Barış talebine düşman, intihal teze danışman!

Fotoğraf: Evrensel

Barış talebine düşman, intihal teze danışman!

Mehmet Yavuz'a ait tez, Ömer Temel tarafından hazırlanan tezden kopyalanmış. Tezin danışmanı ise Barış Akademisyenleri'ni hedef gösteren Önder Kutlu!

Hasret Gültekin KOZAN
Kocaeli

Bir intihal haberi de Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden!

İntihal vakalarının sıklıkla gündeme geldiği bu günlerde bir intihal vakası da Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Yüksek Lisans Programında yaşandı. 

Danışmanlığı Rektör Yardımcısı ve Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi bölüm üyesi Prof. Önder Kutlu tarafından yapılan “Türkiye’de Anayasalar ve Anayasa Yapım Süreçleri” isimli tez intihal dolu. Mehmet Yavuz’a ait 2017 tarihli bir master tezinin sadece içendekiler kısmı değiştirilerek, 2014 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Ömer Temel tarafından “Türkiye’de Anayasa Yapım Süreçleri ve Demokratik Anayasa Yapımı” başlığıyla hazırlanan bir tezden birebir kopyalanarak yapıldığı anlaşıldı. 

Orijinal olan “Türkiye’de Anayasa Yapım Süreçleri ve Demokratik Anayasa Yapımı” isimli tezle intihal tezin önsöz ve sonuç bölümlerinin dahi aynı olduğu fark ediliyor. Sadece içindekiler kısmının değiştirildiği tezde bazı küçük değişiklikler ve eklemeler dışında herhangi bir çaba sarf edilmemiş. Akademik yayın etiği koşullarının sağlanması zorunluluğu nedeniyle tezlerin akademik intihal programları ile kontrol edilerek tez savunmasına alınmalarına rağmen bu tezin yüksek benzerlik oranı ve intihale rağmen jüri tarafından nasıl kabul edildiği ise merak konusu. Tezlerdeki etik ihlali kontrol görevi ise tez danışmanına ait. Söz konusu üniversitenin lisansüstü yönetmeliğinin 17. maddesine göre de tez danışmanı bu görevle sorumlu tutulmuş.

ÖNSÖZ VE SONUÇ DAHİ AYNI!

İntihal dolu tez bu kadar da olmaz dedirtiyor. Önsözün teşekkür bölümünde sadece teşekkür edilen isimler değiştirilmiş. Rakamla yazılan ‘30’ sayısı, intihal yapılan tezde yazıyla yazılmış. 2014’te yazılan tezde ‘ABD’, 2017’de intihal edilen tezde ‘Amerika Birleşik Devletleri’ne dönüşmüş. Sonuç bölümünde ise giriş farklı yazılmakla birlikte devamı yine aynı olmuş. 2014’te hazırlanan tezin sahiplenici diline 2017’deki kopyala-yapıştır tezde rastlanmıyor. 

İNTİHAL KONTROLÜ YOK AMA NEFRET SÖYLEMİ VAR

İntihal tezin danışmanı Prof. Dr. Önder Kutlu ise, YÖK’ün tez merkezinde de yayınlanan teze ilişkin görevini yerine getirme hususunda göstermediği ilgiyi ihraç edilen barış akademisyenlerine göstermiş. Yenihaberden.com internet sitesinde 14 Ocak 2016 tarihinde ‘Düşünce özgürlüğünün sınırları’ başlığıyla yayınlanan köşe yazısında nefret söyleminde bulunmuş. Prof. Dr. Kutlu’nun barış imzacısı akademisyenler için yazdıklarının bir kısmı şöyle:

“İmzacıları tek tek değerlendirmek, arka planlarını, etnisitelerini, bağlantılarını, kimlerden destek aldıklarını çok iyi bir şekilde analiz etmemiz gerekiyor.Bu şahısların neseplerinde, bağlantılarında, dinlerinde, mensubiyetlerinde birtakım yanlışlar çıkarsa şaşmamak lazım. İmza attıktan sonra ‘dönenleri’ de aynı kategoride değerlendirmek gerekiyor. Sonuçta kendilerine dönme olarak isimlendirilen gruptan ne farkları var? Terör ve bildiri meselesi gene turnusol kâğıdı işlevi gördü.”

ERDOĞAN EN BÜYÜK 500’DEN DERT YANMIŞTI…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 Ekim’de Dokuz Eylül Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye'nin nasıl oluyor da dünyanın en büyük 500 üniversite arasında yer almıyor? İçerik ve sistem konusunda hala açıklarımız var. Hedefimiz hem içerik hem sistem olarak yüksek seviyelere çıkarmaktır” demişti. Geçtiğimiz günlerde ise Erciyes Üniversitesi’nde akademisyen Şahika Karaca’nın doktora tezinde Adolf Hitler için 'Sosyalizmin kurucusu' dediği tez kabul edilmişti. Hatayı tezin danışmanından jüri üyelerine kadar kimse fark etmemişti. 

‘BU HIRSIZLIKLAR ULUSLARARASI DERGİLERE KONU OLUYOR’

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (ÜNİVDER) Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, bu gibi hırsızlıkların son dönemde fazlaca görülmeye başladığını belirterek, “BoğaziçiÜniversitesi’nde yapılan bir araştırmada yüksek lisans ve doktora tezlerinin yüzde 34’ünün çalıntı olduğu belirtildi. Devlet üniversitelerinde bu aşırma işinin yüzde 31, Vakıf üniversitelerinde ise yüzde 46 olduğu saptanmış durumda” dedi. “Yüksek lisans ve doktora çalışmalarından yani akademik kariyerin ilk basamağında bu kadar çok sayıda bilim hırsızlığı gözlenmesi üniversiter niteliğin ne kadar çok zedelendiğinin açık bir göstergesidir” diyen Yeşildere, bunun yanında yabancı dil sınav hırsızlığının da yaygın olduğunu belirtti. “Bu konuda TOEFL yabancı dil sınav hırsızlıkları YÖK ve ÜAK’a derneğimizce de bildirilmiş ancak hiçbir sonuç alınamamıştır” diyen Yeşildere, yaşananların üniversitelerin nitelikli gelişmesinin önünde büyük bir engel ve endişe verici olduğunu ifade etti. 

Bu konuda yasal girişimlerden dahi istenilen sonucun çıkmamasının intihali özendirici hale getirmiş durumda olduğunun altını çizen Yeşildere, bilimsel hırsızlığın bu denli artışının en önemli nedenlerini şöyle sıraladı: 

■ Üniversite kavramına uymayan ve hiçbir üniversiter alt yapısı olmadan üniversite açılması,

■ Yeni açılan üniversitelerin öğretim elemanı açığının kapatılması için nitelik yerine niceliğin öne çıkarılması,

■ Akademik yükseltmelerde bilim ve liyakatten, akademik kriterlerden daha çok ahbap çavuş ilişkisi, adam kayırma, siyasi yapının bugünkü iktidara yakın olması (yandaşlık), eş dost, partiye yakınlık, akraba vb. gibi üniversiter kavramlara aykırı davranışlar,

■ Özellikle yüksek lisans ve doktora tezlerinin para karşılığı yazdırılması, bu gibi ofislerin ortaya çıkması,

■ Akademik yükseltme jüri seçiminde bilim ve liyakatten çok adaya göre taraflı jüri üyeleri tespiti ve atanması,

■ Jüride yer alan bu gibi akademisyenlerin yetersizliği, kriterlerinin niteliksiz olması, adayın eserlerini yeterince incelenmemesi, adayın kayırılması,

■ YÖK ve ÜAK’ın bu konularda caydırıcı cezaların verilmemesi konusunda taraf olması,

■ Bilimsel eserlerin yeterince incelenmemesi, intihale konu olan bölümlerin saptanması konusunda alt yapı ve lojistik desteklerin yetersizliği…

Son yıllarda üniversitelerden 7 bine yakın akademisyenin atıldığını da ekleyen Yeşildere “Bu akademisyenlerin bir kısmı barış imzacısı ve nitelikli akademisyenler. Birçoğu darbe sonrası FETÖ’cü diye atıldılar. Ancak bu akademisyenler hakkında hiçbir soruşturma açılmamış, savunma hakları olmadan KHK ile atılmış olmaları üniversitelerin nitelikli insan gücünde bir negatif rol oynadı. Bu açığı kapatmak için de özellikle niteliği öne çıkarmayan kar amaçlı vakıf üniversiteleri bu tip akademik yükseltmelerde sessiz kaldı. Devlet üniversiteleri de yandaş olmaları halinde olayların üstünü örtme konusunda gayretli oldu” ifadelerini kullandı. 

Türkiye’deki akademik hırsızlıkların uluslararası dergilere konu olduğunu ifade eden Yeşildere, “Son yıllarda bazı ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerin araştırmaları para karşılığı basması sonucu bu eserlerin nitelikli hakemlerce incelenmeden yayınlanmasına da neden olundu. İlk 500 içinde üniversitelerimizin yer almamasında bu durum da önemli bir sorun olmakta” diye konuştu. 

‘SON DERECE VAHİM, YERLİ VE MİLLİ ÖRNEKLER’

Fotoğraf: Evrensel

Konuyu barış imzacısı akademisyenlerden Doç. Dr. Yücel Demirer’e de sorduk. Kocaeli Dayanışma Akademisi (KODA) koordinatörlerinden olan Demirer, “İntihalin negatif sonuçlarını ilerde daha da çok hissedeceğiz” dedi. 

“Utanç verici bir durumla karşı karşıyayız” diyen Demirer, tezi hazırlayanın sorumluluğunun asil olduğunu ve bu sorumluluğun bütün kariyeri boyunca kendisiyle olacağını söyledi. Demirer, “Bahsi geçen olayda yalnızca tezi yazanın değil, bu duruma akademik unvanlarını da koyarak kefil olan danışman ve jüri üyelerinin de sorumluluğu ve ciddi bir eksikliği var” dedi. 

“Dünyanın pek çok ülkesinde bu türden bir duruma adı karışanın akademi içerisinde kalması dahi düşünülemez” diye sözlerine devam eden Demirer, yaşananların çürümeye işaret ettiğini belirtti. Geriye dönük tezlerin kontrolü için bir kampanya başlatılması gerektiğini ifade eden Demirer, “Bildiğiniz gibi son yıllarda gündeme giren bir uygulamayla her tez otomatik olarak bir bilgisayar kontrol programına sokuluyor. Böyle bir tezin böyle bir denetleme mekanizmasını nasıl geçtiği konusu da dikkat çekici. Uygulanan bu program bu kadar etkisizse, o zaman geriye dönülerek verilen tezlerin kontrolü için bir kampanya başlatılmalı” dedi. 

“Zapturaptı altındaki hiçbir ülkenin dünyanın en gelişkin ilk 500, ilk 100 üniversite listesine aday gösterebildiğini görmüyoruz” diyen Demirer, “Türkiye’de birbirinin makalelerinden alıntı yaparak yükselenlere, fason dergilerin çoğalmasına tanık olduk. Bunlar son derece vahim yerli ve milli örnekler. Bu koşullarda saygı duyulası bir üniversiter ortam olanağı yavaş yavaş kayboluyor” ifadelerini kullandı.

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Kasım 2018 02:58
www.evrensel.net