06 Ocak 2019 04:48

23 yıl sonra Metin Göktepe davasının gösterdikleri...

Polisin katlettiği Metin Göktepe'nin davası, işledikleri bir gazeteci cinayeti nedeniyle güvenlik görevlilerinin ceza alıp hapis yattığı ilk olaydı.

Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe (Fotoğraf: Evrensel)

Paylaş

Kamil Tekin SÜREK

Metin Göktepe genç bir gazeteciydi. İktisat öğrencisi iken Gerçek dergisinde gazeteciliğe başladı ve daha sonra Evrensel gazetesinde çalıştı.

Metin’in öldürüldüğü gün izlediği haber, Ümraniye Cezaevinde güvenlik güçleri tarafından öldürülen dört mahpustan ikisinin Alibeyköy Cemevinde yapılacak cenaze töreniydi.

Dönem, devlet terörünün yoğun olduğu günlerdi. Kısa bir süre önce Ankara’dan İstanbul’a tayin olan emniyet müdürü, “İstanbul’a kafa koparmaya” geldiğini gazetecilere söylemişti.

Tören günü, emniyet müdürünün emri “Cenaze törenine gelenlerin tümünün gözaltına alınması” biçimindeydi. O gün 1000 civarında kişi gözaltı alınmıştı.

Metin de dört meslektaşı ile birlikte bir arama noktasından geçerken Evrensel muhabiri olduğu için gözaltına alındı. Metin gözaltına alınır alınmaz dövülmeye başlandı. Herkes dövülüyordu ama Metin’e özel bir muamele söz konusuydu. Çünkü, o Evrensel gazetesi muhabiriydi. Metin, başına ve vücuduna aldığı çok sayıda darbe nedeniyle fenalaştı. Beyin ve ciğerlerinde iç kanama olmuştu. Metin’in öldüğünü gören emniyet amirleri, alelacele “uygulamayı” sona erdirdiler. Gözaltına alınanlar bırakıldı. Metin’in cesedi Eyüp Spor Salonu’nun bahçesinde bir köşeye terk edildi. Katiller cinayetin delillerini saklamaya çalışıyordu.

Cesedi güya ertesi sabah buldular. Metin gözaltına alınmamıştı. Kayıtlarda ismi yoktu. Herhalde fotoğraf çekmek için bir duvarın üstüne çıkmış ve buradan düşerek ölmüştü. Ya da daha önceden var olan bir hastalıktan ötürü fenalaşmış ve çay içmek için oturduğu sandalyeden düşerek ölüvermişti. Eyüp Savcısı “olay tutanağında” bunları yazdı. Yalancı tanıklar bulundu. Bunlardan biri imamdı. Ezan okumak için minareye çıktığında Metin’i bir duvar üstünde görmüştü.

KATİLLER SUÇÜSTÜ YAKALANMIŞTI

Tabii, gerçekler kısa sürede ortaya çıktı. Adli tıp otopsi raporunda Metin’in bütün vücudunda çok sayıda darp izi mevcut olduğu yazılıydı. Kafasında ve ciğerlerinde iç kanama olmuştu. Bütün vücudu cop ve sopa izleriyle mosmordu.

Daha sonra tanıklar ortaya çıktı. Ondan fazla tanık Metin’in gözaltına alınışından fenalaşıp diğerlerinden ayrı bir yere götürüldüğü ana kadar değişik evrelerde onu görmüştü. Gözaltına alınmadığı söylenen Metin’in eşyaları ve kimlikleri gözaltına alınanların eşyaları içinde bulunmuştu. Katiller suçüstü yakalanmıştı.

Cinayet büyük bir infial yarattı. Metin’in cenaze töreninde on binlerce insan bütün bir gün katilleri ve devlet terörünü lanetledi.

Katillerin bulunması, yargılanması ve cezalandırılması için çok sayıda insan derhal harekete geçti. Evrensel daha ilk gün “Susmayacağız!”, “Katillerden Hesap Soracağız” demişti. Gazeteciler, avukatlar, Göktepe ailesi ve Emek Partisi yöneticilerinin içinde yer aldığı bir komite Göktepe davasını sonuna kadar izledi ve yapılması gerekenleri organize etti.

Katiller ilk andan itibaren korundu. Önce, cinayet kabul edilmedi. Daha önce binlerce faili meçhul cinayette yapıldığı gibi, olay örtbas edilmeye çalışıldı. Metin’in öldürüldüğü kanıtlanınca; olay günü, olay yerinde görevli olanların isimleri gizlendi. Daha sonra, kırk sekiz polisin ismi verilerek olay “kim vurdu”ya getirilmek istendi. Katillerden hesap sorulmasını isteyen kitlelerin tepkisi durmayınca on bir polis sanık sandalyesine oturtuldu. Bu polisler Metin’e vuran polislerdi. Onlara emir veren ve 8 Ocak günü İstanbul’da devlet terörünü organize edenler davaya katılmamıştı.

İSTANBUL, AYDIN, AFYON...

Yargılamanın başlaması ile birlikte yeni engellemeler de ortaya çıktı. Dava İstanbul’dan Aydın’a nakledildi. Duruşma Metin Göktepe’nin öldürüldüğü spor salonunun bir benzerinde yapılıyordu. Üç bin kişinin izlediği bir duruşma başlamıştı. Tutuksuz yargılanan sanıklar duruşmaya katılmamıştı ve mahkeme, polis olmaları nedeniyle sanıkları gıyaben tutuklamayı reddediyordu. Bazı tanıklar dinlendi ve duruşma bir ay sonrasına ertelendi.

Davayı bu kez Afyon’a naklettiler. Sanık, tanık, avukat ve izleyici çokluğundan Afyon’da da duruşma bir spor salonunda yapıldı. Afyon’daki duruşmaya yine çeşitli illerden üç bin kişi gelmişti. Spor salonu dolmuş ve duruşma üç bin izleyicinin gericiliği, faşizmi yargıladığı bir davaya dönüşmüştü. Sanıklar yine duruşmaya gelmediler.

Üçüncü celse duruşmaya gelen binlerce insan duruşma boyunca adliyenin etrafında beklemek zorunda kaldı. Çünkü, duruşma salonuna ancak yirmi, otuz kişi sığabiliyordu. Sanık polisler tutuklanıp duruşmaya getirilmediği gibi, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener tarafından, açığa alınmış sanık polisler göreve iade ediliyordu. Akşener’in kararı öyle bir tepki ile karşılandı ki, 15 gün sonra Akşener polisleri yeniden açığa almak zorunda kaldı. Adalet isteyen, katillerin cezalandırılmasını isteyen kitlelerin tepkisi durmayıp, gün geçtikçe büyümeye başlayınca ilginç bir olay yaşandı. Sanık polislerin gizlice Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadesi alınıp Afyon’daki dosyaya gönderildi. Adet yerini bulsun dercesine ifadeler alınmış, ifade tutanaklarına sanıkların adresi dahi yazılmamıştı. Bu olay tepkileri daha da arttırdı. Sanıkların duruşmaya gelmemekte ısrar etmesi üzerine, Afyon Ağır Ceza Mahkemesi sanıklar hakkında tutuklama kararı çıkarma zorunda kaldı.

DEVLET TERÖRÜ MAHKUM EDİLMİŞTİ

Polisin polisi yakalamaması ve her ay binlerce insanın Afyon’a gidip “Katiller tutuklansın, yargılansın” talebini yinelemesi sonucu, Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz bir açıklama yaptı ve “Sanık polislerin ilk duruşmaya getirileceğini, bu konunun kendisi için prestij meselesi olduğunu” söyledi. Başbakan da sanık polisleri duruşmaya getiremedi.  Nihayet sanık polisler Metin öldürüldükten bir buçuk, dava başladıktan bir sene sonra 97 yılı temmuz ve ağustos aylarında teslim oldular.

Metin’in öldürülmesinden iki sene sonra 5 ocak 1998 de Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda keşif yapıldı. Tutuksuz sanıklar bellerinde silahları ile keşfe geldi ve tanıkları tehdit etti.

Göktepe’nin öldürüldüğü sırada salondaki polislerin amiri olan Seydi Battal Köse bu aşamada verdiği ifadesinde isimlerini verdiği üç polisin ölüme sebebiyet vermiş olabileceğini söyledi.

Metin’in ölümünden 800 gün sonra, 19 Mart 1998 tarihinde yargılama sona erdi. On bir polisten beşi kastı aşan fiil neticesinde ölüme neden oldukları gerekçesi ile yedi sene altı ay hapis cezasına mahkum edildi. Karar temyiz edildi. Ve Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararı bozdu. 20 Ağustos 1998 de yargılama yeniden başladı. Duruşmada sanık polisler birbirini suçlamaya başladı. Artık ceza almadan kurtulamayacaklarına inanmışlardı. 6 Mayıs 1999 da karar duruşması için gelen kitleye polis saldırdı. Fadime Göktepe ve Metin’in kardeşleri ile avukatlardan ve izleyicilerden bir kısmı yaralandı.

6 Mayıs’taki duruşmada beş polis yine aynı cezaya çarptırıldı. Bu kez bir polise daha mahkumiyet kararı verildi. Yargıtay bu kararı onadı.

Yaklaşık beş sene süren bir yargılama süreci sonunda Göktepe ailesi ve adalet isteyen kitleleri tatmin etmese de katiller cezalandırılmış, devlet terörü mahkum edilmişti. Bu az bir şey değildir. Göktepe davası böyle takip edilmese binlerce faili meçhul cinayetten biri olarak kalacaktı.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Kazalarda TCDD’nin sorumluluğu bulunamadı

SONRAKİ HABER

Fransa'da genel greve devam çağrısı yapıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa