23 Kasım 2018 04:00

25 Kasım'a kadınlar hangi koşullarda gidiyor?

25 Kasım’a kadınlar bu koşullar altında gidiyor: Şiddet artıyor, eşitsizlik derinleşiyor, çözümsüzlük dayatılıyor

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Tüm dünyada kadınların şiddete karşı sokağa çıkacağı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşıyor. Beklenti, bu yılın 25 Kasım’ının dünyanın her yerinde çok coşkulu geçeceği… Çünkü; zorluklar artmış durumda, kadınların bu zorluklar karşısında isyanı da epey birikti… Dünya çapında yürütülen kampanyalar, örgütlenmeler önemli birikimler sağladı. Şiddet karşısında susmayan ve bir araya gelen kadınların sayısı da arttı.

Türkiye’de de kadınlar bu yıl 25 Kasım’ı daha zorlu koşullarda karşılıyor; çünkü uzun süredir kadınların haklarının gasp edilmesine dönük politikalar daha fazla ete kemiğe bürünmeye başlarken, krizle birlikte artan yoksulluk kadınlara daha fazla şiddet olarak dönüyor. Çalışma yaşamının güvencesizleştirilmesiyle, ağırlaşan yaşam koşullarıyla, ücret eşitsizliğiyle, hiçbir sosyal haktan yararlanamamakla, haksız işten atmalarla, esnek, güvencesiz çalıştırılmayla katlanarak artan yoksulluk için “aile” hükümet ve sistem tarafından “kurtarıcı” olarak ele alınıyor. Kadınlar aileye daha fazla mahkûm edilirlerken, çocuk yaşta evlilikler özendiriliyor, kolaylaştırılıyor, nafaka hakkı gasbedilmek isteniyor, boşanmalar zorlaştırılmaya çalışılıyor, şiddet meşrulaştırılıyor.

Rakamlar, kadınların karşı karşıya olduğu durumu gözler önüne seriyor:

• 2018’in ilk 10 ayında 329 kadın öldürüldü.
• 2018’in ilk 8 ayında en az 870 kadın şiddete uğradı, 342 kadın tecavüze uğradı.
• Kadın cinayetleri 14 yılda 4 kat arttı.
• Boşanan kadınların yüzde 36.4’ü şiddete nedeniyle boşanıyor.
• Her 10 kişiden 3’ünün sosyal güvenceden yoksun olduğu Türkiye’de, kadınların yüzde 44’ünün hiçbir güvencesi yok.
• Kadın işsizlik oranı yüzde 14.6, genç kadın işsizliği ise yüzde 25.6.
• Kadınların yüzde 43.4’ü kayıt dışı çalışıyor.
• Kadınların yüzde 63.9’u çalışma hayatından memnun değil.
• Kadınların çalışma hayatındaki en önemli üç sorunu: Düşük ücret, işsizlik, sigortasız çalıştırılma.
• Kadınların yüzde 23.2’si işe alım sürecinde ayrımcılık yaşıyor!
• Kadınların yüzde 92’si sendikasız çalışıyor.
• Kadınlar erkeklerden yüzde 17.8 daha düşük ücret alıyor.

İşte bu tablo, yıldan yıla katlanarak artan şiddet tablosunu ortaya sererken soruları da beraberinde getiriyor. Kadına yönelik şiddetin kaynağında ne var, hangi politikalar şiddeti ve eşitsizliği derinleştiriyor, şiddet sorunu neden çözülmüyor, şiddeti artıran uygulama ve politikalar neler? Kadın örgütlerinden temsilciler anlatıyor…

DEVLET ŞİDDET KARŞISINDA KADINLARI KORUMUYOR

- Gülsüm Kav (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu):

Tablo tabii ki iyi değil. Ama biz bu yılı daha kötü kapatmak istemiyoruz. Daha az kadın öldürüldü diyerek kapatmak istiyoruz. Hâlâ yapılabilecek şeyler var, görevini yapması gerekenleri göreve çağırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Öldüren kadınların aileleriyle, şiddet gören kadınlarla bir araya geldik. Asıl onlar seslendiler yetkililere ve görevlerini yapmalarını istediler.

Şiddetle ilgili başlıca yapılması gereken, 6284 sayılı şiddetten koruma kanununun uygulanması ve İstanbul Sözleşmesinin tüm gereklerinin yerine getirilmesidir. Burada, uygulamada büyük boşluklar olduğunu biliyoruz. Devletin kadınları korumadığı apaçık şekilde ortada, bunu gösteren raporlar var. Bu apaçık bilgiye karşı devletin görevini yapması için baskı oluşturmaya çalışıyoruz.

Türkiye’de kadınların yaşadığı en önemli sorun şiddet. Hayatta kalmayı başarabilirsek sıra çalışma yaşamındaki sorunlara geliyor. Kadın işsizliği ağır bir boyutta Türkiye’de ve bu aynı zamanda ekonomik şiddet. Şiddet görmeden yaşama, kendi ayaklarımız üzerinde durma meselemiz var.

Kadınların kazanılmış haklarına dönük saldırılara daha güncel örnekler de var. Nafaka ile ilgili tartışmalar bunun bir sembolü. Daha önce de evlilik ve boşanma konuları gündem haline geldi. Adım adım Medeni Kanunda yer alan kazanımlarımız yok edilmek isteniyor. Bu durumda nafaka hakkımızı savunmanın, direnmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

25 Kasım’a da işte bu koşullarda gidiyoruz. Ama tüm bunlar karşısında iyi olan bir şey de var; kadınların azmi, mücadelesi, kararlılığı. Toplumun her kesiminden kendi haklarına sahip çıkan kadınlar var. Dünya kadın hareketi çok hareketli. Özellikle de genç kuşağın haklarını böyle sahiplenmesi umut verici.

İSTİHDAMDA KADIN EŞİTSİZLİĞİ DERİNLEŞİYOR

- Dr. Selin Pelek (Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü):

Türkiye’de kadın istihdamıyla ilgili dikkatle bakmamız gereken birkaç nokta var. Birincisi iş gücüne katılım. En son verilere göre; Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı yüzde 34.9, yani çalışma çağında olan nüfusun sadece yüzde 35’i istihdamda -ki buna tarım da dahil, tarımda ücretsiz aile işçiliği çok yaygın. Tarım dışı verilere baktığımızda ise şunu söyleyebiliriz: Kentlerde kadınların çoğu ev içi emeğe mahkum.

Bir diğer veri, istihdam, yani iş gücüne katılım. İstihdam rakamı da yüzde 35, yani her on kadından sadece üçü istihdamda. Bu rakam erkeklerde yüzde 67.

İşsizlik oranına baktığımızda ise kadınlarda yüzde 15.4, erkeklerde 9.4. Ama burada da tarım dışı işsizlik daha önemli. Tarım dışı işsizlik oranına baktığımızda ise durum şu; işsizlik erkeklerde yüzde 10.5, kadınlarda yüzde 19.8. Yani kadınlar iş bulma konusunda iki kat sıkıntı yaşıyor. Devam edelim; tarım dışı işsizlik yüzde 20 civarında, bu oran genç kadınlarda yüzde 33. Yani 10 genç kadından sadece 7’si çalışıyor, 3’ü aktif iş arıyor. Ne eğitimde ne istihdamda olmayanlar yüzde 38.2 bu genç evde. Okula da gitmiyorlar istihdama da katılmıyorlar. Öte yandan ücret meselesi Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği çok net gözüküyor. Her eğitim seviyesinde ilkokul üniversite lise mezunlarına baktığımızda kadınlarla erkekler arasında ücret farklılığı mevcut hep erkekler daha fazla ücret alıyor. Bunu eğitime göre bölmenin bizim için şöyle bir faydası var: aynı eğitim seviyesinde, ortalama ücretlere baktığımızda erkeklerin ki daha yüksek.

Benzer ülkelerle kıyasladığımızda burada iş gücüne katılım çok düşük. Peki neden? Çünkü kadınların ev içi emeğine denk gelen hizmetler piyasada çok pahalı; kreş, yaşlı ve hasta bakımı, ev işleri...

Yine bir veri paylaşalım; İŞKUR’a kayıtlı kadın sayısı 87 bin kişi artmış, şu an İŞKUR’a kayıtlı işsiz kadın sayısı erkeklere göre daha yüksek, burada krizin de etkisi var elbette. Çünkü kriz dönemlerinde artan yoksullaşmayla birlikte normalde istihdamda olmayan kadınlar istihdama katılıyor.

Bunlar karşısında Aile ve Çalışma Bakanlığı ev yaşamıyla çalışma yaşamını uyumlu hale getireceğini söylüyor. Ev yaşamıyla çalışma yaşamının uzlaştırmak esnek bir istihdam biçimi demektir. “2 saat çalışsın, 5 saat çocuk baksın” anlamına gelir, özellikle batıda. Türkiye’de ise bu model şöyle işliyor; işveren işler yoğunken on saat çalıştırıyor, işler düşükken 2 saat çalıştırıyor, esnek istihdam patrona dayalı bir şey oluyor.. Bizim talebimiz böyle bir uzlaştırma falan değil; kadınların çocuklarını emanet edebilecekleri ücretsiz kreşler olması, kadınların ev içi emeğinin görünür hale gelmesi, kadınların kariyerinde bakım yükümlülükleri nedeniyle yaşanan gerilemeyi giderecek devlet politikaları olması.

Yani özetle kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı birinci sorun iş gücüne katılım, ikinci sorun yüksek işsizlik oranı, üçüncüsü kayıt dışılık, dördüncüsü düşük ve eşitsiz ücret, beşincisi de işçi sınıfının yüzde 30’unu oluşturan kadın işçilerin sendikalarda, emek örgütlerinde bile yönetici olarak temsil edilmemesi.

Bunlar karşısında düşük ücrete karşı haysiyetli asgari ücret politikası için, işçi örgütlerinde kadınların görünür hale gelmesi için kayıtdışılığa ve işsizliğe karşı örgütlü bir mücadele çok önemli.

HÜKÜMETİN POLİTİKASIZLIĞI KADINLARI ŞİDDETE İTİYOR

- Canan Güllü (Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu):

Kadınların kazanılmış haklarına dönük ciddi saldırılarla karşı karşıyayız. Bu süreç kürtaja getirilen sınırlama ile başladı; müftü nikahı, erken yaşta evliliklerin önünü açan AYM kararı, tecavüz önergesi gibi adımlarla devam etti, Şimdi de kadınların nafaka hakkı hedefte, uzlaştırma ve arabuluculuk hayata geçirilmeye çalışılıyor. Yani kadınların haklarına yönelik saldırılar devam ediyor. Bu hak kayıpları kadınların istihdamdan uzaklaştırılması, sosyal yardıma muhtaç edilmesi, kadını siyasette görünmez hale getirmesini de beraberinde getirdi. Bu yıl 25 Kasım’a giden yolun taşları da böyle döşenmiş oldu.

İktidar, tüm bunların yanı sıra kadının her başkaldırışında şiddete başvuran bir erkek modelini destekliyor, 6284 Koruma Yasası gibi yasalara ya da İstanbul Sözleşmesine rağmen uygulamada bunlar dikkate alınmıyor. Yargı kararları, öldüren açısında adeta bir nevi teşvik anlamı taşıyor.

Kadınların hakları din ve siyaset alanının malzemesi haline getiriliyor, cemaatler burada önemli bir konuma getiriliyor. Kimi söylemler ve açıklamalarla yine kadınların hakları hedef haline getiriliyor. Tüm bunlar karşısında 20018-20018 yılları arasında 2 bin 400 kadının öldürüldüğü gerçeğiyle karşıyayız; cinsel istismar ve tecavüz olayları artıyor ve burada hükümetin politikasızlığının altını çizmek gerekir. Hükümetin politikasızlığı kadınları şiddete itiyor.

KAYYUM POLİTİKASI ERİL ZİHNİYETİ YENİDEN İNŞA EDİYOR

- Meltem Aslan (Mardin Şahmaran Kadın Platformu):

Kadın bakış açısının yerel yönetimlere yön vermesi, yaşam alanlarımızın toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine göre yönetilmesi; eşit temsiliyet ve kolektif yönetim anlayışını hayata geçirilmesi amacıyla tüm belediyelerde eş başkanlık sistemi hayata geçirilmişti. Aynı zamanda kadının ekonomik hayatını idame ettirebilmesi, kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla büyükşehir belediyelerinde Kadın Politikaları Daire Başkanlığı, ilçe belediyelerinde ise kadın müdürlükleri kurulmuştu. OHAL ile birlikte, Kürt illerinde belediyelere kayyum atanmasının ardından, eş başkanlık uygulaması ortadan kaldırıldı, merkezden yöneten eril zihniyet hâkim oldu.

Kayyumların atanmasıyla birlikte, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çalışan ve bin bir emekle kurulan kadın müdürlükleri, kadın merkezleri kapatıldı. Sur, Erciş, Edremit, İpekyolu, Özalp, Cizre, Silopi, Mazıdağı, Derik ve Suruç’ta, kadın müdürlüklerinin çalışmalarına son verildi. Belediyelerde kadın çalışmalarında yer alan kadınların bir kısmının iş akitleri feshedildi, bir kısmının ise görev yerleri değiştirildi. Kayyumla beraber toplumsal cinsiyet kalıpları tekrar inşa edilmeye başlandı. Örneğin, Van büyükşehir belediyesine ait halk otobüslerini kullanan kadınlar görevden alındı. Kısacası kadınların yıllardır büyük emekler sonucu yarattığı kadın kazanımları yok edilmeye ve eril zihniyet tekrar yaşam alanlarımızda var edilmeye başlandı. (EKMEK VE GÜL)

ÖNCEKİ HABER

Bakanlıktan Mimarlar Odası ve Anayurt gazetesine dava

SONRAKİ HABER

Salihli’de domates hasadı başladı: Üretici de tüccar da memnun değil

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa