstereceğim ama bu ekonomik imkanları kısıtlar, bunların önünü kapayacak şeyler yaparlarsa elbette ki tamamını gerçekleştirme şansına sahip olmayacağız. Halkımız da bunu bilsin, biz bunları yapmak istiyoruz ama imkanlarımız ne olur, onu da şimdiden görmemiz mümkün değil.

"YAŞAMA HAKKINI SAVUNMAK LAZIM"

Tecride karşı süren açlık grevleri var, hükümetin sessizliği sürüyor. Neler diyeceksiniz?

Toplumun bir bütün olarak yaşama hakkına sahip çıkması lazım. Demokratik bir refleks diyorum, farklı bir şekilde söylemiyorum. Bazıları yanlış kullanıyor. Demokratik tepkilerini ortaya koymalılar. Ülkede aydınlar var, sanatçılar var, sosyalistler var, Marksistler var, vicdan sahibi insanlar var. Açlık grevindekilerin durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Leyla Güven’in durumu ortada. Şimdi yaşama hakkını savunmak lazım, yaşama hakkını savunmak için devreye girmek gerekiyor ama maalesef bir sessizlik var. Bizim yaptığımız çalışmalar var fakat ambargo var, kontrol altına alınmış bir basın var. Ölümlerin önüne geçmek için hepimize vicdani bir sorumluluk düşüyor. Ne yapabiliriz bu konuda? Zaman zaman ben de iktidar partisinden ana muhalefete kadar, ölümlerin önüne geçelim diye bazı görüşmeler yaptım. Özellikle Adalet Bakanlığına tekrar çağrı yapıyorum: Tecridin kaldırılması gerekir çünkü hukukçuların da ifade ettiği gibi, tecrit hukuksuzdur.

Başından beri hep şunu ifade ettik: Biz, tüm halkların demokratik ortak bir değerde buluşmasının mücadelesini veriyoruz. Biz Türkiye’de demokratik bir cumhuriyetin mücadelesini veriyoruz, adil eşit bir yönetim anlayışındayız. İnkara dayalı olmayan bir anlayışın gerçekleşmesini istiyoruz. Burada sorun halklar sorunu değil. Kürtlerle Türklerin hiçbir sorunu yok, başka halklarla hiçbir sorunu yok. Burada durumu adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesi olarak değerlendirmek lazım. Bunu, özellikle toplumun apolitik kesimlerine başka türlü yansıtarak “Bunlar bölücü, ülkeyi bölmek istiyorlar” diye sundular. Türk halkı, Kürt halkının düşmanı değil. Geçmişte bir Türk bir yere gittiği zaman komşusu olan Kürt’e evini teslim ederdi. Bir güven var halklar arasında ama siyasetçilerde geleceğimizi karartacak bir anlayışın hakim olduğunu görüyoruz.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

'Osmanlıdan Günümüze Kadın Dergileri' sergisi açıldı

SONRAKİ HABER

Önce sandık başına sonra sandık peşine

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa