Netflix gibi dijital platformlar televizyona bakışımızı değiştirdi mi?

Dijital platformların geleneksel televizyon yayıncılığına etkisini, izleyici alışkanlıklarını ve sansürü Akademisyen Ece Vitrinel ile konuştuk.

08 Şubat 2019 04:35
Son Güncellenme Tarihi: 11 Şubat 2019 07:53
Paylaş

Hazırlayanlar: Duygu Ayber Gültekin, Okan Başal, Onur Kavak, İsmail Gökhan Bayram, Olgun Dursun

Netflix, Amazon Prime, Hulu, Apple TV, puhutv, BluTV, Turkcell TV Plus gibi çevrimiçi içerik servislerinin adlarını son dönemde sıkça duyar olduk. IMDB ve YouTube da bu alanda önemli adımlar atmaya başladı. Genellikle belli bir aylık ücret karşılığı hizmet sunan ve geniş kitlelere ulaşan bu servisler, medyanın ve eğlence sektörünün önde gelen aktörleri arasına girdi. Dosyamızda, abonelikli isteğe bağlı video servislerinin izleyici alışkanlıklarına, televizyona, sinemaya ve festivallere etkilerini masaya yatırdık.

Dosyanın ikinci gününde, Netflix gibi dijital platformların geleneksel televizyon yayıncılığına etkisini, izleyici alışkanlıklarını ve sansürü Akademisyen Ece Vitrinel ile konuştuk.


Duygu AYBER GÜLTEKİN

Bir yanda başka işlerle meşgul olsak dahi sırf evde ses olsun diye açtığımız, sevdiğimiz bir filme denk gelince başından ayrılmakta zorluk çektiğimiz, takip ettiğimiz dizinin saatini iple çektiğimiz; kimine göre “aptal kutusu” kimine göre ise yüzyılın icadı televizyon… Öte yanda istediğimiz zaman, istediğimiz yerde, istediğimiz içeriğe bizi ulaştıran Netflix, BluTV, puhutv gibi dijital platformlar.

Hayatımıza birden giriveren bu abonelikli isteğe bağlı video servisleri, acaba her evin baş köşesinde duran televizyonun tahtını yıkıyor mu? Geleneksel televizyon yayıncılığı miladını doldurdu mu? Peki ya sansür bu mecraları nasıl etkileyecek?

2006 yılından bu yana film endüstrileri üzerine araştırmalar yürüten Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Ece Vitrinel ile bu sorulara yanıt aradık.

TELEVİZYONUN DEVAMI GİBİ GÖRÜNÜYOR

Netflix, BluTV gibi abonelikli isteğe bağlı video servislerini yeni nesil televizyon anlayışı olarak adlandırabilir miyiz? Siz bu platformları nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu platformlar için hem televizyon hem internet hem de film teknolojilerini bir araya getiren melez bir yapı diyebiliriz. Evlerimizde televizyon, cep telefonu ve tablet aracılığıyla izlediğimiz için televizyonun devamı gibi görünüyor. En azından izleyici için böyle kabul görüyor. Dolayısıyla aslında çok daha farklı teknolojileri bir araya getiren böyle melez bir yapıya basitçe televizyon demeye devam ediyoruz.

Tabii ki belli açılardan devamlılıklar belli açıdan değişimler içeriyor ama buna bir internet televizyonculuğu, streaming, dijital platform da deniyor. Aslında teknik olarak yapılması gereken bir ayrım var. Bunlardan biri IP TV denilen, internet ağı üzerinden dağıtım yapan belli özel bir alt yapıya ihtiyaç duyan bir şey. Örneğin Türkiye’de Tivibu böyle. Ama Netflix, BluTV vb. platformlar; bunlar isteğe bağlı video dediğimiz, üyelikle ve kamuya açık olan internet ağını kullanarak bize yayın ulaştıran platformlar.

TÜRKİYE’DE İNTERNET YAYINCILIĞI AMERİKA VE AVRUPANIN ÇOK GERİSİNDE

Peki, istediğimiz içeriğe istediğimiz an ulaşabilme durumunu izleyici açısından olumlu bir şey olarak değerlendirebilir miyiz?
Elbette öyle. Türkiye son yıllara kadar uydu ve karasal yayıncılığının baskın olduğu bir televizyon kültürüyle geldi. Çünkü bu platformlara iyi kalitede ulaşabilmek için iyi fiber alt yapılar olmalı ve bu Türkiye’de çok geç gelişiyor. Hatta sadece büyük şehirlerde ulaşılabilen bir durum.

IP TV de Türkiye’ye çok geç geldi. 2010’dan sonra Türkiye’de yayına girdi. Avrupa ve Amerika’da çok önceden yayıncılık kabloludan buraya kaymıştı. Bir yandan da gelir modeline göre sınıflandırma yapılabilir isteğe bağlı videoda. Siz aylık bir ücret karşılığı ulaşıyorsunuz içeriğe. Ama bunun dışında reklam bazlı yayın yapan servisler de var, örneğin puhutv. Ücret ödemiyorsunuz ama size reklam gösteriliyor. Bazen de parça başı kiralama ya da satın alma yapabildiğiniz iTunes gibi örnekler devreye giriyor. Hatta Youtube ya da Vimeo da bu şekilde parça başı kiralama ve film satışı yapıyor. Aslında önümüzde çok fazla seçenek var.

NETFLİX BAŞLI BAŞINA BİR TÜKETİM KÜLTÜRÜ NESNESİ

Televizyon kanalları ücretsiz içerik sunuyor ama beraberinde reklamlarla karşı karşıya bırakıyor. Ama diğer platformlarda böyle bir şey söz konusu değil. Tüketim alışkanlıklarımız değişti mi sizce?
Aslında televizyon da bedava değil. Diğerlerine oranla daha ucuz belki ama uydu için para ödüyorsunuz. Yani aslında reklam izlemeye devam etseniz bile bedava ulaşmıyoruz içeriklere.

Bunun ötesinde aslında puhutv veya BluTV üzerinden canlı televizyona ulaşabiliyoruz ama Netflix’te ulaşamıyoruz. İçerik açısından böyle farklılıklar da var. Tüketim alışkanlıkları açısından çok fark var mı emin değilim. Ama belli bir parayı gözden çıkarttığınızda belki kendinizi biraz daha konforlu addedebileceğiniz, daha kaliteli bir hizmet aldığınız durumlar söz konusu.

Aynı şekilde korsana da alternatif oluşturuyorlar. Türkiye’de yine bu tip platformların çok geç gelişmesine bağlı olarak ciddi bir korsan kültürü var. Netflix’in orijinal dizileri yıllardır Türkiye’de izleniyordu. Ama bu sitelere girmeye çalıştığınızda yüzlerce bahis sitesi reklamı, istemsiz açılan pencereler, kötü alt yazılarla karşılaşıyordunuz. Yani oraya ulaşmak için hem mücadele vermeniz gerekiyor hem de çok iyi bir içerikle karşılaşmıyorsunuz. En azından siz aylık ücret ödediğinizde biliyorsunuz ki sistem size algoritmalar aracılığıyla sevebileceğinizi düşündüğü içerikler sunacak ve iyi kalitede bir şey izleyeceksiniz. Tabii bunlar da çok tartışılan mevzular.

Özetle, reklamla bölünmeyecek zevkiniz. Ama burada da farklı bir tüketim kültürü mutlaka olacak. Netflix zaten kendi başına bir başka tüketim mecrası.

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Ece Vitrinel | Fotoğraf: Onur Kavak/Evrensel

SANSÜR, BÜYÜK BİR KİTLEYİ TELEVİZYONDAN UZAKLAŞTIRDI

Peki, bu platformlar hayatımıza nasıl girdi ve bundan sonraki süreçte nasıl bir yer edinecek?
Netflix, Ocak 2016'da Türkiye’ye giriş yaptı. O zaman büyük bir heyecan da yarattı. Tabi bu heyecanı çok kısıtlı çevremizde görüyoruz, Tükiye’nin geneline yayılan bir heyecan söz konusu değil.

Netflix Türkiye’ye girdiğinde 60 ülkede yayın yapıyordu ve 2015’ten sonra 130 ülkeye daha yayıldı ve Türkiye de onlardan biriydi sadece. Yani Türkiye’ye özel bir hazırlık yapmadı, sadece “Artık buradan da ulaşılabiliriz” dedi. İddiasız bir şekilde girdi Türkiye pazarına. Şu an 190 ülkede yayın yapıyor ve yayın yapmadığı sadece 4 ülke var: Suriye, Kuzey Kore, Kırım ve Çin. Hatta Çin’e oradaki yerel bazı yapılarla anlaşmalar yaparak sızmaya çalışıyor. Yani bütün dünyada yayın yapan bir oluşumdan söz ediyoruz.

Netflix Türkiye’ye girdikten çok kısa bir süre sonra BluTV ve puhutv ile karşılaştık. Yerel içerik üretiminde, özellikle televizyon dizisi üretiminde Netflix’ten çok daha başarılı oldular. Bu şaşırtıcı bir şey değil. Çünkü Türkiye izleyicisinin neye ihtiyacı olduğunu daha iyi biliyor, seyircisini tanıyorlar.

2012’de izleyici paneli değişti aslında. Sansür problemiyle birlikte televizyon dizilerinin de içerikleri çok değişti. Dolayısıyla televizyonda aradığı içeriğe ulaşamayan, televizyondan uzaklaşan bir kitle söz konusu. BluTV ve puhutv bunu çok güzel kullandı. Yabancı dizi izlemeye alışkın bir kitleyi; kısa süreli, daha derli toplu senaryolarla doğru bir içerik politikası geliştirerek kazandı.

Netflix ise Türkiye pazarına özel bir politikayla girmedi. Pazarlama malzemelerini yerelleştirmeye çalıştı. Örneğin, Narcos dizisi yayındayken “Kolombiya’dan sevgiler” pankartı taşıyan bir tanker geçti boğazdan. Sadece reklam için yapılmış ilginç bir fikirdi. La Casa De Papel karakterleri Galata Kulesi’nde, İstanbul sokaklarında çay içerken, tavla oynarken vs. tanıtım filmi çekildi. Stranger Things dizisi için Saadettin Teksoy kullanıldı vs. Yani pazarlama malzemeleriyle öncelikle pazara bir giriş yapmaya çalıştı ve bunlar da ilgi çekti. Ama çok kısıtlı bir kitlede etki yarattı. Zaten aboneliğin pahalı olduğu servislerden ve iyi bir internet alt yapısına sahip olamamaktan bahsediyoruz. Türkiye’deki tek avantaj akıllı telefon, internet kullanımı ve internet üzerinden alışveriş pek çok ülkeye göre çok yaygın.

HEDEF KİTLE: ORTA YAŞLI, ŞEHİRLİ, BEYAZ YAKALI

Türkiye’de teknik beceriye sahip öyle genç bir nesil var ki. Ama Netflix’in hedef kitlesi onlardan ziyade; orta yaşlı, beyaz yakalı, şehirli bir üst sınıf. Pazarlama stratejilerine baktığımızda da bunu görebiliyoruz. Örneğin Sadettin Teksoy’u 15-20 yaşındaki bir genç tanımaz bile.

Netflix’in Türkiye’den çok büyük bir beklentisinin olduğunu düşünmüyorum. Türkiye, 190 ülkeden biri ve çok büyük bir pazar değil. Yani burada çok fazla kişiye ulaşamayacağını biliyor, ama burjuvayı ve kısmen gelir düzeyi orta olan bir kesimi hedef alarak büyümeye de devam edecektir.

SANSÜR ŞİKAYET ÜZERİNDEN İŞLEYECEK

Geniş bir kitlenin sansür nedeniyle bu dijital platformlara yöneldiğinden bahsettiniz. Bunu biraz açabilir miyiz?
RTÜK’ün yetkilerini genişletecek ve internet yayıncılığını kontrol etme, denetleme yetkisi verecek yasa tasarısı Mart 2018’de mecliste kabul edildi. Uygulamaya ilişkin yönetmelik henüz çıkmadı. Dolayısıyla sonuçlarını henüz görmedik. Sansürden bir kaçış olduğu için BluTV farklı tip içerikler üretebildi, Netflix bu şekilde yayınına devam ediyor. Ama ne olacak bundan sonra? Pratikte de internet yayıncılığını denetlemeye ilişkin sorunlar var. Bu kadar çeşitli sayıda içeriği nasıl kayıt altına alıp denetleyebilir ki bir kurum? Burada da ne olacağını biliyoruz aslında; şikayet üzerinden işleyecek süreç. Tehlikeli bir noktadayız bu yüzden.

BÜYÜK ŞİRKETLER SANSÜRE UYUM SAĞLAR, OLAN İZLEYİCİYE OLACAK

Kutuplaşma artacak yani öyle mi?
Zaten var. Ama biraz daha özgür diye tanımladığımız bu kapı da kapanırsa ne olacağını bilmiyorum. Tabi teknik kaçışlar olacaktır, VPN değiştirmek gibi. Ama o zaman izleyici kitlesi de daralacaktır. Çünkü herkes aynı teknik beceriye sahip değil, olmak zorunda da değil. Özetle, giderek daralan bir kitle arzu ettiği içeriğe ulaşabilecek. Büyük platformlar için sorun değil, sansüre de uyum sağlarlar. Sorun izleyici için.

Küresel yerel çarpışması her ülkede yaşanıyor. Her ülkenin farklı yasaları, düzenlemeleri vs. var. Denetim Avrupa’da da ciddi sıkıntı yaratıyor. Fakat Türkiye’deki gibi değil. Pek çok Avrupa ülkesinde televizyon kanallarının yerel içeriğe katkı sağlama zorunluluğu var. Kanal, cirosunun yüzde 20’sini yerli film ve dizi üretimi açısından belli bir özerk kuruma vermek zorunda. Yayın programına belli kotalarla yerli içerik almak durumunda. Şu anda Avrupa Komisyonu yüzde 20 kotasını tüm platformlar için Avrupa’da mecbur tuttu. Bu uluslararası platformlar da aynı kanallar gibi yayın yaptıkları ülkede yüzde 20 Avrupa içeriği göstermek durumunda. Bu küresel ve yerel çatışması her şekilde var. Sansür, denetim ve düzenleme her yerde sorun çıkartıyor. Ama bizde denetleme ve düzenleme kontrol ve sansürle sonuçlandığı için tartışma Avrupa’da olduğu gibi değil. Daha başka bir yerdeyiz maalesef.

25 YAŞ ALTI GENÇLER BU PLATFORMLARA YÖNELMİYOR

Peki, istatistikler ne söylüyor? Televizyon izleme alışkanlıklarımız değişti mi?
Sabit veri sunan araştırmalar maalesef yok. Toplam abone sayısını bilmek mümkün değil. Örneğin, Netflix toplam abone sayısını açıklıyor ama ülke bazlı veri açıklamıyor. Sadece belli tahminler yapılabiliyor. Örneğin, Türkiye’de 2018-2019 arasında Netflix’in abone sayısının 230 binden 400 bine çıkacağı gibi bir tahmin var ama bu ne kadar doğru bilemiyorum.

Yerel platformlar için de aynı şey geçerli. Twentify'ın yaptığı bir araştırmaya denk gelmiştim. Yaklaşık 4 bin kişilik bir örneklem üzerinden yapılan araştırmaya göre, Turkcell TV Plus kendi abonelerine çok avantajlı paketler sunduğu için en çok abonesi olan platform. Telekomünikasyon ağıyla entegre olmasıyla ilgili bir durum; içeriğinin orijinal olmasıyla ya da çok ilgi çekici olmasıyla ilgili değil. Yine Turkcell TV Plus üzerinden diğer kanallara ulaşılabilir, canlı televizyon izlenebiliyor. Bu yüzden Netflix gibi platformların aboneliğinin düşük olduğunu düşünebiliriz. Ama bu platformlar gerçekten hiç durmadan herkese göre içerik üretebiliyorlar, ortalama izleyiciye hitap etmek durumunda değiller. Çok fazla seçenek sunmak, yelpazeyi geniş tutmak, her türlü ilgi alanına göre içerik üretmek onların da avantajına ve bunu iyi kullanıyorlar.

Görsel, Twentify'ın "Türkiye'nin Dijital Gözü" raporunun ekran alıntısıdır

İçerik üretimini çeşitlendirmesi açısından BluTV’yi başarılı buluyorum. Bu içerik çeşitliliğini ana akım mecralarda görme şansımız kesinlikle yok. Bu zenginlik insanları ister istemez bu alanlara yönlendiriyor. Ama bir yandan da hangisine abone olacağız gibi bir sorun var. Amazon, Disney, Warner Bros da Türkiye’de yayın yapmayı planlıyor. İzleyici için çok fazla seçenek var.

Özetle, istatistikleri tam olarak bilmiyoruz. Gençlere çok ulaşmıyor ifadem tabi ki bir varsayım. Ama Twentify’ın araştırmasına göre, 25-35 yaş arası ile 40-45 yaş arası, bu platformlara en fazla abone olan grup.

TÜRKİYE GENELİ İÇİN LÜKS TÜKETİM

Bu dijital platformlar, televizyon yayıncılığının bir alternatifi diyemeyiz o zaman öyle değil mi?
Türkiye gibi televizyona, karasal yayıncılığa bağımlılığının çok yoğun olduğu, internet alt yapısının yeterince gelişkin olmadığı bir yerde herkes için bir alternatif olduğunu söyleyemeyiz. Türkiye geneli için lüks tüketime giriyor. Dolayısıyla alım gücü yüksek olanlar için bu bir kaçış alternatifi ama genel için bunu söyleyemeyiz.

Örneğin, Netflix Amerika gibi ülkelerde ana akım medya haline geldi. Ama Avrupa’da bile tıpkı Türkiye’de olduğu gibi üst sınıfa hitap ediyorlar.

TELEVİZYONDAN KAÇIŞ YOK, AKSİNE İZLEME SÜRESİ ARTIYOR

Sizce geleneksel televizyon yayıncılığında nasıl bir değişim söz konusu olur?
Ana akım medya bu platformlara kayışı fark etti. Ama onların genele hitap eden yayın politikalarıyla dijital platformların yaptıklarını yapma şansı yok. Tamamı internet televizyonculuğuna yöneldi. Sadece marka değerlerini pekiştirecek, internet üzerinden izleyici kazanacak, reklam yapabilecek alternatifleri oluşturmayı sürdürecektir.

Belki biz kendi çevremize bakıp "Televizyon izlenmiyor artık" diyoruz ama Türkiye’de genele baktığımızda böyle bir durum söz konusu değil. Hatta televizyon izleme süreleri de giderek artıyor. Dolayısıyla rekabet hem canlı yayın açısından hem de diziler açısından devam edecektir.

ÖNCEKİ HABER

Kulu’da cep telefonu kullanan öğrencinin velisine para cezası

SONRAKİ HABER

Karabük'te gıda zehirlenmesi nedeniyle 80 kişi hastaneye kaldırıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa