15 Şubat 2019 17:58

Bir “abluka”dan fazlası

Geçtiğimiz günlerde ODTÜ BİYOGEN ve Evrim Ağacı tarafından düzenlenen 13. Aykut Kence Evrim Konferansı (AKEK) bu yıl ODTÜ’de gerçekleşmedi.

Fotoğraf: BİYOGEN

Paylaş

Ekin Yoldaş KALI

ODTÜ

Geçtiğimiz günlerde ODTÜ BİYOGEN ve Evrim Ağacı tarafından düzenlenen 13. Aykut Kence Evrim Konferansı (AKEK) bu yıl ODTÜ’de gerçekleşmedi. Aylar öncesinden ODTÜ Kongre Ve Kültür Merkezi’nde yer ayırtılmış olmasına rağmen ODTÜ yönetimi “tadilat” gerekçesiyle konferansa teknik olarak gerçekleşmesi imkansız olan yerler gösterdi. Bu süreçte AKEK gibi başka etkinliklere de yer verilmedi. 6 Şubat günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Teknokent Bilim ve İnovasyon Merkezi’nin açılışına “teşrif etmesi” ile vaziyet açıklık kazanmış oldu. Öğrencilerin durumu gözetilmeksizin akademik takvim değiştirilerek ders kayıtları ve başlangıç tarihi dahi ODTÜ yönetimi tarafından ertelendi. Rektörlük “yine” gönderdiği bir e-posta ile tüm bu durumun ve alınan “güvenlik” önlemlerinin kendilerinden bağımsız olduğunu, ODTÜ’de hiçbir bilim etkinliğini yasaklamadıklarını ifade etse de gerçeklik bu ifadelerin epey uzağında. Açılışta gerçekleştirilen konuşmalar ve tüm bu uygulanmalar ile durumun görünenden daha çetrefilli olduğu anlaşılıyor. Öğrencilerin çoğunun okulda dahi olmadığı bir tarihte binlerce polis, özel harekat, helikopterler, zırhlı araçlar, bariyerler, çatı tepelerinde keskin nişancılar ile okulu tam teşekküllü bir ablukaya alan; yurtlarda tek tek kafa sayımı yaptıran, okul içerisinde öğrencilerin geçişlerine dahi izin vermeyen iktidar-ODTÜ yönetimi işbirliği neyi hedeflemektedir? Meselenin daha geniş bir yerden kavranabilmesi için yakından incelemek faydalı olacaktır.

İKTİDAR VE ODTÜ YÖNETİMİNİN İŞBİRLİĞİ

Açılışta ilk konuşmayı gerçekleştiren, ODTÜ Rektörlüğü’ne Erdoğan tarafından atanan M. Verşan Kök, atandığı günden bugüne yapılan dersliklerden, silah üretimi için gerçekleştirilen projelere “icraatlarını” kalem kalem sundu. Kendisi ve hiçbir temsiliyetine sahip olmadığı ODTÜ adına Erdoğan’ın “teşrifleri” önünde saygı ile eğilen, hediye takdim eden Kök, “arz”larını bildirirken “tek adam”a biatını açıkça ilan eden bir rapor verdi. Konuşmasında icraatların yapılmasında ODTÜ mezunlarından ve diğer yerlerden toplamda 54 milyon TL bağış toplandığını belirten Kök, “Yani her şeyi devletten beklemedik sayın Cumhurbaşkanım.” ifadesi ile AKP’nin icraatçı politikalarının üniversite içinde nasıl yürütüldüğünü, bir devlet üniversitesinde öğrencilerin talep ve isteklerini karşılamaya sürekli kulaklarını tıkayan yönetimin milyonlarca liranın sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl kullandığını göstermiş oldu. “Zat-ı alinizin yakından takip ettiği KYK yurdu ile ilgili müjdem var sayın Cumhurbaşkanım.” sözleriyle, hiçbir ODTÜ bileşeninin hesaba katılmadan yapılması kararı alınan, okulun yönetim ve arazi bakımından bütünlüğünü parçalayan, ranta açılmasını kolaylaştıran KYK yurdu için kimin isteklerinin hesaba katıldığını ve belirleyiciliğe sahip olduğunu bir “emir eri” edasıyla müjdeleyen Kök, “tek adam rejimi”nin ODTÜ’deki etkilerini ve bunun garantörü olabilmek için nasıl canhıraş çalıştığını göstermiştir. Görüldüğü üzere ODTÜ ülke sathındaki politikaların kıyısında veya gölgesinde değildir. Engellenen topluluk etkinliklikleri, öğrencilere yağdırılan cezalar, üretilen proje ve performanslar ile sermaye için bir pazar alanına dönüştürülmeye çalışılan ODTÜ’de, iktidarın politikalarının nasıl ilmek ilmek dokunduğu ve ODTÜ yönetiminin karakteri açıkça görünüyor. Tüm bunlar gerçekleşirken öğrencilerin ve ODTÜ bileşenlerinin tepkileri, istekleri çeşitli biçimlerde engellemelerle karşılaşmaya devam ediyor. İktidarın üniversiteye olan etkisi bir “ablukadan” fazlasını yapmayı hedeflemektedir. İnşası için her türlü baskı politikası izlenen ve tüm olanaklar seferber edilen “tek adam rejimi”, ODTÜ yönetimi ile okulun içinde vücut bulmaya çalışmaktadır.

SERMAYENİN ÇIKARLARINI GÖZETEN ÜNİVERSİTELER

Açılışta konuşma yapan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Fikri üreten, AR-GE’sini yapan, yüksek kalite ile ürünü somutlaştıran ve son aşamada piyasaya sunan, icat çıkaran gençler istiyoruz.” sözleriyle Milli Teknoloji hamlesi olarak nitelendirilen planlamada gençlerin payına ne düştüğünü göstermiş oldu. Üniversitelerdeki Teknoparkların önemini sürekli vurgulayan Varank, buraların akademik bilginin ticarileştiği, firmaların en verimli şekilde çalışabildiği alanlar olduğuna ifade etti. Üniversite öğrencileri açısından istedikleri ve özlem duydukları bir gelecek bu şekilde mi sağlanacaktır? Akademinin özgürlüğü ayaklar altına alınırken, öğrencilerin kendi ilgileri doğrultusunda sosyal, kültürel ve politik olarak üretmelerinin önüne duvarlar örülürken, üniversite bileşenlerinin temsiliyeti yok sayılarak “tek adam” yönetimi her yerde baskı ile kendi politikalarını uygulamaya girişirken istedikleri gençlik buna biat eden ve bu politikaların teminatı olan bir gençlik. Oysa üniversiteler özgür düşüncenin egemen olduğu alanlar olarak, toplum yararına, toplum içerisinde konumlanmalıdır. Bunun karşısında iktidar, Teknoparklar, üretilen proje ve performanslar ile şirketleşen ve ticarethanelere dönüşen üniversiteler ve kendi geleceği için değil egemen sınıfın çıkarları için “üreten” bir gençlik istemektedir. Kuşkusuz bu gençliğin istek ve özlemleri ile örtüşmüyor. Ancak nihayetinde bakan Varank, bugün egemen sınıfa hizmet eden “tek adam”a dayalı devletin en ileri yönetim kurulunun bir parçasıdır.

HAMASİ SÖYLEM OLARAK “BAĞIMSIZLIK”

Recep Tayyip Erdoğan ise bir “fetih” müziği eşliğinde kürsüye çıkarak konuşmasını gerçekleştirdi. Teknokentleri ile üniversiteleri öğretim elemanları ve öğrencileri ile bir kuluçka merkezi ve insan kaynağı olarak nitelendiren Erdoğan, “ODTÜ’nün kuruluş kanunu 16 yıldır inşa etmeye çalıştığımız politikaların ifadesidir.” dedi. Burjuvazinin en ileri temsilciliğini yürüten Erdoğan, “kuluçka merkezi” olarak nitelendirdiği üniversiteler ve yukarıdaki ifadeleri ile sermayenin sömürüyü arttırmaya dönük politikalarına işaret ediyor. Küresel yarışta “teknolojik bağımsızlık” kazanmak için güç kaynağı olarak görülen yüksek öğrenim ile AKP-Erdoğan iktidarı, emperyalist bir güç olabilme ve bu paylaşım yarışında yerini alabilmek için üniversitelere düşen rolü açıkça gösteriyor.  Almanya’da 4.0 vb. ile kıyaslanan, Çin’de sanayi ve üniversite işbirliği örnek gösterilen Milli Teknoloji Hamlesi ve Dijital Türkiye politikasından ne anlamak gerekiyor? Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü kaynakları emperyalistlere peşkeş çekilmiş, çekilmeye devam ediyorken, uluslarası tekelci ve işbirlikçi burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden politikalardan “bağımsızlık” çıkar mı? Ülkenin sınai ve tarım alanında üretiminin yarısından fazlası dışa bağımlı hale getirilmişken bağımsızlıktan söz etmek imkansızdır. “Teknoparklarda öyle herkese yer yok, şirketler seçilmeli yoksa kuruluş amacından sapar.” ifadesi ise özellikle Erdoğan’ın temsilcisi olduğu tekelci burjuvazinin üniversiteleri nasıl talan etmeye giriştiğine işaret ediyor.  Burada bahsi geçen ve merkezine üniversitelerin konulduğu politikanın biz gençlerin ve halkın yararına olmadığı net bir biçimde anlaşılıyor.

SİSTEMİN GELECEĞİ İÇİN GELECEĞİ YOK EDİLEN GENÇLİK

“Bu süreci üniversiteler ilerletecek. Ben bu işi yapamam. Ben milletin siyaseten başındayım, siz ilim ve irfanın temsilcilerisiniz. Eğer biz de bütünleşirsek vatansever ve milletperver bir nesil ile ülkeyi uçururuz.” ifadesi ile ülke çıkarları örtüsü altında sermayenin dişlileri arasına sıkıştırılmış bir nesli tarif eden AKP-Erdoğan iktidarının neden olduğu krizin yükü bizleri en temel yaşamsal faaliyetleri bile sürdürmekte güçlük çeker hale getiriyor. Sosyal, kültürel ve politik olarak kendi ilgilerimiz doğrultusunda üretmemiz engellenirken, iktidar “hayallerimizi” kendi menfaatleri ile birleştirmemizi bekliyor. Edindiğimiz bilginin toplumsal koşulları insanca biçimlendirmek için değil belli bir sınıfın egemenliğine araç olarak kullanılmak isteniyor. Öğrencilerin ticarete hizmet için kullanılmasının merkezi olduğu açıkça ifade edilen Teknoparklar, “seçilmiş” firmalara devlet teşvikleri ile kuşandırılıyor. Özetle, kendi geleceğini yok eden bir sistemin geleceğini teminat altına alan bir gençlik istiyorlar. Ancak bizim hayalizimdeki gelecek bununla hiç örtüşmemektedir ama hayallerimiz dahi “tek adam rejimi” ve egemen sınıfın hizmetine sürüklenmeye çalışılmaktadır. Egemen sınıf, görüldüğü üzere gençliği kazanmak için amansız bir çaba içerisinde. Onların kazanmasının bizim özlem duyduğumuz özgür bir yaşamın, halkın yararına bilim üretmenin, kendi isteğimiz doğrultusunda bir geleceğin tam tersi olduğu ise gün gibi ortada duruyor.

“BELİRLEYİCİ OLAN YAN YANA GELMEMİZ”

Tüm “gösterişiyle” gerçekleşen bu açılış, ODTÜ’nün ötesinde iktidarın politikalarının üniversiteleri ve gençliği koyduğu hedef bakımından bir hamle. Erdoğan’ın okulda öğrencilerin olmaması için olağanca önlem ile ODTÜ’ye gelmesi ise bir “zafer” ya da “yenilgi” değil. Keza egemen sınıf ve iktidar gençliği kendi politikalarına kazanamadığı sürece başarısız olacağının farkında ve bugün büyük ölçüde üniversite gençliğini kazanabilmiş değil. Ancak karşısında güçlü bir birliktelik ve mücadele hattı olmadığı sürece bu politikalar üzerimizdeki baskı ve sömürü koşullarını ilerletecektir. Bu noktada esas belirleyici olan ve bizlere düşen kendi geleceğimizi elimize almak için ne ölçüde yan yana geldiğimiz ve bu birliktelikleri güçlendirdiğimizdir.

ÖNCEKİ HABER

Daha güçlü bir 8 Mart için!

SONRAKİ HABER

İngiltere'de bir tırda 1'i çocuk 39 kişinin cesedi bulundu

Reklam
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa