13 Aralık 2018 04:07

Cam işçileri: Ekonomik sorunları düşünmeden bir yaşam sürmek istiyoruz

TİS dönemine giren Şişecam işçileri 'Şirket bu kadar büyürken işçi de büyümeli' diyor.

Fotoğraf: Cam işçileri

Paylaş

Vedat YALVAÇ
Eskişehir

Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinin önümüzdeki günlerde başlayacağı Şişecam’da işçiler, hem sendikaları Kristal-İş’e, hem de her geçen gün büyüyen Şişecam patronuna tepkili. Şişecam’ın ürettiği ürünlerin çoğunu ihraç ettiği için kur artışlarından da faydalanarak kârını artırdığını belirten işçiler, ücretlerinin ise enflasyon karşısında her geçen gün eridiğini ifade etti. “Bu şirket büyüdüyse bırak işçisi de büyüsün. İşçisi de kafasında ekonomik sorunlar olmadan bir yaşam sürsün, çocuklarına ona göre imkanlar sağlasın” diyen işçiler, Kristal-İş yöneticilerine de patron temsilcisi gibi hareket ettikleri için tepkili.

Ülkenin içinde bulunduğu krizden ve dolar kurundaki yükselişten söz eden bir işçi, “Bizim şirketimiz ürettiği ürünün yüzde 60-70’ni ihraç ediyor. Bu tür krizlerde, özellikle dolar kurundaki artışla birlikte ihraç eden şirketler her daim kazanarak çıkarlar. Ülkede bir kriz olsa da şirketin satışlarında bir sıkıntı yok. Ama bizler bu ülkedeki ekonomik krizden ciddi anlamda zarar görüyoruz. 23-24 yıllık işçiyim. Bundan 15 yıl öncesinde ülkedeki asgari ücretin aşağı yukarı 5-6 katı ücret alıyordum. Bugün cam işçisinin ortalama ücretine baktığımızda ülkedeki asgari ücretin iki katını anca alıyor” diye konuştu.

Bir diğer işçi ise, “Biz daha iyilerini gördük” deyip başlıyor söze: “2005-2006 yılı toplusözleşme görüşmeleri yapılırken tutanaklarda cam işçisinin ortalama saat ücreti asgari ücretli bir işçinin ortalama saat ücretinin 3.16 katı olduğu belirtiliyor. Bugün asgari ücretlinin saat ücreti 9 lira. Saat ücretimizin 27 lira olması gerekirken şu an 15 lirada. Yani ortalamada 12 lira kayıp var. Ben 5 aylık işçiyken asgari ücretin 4 katını alırken şimdi 25 yıllık işçiyim 2 katını alıyorum. İşverenin de 2005 yıllarında işçi maliyetleri yüzde 15’lerdeyken bugün yüzde 5 oranlarına düşmüş durumda. Yani yüzde 10 işçiden kırpmış. Herkesin hayatını idame ettirmek için belli giderleri var. Biz o giderleri karşılayamaz olduk.”

İşe başladığında Şişecam’a ait 10 fabrika olduğunu ancak şu an bu sayının 43’e yükseldiğini hatırlatan işçi, “Şişecam sadece yukarıdaki beyinlerle değil, aşağıdaki işçilerin alın teriyle büyüdü. Bu şirket büyüdüyse bırak işçisi de büyüsün. İşçisi de kafasında ekonomik sorunlar olmadan bir yaşam sürsün, çocuklarına ona göre imkanlar sağlasın” diye konuştu.

CAM İŞÇİSİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR

Türk-İş’in en son açıkladığı yoksulluk sınırı rakamının 6 bin 252 lira olduğunu ifade eden bir başka işçi, “Bu rakam 4 kişilik bir ailenin geçim sınırı olarak ortaya konuyor. Ve biz geçmişte cam işçileri olarak hedefimizi oraya koyardık. Neticede ülkenin en fazla üyeye sahip işçi konfederasyonu tarafından bu rakam veriliyorsa ve devlet yöneticileri de bunu kabul ediyorsa bizim de bunu kabul etmemiz kadar doğal bir şey yok. Şimdi bugünün şartlarına baktığımız zaman 6 bin 252 liranın saat ücreti karşılığı aşağı yukarı 27 liraya falan geliyor. 4 kişilik bir aileye sahip bir işçi saat ücreti 26-27 lira olan bir işte çalışmalı ki ailesini yaşatabilsin, ki o da yoksulluk sınırında. İşin özeti cam işçisi yoksulluk sınırın altında çalışıyor. Cam işçisi artık ülkede iyi para kazanan işçilerden değil” dedi.

8 LİRANIN ALTINDA ZAM 2019’UN İLK 4 AYINDA ERİR GİDER

Her ne kadar Hükümet tarafından gizlenmeye çalışılsa da iktisatçıların 20-22 bandında bitecek bir enflasyon beklentisi olduğunu ve 2019 yılının ilk 4 ayında da bu rakamın yüzde 30’lara çıkabileceği öngörüsünde bulunduğunu dile getiren bir işçi de “Eğer 8 liranın altında bir zam alırsak 2019’un ilk 4 ayında bu para erir gider. Yılın geri kalan 8 ayını yine enflasyona yenik düşerek hayatımıza devam ederiz. İlk başta aldığımız ücret iyi görünecek ancak ülkede enflasyon patladığında yani haziran ayı geldiğinde bunu anlayacağız. Hükümet açıkladığı ekonomik programla da 3 yılın sonunda ancak tek haneli rakamlara düşebileceğini söyledi. Ki 1 yıl içerisinde enflasyonu 3-4 defa revize eden Hükümetin bu söylemi de ne kadar tutar o da ayrı bir muamma. Böyle bir durum varken biz de bunu dile getirdik. Yarınları bir parça görmeye çalışan tecrübeli bir cam işçisi olarak bunu ortaya koymaya çalıştık. Bunları sendikacılar bizden daha iyi biliyorlar. Ve ancak işverene karşı mücadeleyle bu rakamların kazanılabileceğini de bizden iyi biliyorlar. Ancak böyle bir niyet olmadığı için bir şey de yapmıyor” diye konuştu.

TASLAK TOPLANTILARINDA CAM İŞÇİLERİ BEKLENTİLERİNİ ORTAYA KOYDU

Geçtiğimiz günlerde yapılan taslak toplantısını değerlendiren işçilerden biri şunları söyledi: “Salonun katılımı çok iyiydi. 1200 civarı Paşabahçe, 400 civarı da Anadolu Cam’da işçi var. Yani 1600 civarındaki işçinin aşağı yukarı yüzde 50’si salondaydı. Demek ki işçi duyarlılığını gösteriyor. Öte yandan Trakya’dan gelen işçiler de burayı oldukça hareketlendirdi. Bu toplantılar Türkiye’de cam işçisinin ekonomik şartlardan ciddi anlamda etkilendiğini ve beklentisinin olduğunu da gösteriyor. Ekişehir’deki sendika yönetimi açık şekilde destek vermese de en azından taleplerimizin önüne set koymadılar. Merkeze karşı tutumumuzu ortaya koymakta destek olmasalar da köstek de olmadılar. Bu anlamda iyiydi.”

SANKİ SENDİKACI DEĞİL ŞİRKET MUHASEBECİSİ

Başka bir işçi de şunları söyledi: “Bilal Çetintaş özelinde konuşmamıza gerek yok. Biz bu kişiyi zaten biliyoruz. Bu aslında bildiğin bütün işçilerin sorunu. Öyle bir sendikal yapı oluşturuldu ki ülkede artık sendikacılar, işçilerle bir işveren yetkilisi pozisyonundaymış gibi konuşuyorlar artık. Ya da başka bir deyişle birçok sendikacı sanki sermayenin insan kaynakları departmanında çalışıyorlar gibi. Biz de bunu ciddi anlamda yaşadık. Zaten biliyorduk, görüyorduk fakat son zamanlarda mevcut sendikal yapı artık bunu daha da belirgin bir şekilde su yüzüne çıkardı. Neredeyse işçiler örgütlü değillermiş de, sendika üyesi değiller de hepsi oraya gelmiş patrondan para istiyormuş gibi bir pazarlığa dönüştü. Oysa benim aidatımla, benim haklarımı korumak, geliştirmek için orada bulunan şahısla şirketin muhasebecisi, ya da insan kaynaklarıyla pazarlığa girmişiz gibi bir pozisyon oluştu. Öyle bir hava vardı taslak çalışmalarında. Bunu diğer bölgelerdeki arkadaşlar da aynı şekilde ifade ediyorlar. Ama şu güzel, her ne kadar onlar kendi kafalarında belirlediklerini çalışanlara dikta etmeye çalışsalar da, dayatmaya çalışsalar da şu yadsınmaz bir gerçek. Tabanın onların söylediğinin üzerinde söylemleri ve beklentileri vardı. Bu güzel. Bunu hiç kimse görmezden gelemez. İstedikleri kadar onlar yok saysınlar fakat aşağıdan böyle bir kaynama ciddi anlamda var.”

Taslak toplantılarının formaliteye döndüğünü düşündüğünü söyleyen bir başka işçi de “Toplantıda ‘Ben 8 de yazsam 4 buçuk alacağım, 6 buçuk da yazsam 4 buçuk alacağım’ demek, rakamları bir yana bırakırsak ‘Yani ben zaten sizin adınıza patronla bir şekilde toplusözleşmenin çerçevesini oluşturdum. Ben burada sadece prosedürü yerine getirmek için varım’ anlamına gelir” diye konuştu.

SENDİKAL BÜROKRASİYİ AŞAMIYORUZ

Sendikal bürokrasiden şikayet eden bir işçi ise “Sendikal bürokrasiyi aşamıyoruz. Bu sadece bizim sendikamız özelinde bir şey değil aslında. Ülkedeki hemen hemen hepsinin nemalandığı bir sistem sendikal bürokrasi. Delege oyunları, delege pazarlıklarıyla iş bu noktaya geliyor. Burada nasıl bir çözüm bulunmalı. Bir şekilde bu yapıyı kırmalıyız. Bu işlerin devamını getirebilecek düşünceyi oraya oturttuğumuzda, bunu tüzüğümüzle sürdürülebilir hale getirdiğimizde bu tür art niyetli insanlar tekrar bu koltukları elde ettiklerinde, oraları aynı pozisyona çeviremesinler. Tüzüğümüzde ciddi değişiklikler yapmamız lazım. Somut örneğini şöyle anlatayım. İşyerlerinde bizleri temsil edecek temsilcileri kendimizin belirlemesi lazım. İşçinin iradesini ortaya koyması anlamında bu çok önemli. Benim temsilcimi ben belirlemiyorum, mevcut sendikacı atıyor. Dolayısıyla bu yapıda aşağıdaki temsilci yukarıdaki sendikacıya biat eder pozisyona giriyor. Bundan dolayı sendikacı da işçinin karşısına bu cesaretle çıkıyor. İşyerindeki temsilci arkadaşımı biz seçebilmiş olsak, o temsilciler de bizim taleplerimizin arkasında durmak mecburiyetinde kalır. Örneğin bu taslak çalışmasında işçi arkadaşlarımız taleplerini, sıkıntılarını dile getirirken  bunlara ön ayak olacak işyeri temsilcilerimizden bir tanesi de kalkıp fikir beyan etmediler. Edemiyorlar, çünkü onu atayan kişiye karşı gelmek istemiyorlar. Biraz da bu işten nemalanıyorlar tabi. İşte bizim bu yapıyı kırmamız lazım. Tüzüğümüzde eskiden bu sorunu aşmıştık. Ancak en son yapılan genel kurulumuzda tüzüğümüzde bu anlamda değişiklik oldu. Daha doğrusu olduğu söyleniyor. Çünkü 2015’teki genel kurulda değişiklikler yapıldığı söyleniyor fakat ortada halen bir tüzük yok. İnternet sayfasında bile halen eski tüzük yer alıyor.”

ORADA OTURAN SENDİKACI GÜCÜNÜ İŞÇİNDEN ALMIYOR Kİ

Bir cam işçisi de şunları söylüyor: “Orada oturan sendikacı gücünü işçiden almıyor ki işçinin talebine evet desin. Gücünü sermayeden alıyor. Bu çok acı bir tabir ama böyle. Neden? Çünkü ben bu sendikacımı belirlemek için seçim zamanı sandığa gittiğimde fabrikama 200-300 sözleşmeli işçi alınıyor, 3 ay sonra belki de o işyerinde olmayacak bir işçi arkadaşım benim geleceğimi sandıkta oy kullanarak belirliyor. Maalesef böyle bir sistem var. Kadro vaadiyle seçim zamanı alınıyor bu insanlar, sendikaya üye yapılıyor, oy kullandırılıyor, 3 ay sonra bir kısmı kadroya alınıyor ama büyük bir kısmı işten çıkarılıyor. İşverenden talep ediyor, bu kadar işçi lazım diyor seçimi kazanmam için, işveren de o sayıda işçiyi alıyor. Bilal Çetintaş ile yıllarca şube yöneticiliği yapan bir abimiz devri bittikten sonra oturup çay kahve sohbeti ediyoruz. Bana şunu söyledi; ‘2007 seçimlerine girerken biz hesap kitap yaptık. 3 ay vardı seçime. Fabrikanın nabzını tuttuk. Bize ne kadar işçi lazım olacağını belirledik. Baktık biz 200 civarında sözleşmeli personel alırsak sorunu çözeriz diye düşündük. Seçime 45 günü kala bir daha bir çalışma yaptık, baktık aldığımız o işçilerden kaçırdığımız var ya da etkilenmiş içerideki işçiden. 50 tanesini kaybetmişiz. Bir 100 tane daha lazım olacağına karar verdik. Bir süre sonra 100 kişi daha başladı. Seçime 20 gün kala 50 tane daha istedik ancak 25 tane alabildik.’ Dolayısıyla gücünü benden almadığı için taslak çalışmalarında kendinde o cesareti bulabiliyor. İş başvurusu yapmadan önce gidip önce sendikaya kendini tanıtıyorsun. Orada okey verilirse ondan sonra gidip fabrikada form dolduruyorsun. O derece dejenere olmuş bir sendikal yapı var ki bugün işçinin sesini dinlemeyi değil işçilere sermayeden aldığı talimatları uygulamaya gelmiş.”

SENDİKACILAR BU CESARETİ BİZDEN BULUYOR

Sendikacıların bu cesareti bulmalarının en büyük sebeplerinden birinin kendileri olduğunu ifade eden bir başka işçi ise “Yani bir işçi olarak canımızı acıtsa da sözün özü bizden buluyor bu cesareti. İşçinin bu durumda hiç sorumluluğu yok mu? Kesinlikle birinci dereceden işçiler sorumlu bu durumdan. Neticede biz yarattık bu canavarı kaba tabirle. Bireysel olarak ben ya da arkadaşım yaratmasa da maalesef bu sınıf yarattı bu canavarı da. Çözümü de yine bizim elimizde. Bu böyle gitmeyecek. Artık bıçak kemikte. Düne kadar birçok şeye duyarsız kalan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen işçilerin yarısı gelip o salonda olma cesaretini gösterebiliyor. Bu durum bu işlere kafa yoran bir işçi olarak beni umutlandırıyor. Tabi ki yeterli mi? Değil belki ama bu yavaş yavaş örülecek bir şey. Sabırla, bıkmadan, usanmadan, yılmadan hepimiz kendi bölgemizde, kendi fabrikamızda konuşarak anlatarak bu arkadaşlarımızı bir noktaya getirdiğimiz oranda, bizi yöneten sendikacılar da elbette bu cesaretle çıkamayacaklardır” diyor.

ORTAK HAREKET ETMEDEN BU İŞ OLMAZ

Bir cam işçisi de birlik olma çağrısı yapıyor. “Herkes farkına varmalı ki ortak hareket etmeden bu iş olmaz” diyen işçi şöyle devam ediyor: “Onlar nasıl insanları kamplaştırıp, gruplara bölüyorsa o kamplaştırmayı çözmemiz lazım. Çünkü bizim karşımızda yer alan işçiler kendileri için de mücadele ettiğimizin farkına varmalılar. O zaman anca olur o iş. Bilal Çetintaş, göreve geldiği günden beri işe aldırdığı bütün işçilere bana vefa borcunuz var diyor. Sizi iş sahibi yaptım, aş sahibi yaptım diyor. Seçim dönemlerinde 31 yaşında bir arkadaşımızın şöyle bir sitemi vardı mesala; kalkıp gitmiş babamı aramış. Babama ben senin çocuğuna iş, aş verdim senin çocuğun benim ekmeğimle oynuyor demiş. Ben 30 yaşındayım. Bir genel başkan evine varana kadar arayabiliyor. İşte böyle bir yapı ile mücadele ediyoruz.”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İZBAN işçisi kazanmalıdır!

SONRAKİ HABER

Finlandiya’da gemiciler, postane işçileriyle dayanışma grevine çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa