10 Şubat 2019 04:56

Suriye’de Mutabakatlar: Adana, Washington, Moskova...

Mustafa Yalçıner yazdı: Suriye’nin ve Suriye üzerinden Erdoğan Türkiye’sinin geleceği bu “iki arada bir derede” çizgide şekillenecek.

Suriye’de Mutabakatlar: Adana, Washington, Moskova...

Fotoğraf: TSK

Paylaş

Mustafa YALÇINER

Suriye tam bir “mutabakat kazanı”na döndü. Ya da belki “cadı kazanı” dense daha açıklayıcı olur.

Ama kazan mı kazan! Ellerde kepçe, karıştırılıp duruyor.

Eskiden Özal’ın “kazan kazan” politikası vardı. O, hırslı olmasına hırslıydı, ama haddini de bilir, fazla yüksekten uçmazdı. Sırtını büyük ortağına dayamayı hiç ihmal etmez, ama az ama çok, ortaklıktan gelecek payla yetinmeyi bilirdi. Tabii ki yüksek tutmaya çalışır, ama olmazı zorlamaktan kaçınırdı. Genelkurmay eski başkanlarından Torumtay’ın abartılı bulup ancak istifa ederek önleyebildiği 1990’ın sonundaki Irak’a kara harekatı ABD’yle birlikte yürütülecekti. Anlaşıldığına göre, Özal’a Musul önerilmişti. Üstelik o dönemler ne Çin heyula gibi büyüyüp Amerika’nın karşısına dikilmişti ne de çözülmekte olan Rusya bugünkü gibi Ortadoğu’da yayılma peşindeydi. Hazırlıksız da olsa ABD’nin dümen suyunda düzenlenecek bir Irak seferi, günümüzdeki Suriye seferlerinin siyasal stratejik koşullarıyla kıyaslandığında, pek kolay sayılırdı.

Bugünkü başka “kazan”. Şimdi diklenilmediği ama dik durulduğu söyleniyor. Amerika’yla ilişkilere, Özal günleriyle karşılaştırıldığında “berbat” denebilir. Bush’la Özal’ın arasından su sızmazdı. Şimdi Trump’la telefonlaşırken iyi olduğu ileri sürülen ilişkilerin pratikteki akışına bakılırsa sürekli bir çekişme hali görülüyor. “Ver”, “olmaz”; “al”, “bakalım”... Hani hikayedeki hırsızı yakalayan genç gibi. “Getir” –“gelmiyor”.. “Bırak” – “bırakmıyor”!

Trump Amerikan askerlerinin Suriye’den çekileceğini açıklayınca bir sevinç bir sevinç ki sormayın! Hatta bizden korktu da çekiliyor yorumları yapıldı. Sonra ipe un serilince bu kez ABD’nin yine zamana oynadığı konuşulup yazılmaya başlandı iktidar ve yandaşı medya çevrelerinde.

Patriot satışı serbest bırakılmıştı. F-35’lerin de verileceği söyleniyordu. ABD, Türkiye ile Rusya (ve İran) ilişkilerinin durmadan yakınlaşmakta olduğunu görüp manevra yapmaktaydı. Suriye’den asker çekme de, ABD mali oligarklarının izlenecek politika ve taktikler konusundaki iç çekişmesinin yanı sıra bu içerikli bir manevra niteliğindeydi. Ancak açıktı ki ABD “havuç”un yanında “sopa”yı da ihmal etmez; arada bir “bir üst düzey yetkili”, “Türkiye’nin S-400 alımından vaz geçmeden Patriot alamayacağını”, üstelik F-35 programının yaptırıma maruz kalabileceğini” söyler dururdu.

Rutine bağlanmıştı; bu tür açıklamalar gelir, hatta yine “Amerikalı yetkililer” bazen Venezuela’yla altın alış-verişi bazen bir başka gerekçeyle ekonomik yaptırımların sözünü ederlerdi, ama “ortak işler” de kotarılmaya devam edilirdi. Münbiç’te örneğin, Erdoğan zaman zaman diklense de, “ortak devriye” ve “yol haritası” hâlâ eskimemişti. Çavuşoğlu’ysa, yardımcısının ABD’de meslektaşıyla görüşmesinin ardından “ABD’nin çekilmesi için ortak güç oluşturuldu” açıklamasını daha iki gün önce yaptı.

“Yerli-milli” deniyor, ama; aynı gün Erdoğan Beştepe’deki Sarayı’nda topladığı Amerikalı tekellerin temsilcilerine “Uluslararası yatırımları teşvik için sağladığımız kolaylıklardan daha çok faydalanın. Özellikle savunma sanayiinde ortak yatırımlara girişmemizi çok önemsiyorum” çağrısı yaptı. Söylediğine göre, “Stratejik ortaklık günlerine dönüş” başlamıştı.

Amerikan emperyalizmi Türkiye’yi tabii ki yeniden kendi safına kazanmak ister. “Havuçları” ile bunu ortaya koyuyor da. Ancak “perhiz”in yanında “lahana turşusu” da var!

İşte bu açıklamaların haberinin verildiği aynı günün Y. Şafak Manşeti: “Terör Cephesi Tehdit Etti”. Üst spotunda “7 ülke Fırat’ın doğusuna müdahaleyi engellemek için Türkiye’yi hedef aldı” yazılı.

Hani rivayetin muhtelif olduğu bir “terörden arındırılmış bölge” ya da “tampon bölge” tartışması var ya! Erdoğan-AKP yönetiminin “Benden sorulacak” derken biraz fazla ileri gittiğini gösteren bir gelişmenin haberini veriyor ya da önünü kesmeye çalışıyor yandaş gazete. Diyor ki: “7 ülke Türkiye’nin Suriye ve terörle mücadele politikasını dolaylı yoldan hedef aldı. Ortak açıklamada, ‘Askeri çözüm isteyenlerin yalnızca gerilimi tırmandıracağı ve çatışma riskini artıracağına inanıyoruz’ ifadesine yer verildi. Wall Street Journal gazetesi, ABD’nin Suriye’de Batılı müttefikleriyle yeni bir güç oluşturarak, Fırat’ın doğusunda Türkiye sınırına paralel tampon bölgeyi bu güce devretmeyi planladığını yazmıştı.”

Bu 7 ülke, başta ABD olmak üzere, Fransa, Almanya, İngiltere, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan. Ortak deklarasyonlarında “Türkiye’nin bölgeyi istikrarsızlaştıran güç” olduğunu söylediler. Dediklerine göre, Suriye “kazanı”nı karıştıran “kepçe” Türkiye!

Ama yanına yakın müttefiklerini alarak Amerikan emperyalizminin de, tıpkı Venezuela gibi, Ortadoğu ve özel olarak Suriye’yi de karıştırmakta ve istikrarsızlaştırmakta olduğu tartışma götürmez. Üstelik 2011’de bu işe, AKP Türkiye’si ile birlikte başlamıştı.

Rusya peki? Suriye iç savaşının eski kurulu düzen -ne kadar seçilmişse o kadar seçilmiş de olan Esad rejimi- lehine son bulması yanlısı olduğuna bakılırsa “istikrar gücü” mü? “Barış” dediğe göre böyle mi sayılması gerek? Ama onun “barışı”nda da, tıpkı “Pax-Americana” gibi, halklara yer yok!

ABD “çekileceğim” açıklamasının gereğini yapacak olsa, Suriye’de Türkiye Rusya (ve İran’la) baş başa kalacak! Nitekim, bütün sevinmelerin boşuna olduğunu belirten ilk atak geliyor ve Rusya Adana Mutabakatını hatırlatıyor. Oysa “Amerikan çekilmesi”nin sözü edilmezken, Rusya, ABD ile karşı karşıya getirmek için, Türkiye’yi “Fırat’ın doğusu”na yöneltmekteydi! Şimdiyse Adana Mutabakatı!

AKP kendine yontuyor, ama bu mutabakatta “Türkiye ile Suriye’nin birlikteliği”ne vurgu var. Bu ne demek? ABD Türkiye’ye kendi Suriye politikasını dikte ederken, Rusya da öyle yapıyor ve Türkiye’ye kendi Suriye politikasının peşine takılmanın yolunu gösteriyor. Hâlâ Esad’ı tanımayıp hedef alan AKP Türkiye’sine Esad’ı tanıma ve onunla ve asıl Rusya ile birlikte yürüme dayatması. “Aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık” noktasındaki Türkiye, “alt düzey temasları” başlatıyor. Erdoğan “Olur, bundan bir şey çıkmaz” diyor.

Suriye’nin ve Suriye üzerinden Erdoğan Türkiye’sinin geleceği bu “iki arada bir derede” çizgide şekillenecek. ABD ile Rusya arasındaki çelişkilerden yararlanıp bu iki büyük gücü birbirine karşı kullanarak kendi yolunu açma niyeti bir yanda.. İki büyük emperyalist güç ve arada kalıp yalpa vurmalar bir yanda. Bu, çıkmaz yoldur! Arada kalan Türkiye, “tepişen filler”in ayaklarının altında “çimen”in kaderini paylaşmaktan kurtulur mu, görülecektir. Suriye’nin geleceği ise, “asker çekme” darbımeselinin rağmına, şimdilik birkaç puan üstün olsa bile hâlâ Rusya’nın ABD’yle güreşinin sonucuna bağlı. Ya Kürtler? Onların geleceği de bu güreş ve sonucundan azade değil.

ÖNCEKİ HABER

Kumluca'da heyelan seralara zarar verdi, evler tehdit altında

SONRAKİ HABER

Evrensel çalışanları yarın hakim karşına çıkacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa