30 Eylül 2018 04:25

Simülasyondaki hayaller, siperdeki gerçekler: ATEŞ

Birinci Cihan Harbinin ortasında yazılmış olan 'Ateş' romanı, şüphe yok ki bu eserler arasında bir başyapıt. Ercüment Akdeniz'in Evrensel Pazar yazısı

Wikimedia Commons

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

“Uzaktan davulun sesi hoş gelir” derler. Savaşın sesi de öyle, uzaktan hoş gelir. Ama gerçek çok başkadır.

Silahlanmanın, savaşa yatırım yapmanın hiç olmadığı kadar göklere çıkarıldığı şu günlerde, savaş davulları teknolojik fuarlarda çalınıyor. Simülasyon uygulamaları, bilgisayar oyunları eşliğinde çocuklara, gençlere bolca adrenalin yükleniyor. Hollywood filmlerinden devşirme militarist diziler ise televizyon kanallarının vazgeçilmezi.

Sadece bizde de değil, nerdeyse bütün dünya devletlerinin dilinde şu çılgın savaş güzellemesi. Sanki dünya iki büyük emperyalist savaş yaşamamış ve tarihin en kanlı boğazlaşmaları hiç olmamış gibi! Savaş baltaları gömüldükleri yerlerden çıkarken; savaşın gerçek yüzünü anlatan anti militarist anlatılara bu yüzden çok ihtiyaç var. Birinci Cihan Harbinin ortasında yazılmış olan “Ateş” romanı, şüphe yok ki bu eserler arasında bir başyapıt.

SAVAŞIN ADALETİ

“Savaşan iki ordu, intihar eden tek bir ordudur” diyor, Ateş’te, Henri Barbusse. Kitabın yazıldığı tarih Aralık 1916’dır. Fransız, Alman orduları kanlı bir kapışma için Belçika’dadır. Ve bu emperyalist kavganın haklı tarafı yoktur. Kurbanlarsa milyonlarca işçi-köylü ya da onların çocuklarıdır. “Bunlar artık asker değil, bunlar bir sürü erkek. Bunlar maceraperest de değil, savaşçı da değil. Bunlar bir insan mezbahanesinde çalışmak için yetiştirilmiş de değil. Fakat şimdi hem kasap, hem kesilecek hayvan durumundalar”dır.

Verdun muharebesinde, düştüğü her yerde devasa çukurlar açan o meşhur gülle yağmuru kadar olmasa da, Ateş’in anlattığı Belçika siperleri; soğuk yağmur suları, balçık ve kanla doludur. Siperde ölü yatanlar sadece parçalanmış ya da uzuvlarını kaybetmiş askerler değil, onlarla birlikte zehirlenip kalmış sıçanlardır.

Savaşın adaleti yoktur.

- “Galiba gaz attılar, gaz maskelerimizi hazırlayalım” der bir Fransız askeri.
- “Ama bunu yapmaları dürüst değil” der öteki.

Ötekinin alacağı yanıt şu olacaktır:
- “İçleri delinmiş, testere ile kesilmiş gibi ikiye bölünmüş gövdesi yukarıdan aşağıya doğru biçilip ot demetine dönmüş, en derinliklerine kadar karınları delinmiş, içlerinde ne varsa hepsi dışarı çıkıp etrafa yayılmış, evet, çatalla yayılmış gibi karınlar, yarılmış insanlar, dev bir lobutla tepelerine vurulmuş gibi başları ciğerlerinin ortasına kadar gömülmüş olanlar veya içinden beyin karışmış firenk üzümü reçeli sızıp, göğsü, sırtı ve etrafı cömertlikle boyamış kafasız boyunlar... Bunları adi bir obüs yapmış diye nasıl olur da buna dürüst diyebiliriz?”

SİPERDE SAĞ KALANLAR

Karanlık göğü yaran ateş patlamaları savaş meydanında bulaşıcı hastalık gibi yayılır. Ve ateş toplarının altında, sömürgelerden getirilmiş savaşçılar (Cezayirliler) en hesapsız kıyımlar için savaştırılır.

Uzak diyarlara, cephe gerisine, eve, sılaya sadece kahramanlık destanları ulaştırılır; altını ıslatanların, korkudan ödü kopanların hikayeleri değil. Çünkü egemenler için savaş sürmeli, sürdürülmelidir.

“Ah şimdi evcilerimizde olsaydık” diye iç geçirir askerin biri.
Onu, ölmek üzere olan bir başkası tamamlar: “Cesaret ölene değil, savaşa devam edene lazım”dır.
Çünkü...
“Askeri geçit törenlerindekileri hatırlatan yaylım ateşlerinden, açılmış savaş sancakları gibi gözle görülen muharebelerden, hatta göğüs göğüse boğuşmaktan, birbirini öldürmek için bağırarak dövüşmekten de daha fazla, savaş bir yorgunluktur...”

SAVAŞI YENELİM

Dünyanın gidişatı, 1. Dünya Savaşının hemen öncesine benziyor biraz. Ateş’in de içinde olduğu aşağıdaki üç kitap bize hem bu benzerliğin ip uçlarını veriyor; hem de büyük savaş patlak verdiğinde insanlığı hangi felaketlerin beklediğini söylüyor: 

- Glaeser’in “1902 Doğumlular” romanında anlatıldığı gibi; savaşa şenliklerle, geçit törenleriyle, koşarak gitmeye hazırlanıyor kalabalıklar. Daha doğrusu birileri kalabalıkları buna hazırlıyor.

- Remarque’nin “Batı cephesinde yeni bir şey yok” romanında ise, cepheye neşeyle giden liselilerin yaşadığı travmalar bugüne çok şey anlatıyor.

- Savaşın orta yerinde, 1916 sonunda yazılan “Ateş” de bize, şenliklerle savaşa uğurlanan insanları nasıl bir cehennemin beklediğini tasvir ediyor. Barbusse, okuru adeta ateş deryasına sokup, şarapnel yağmurundan geçiriyor. Hikaye bir siperden diğerine ağır ağır akıyor. Üstelik yazar, bunu sinir uçlarımızla oynamak pahasına yapıyor.

Ateş’te, Alman bombalarının dövdüğü Fransız siperleri kadar, “düşman” siperlerindeki dramı da anlatıyor Barbusse:
- Vay anasına!... Bizimkiler de, bunlar da Allah yarattı dememişler, neler yağdırmışlar buraya...

Barbusse’ün eserini diğer iki kitaptan ayıran bir özellik daha var: Ateş, yorgun askerler arasında dolaşarak bir iç sorgulama başlatıyor ve giderek savaşın sınıfsal karakterine ışık tutuyor. Yazar, emperyalist savaşla savaşmak üzere bir barış manifestosu ilan etmekten de geri durmuyor.

BARBUSSE’Ü OKUMAK, OKUTMAK

Ateş, Henri Barbusse’ün nasıl devrimcileştiğini, emperyalist savaşa karşı neden sosyalizmi tercih ettiğini de anlamamıza yardımcı oluyor. (Ateş yazıldıktan hemen sonra Rusya’da Ekim devrimi gerçekleşti ve ilk işçi iktidarı olan Sovyetler, emperyalist savaşın sona ermesinde de etkili oldu. Rusya’ya yerleşen Henri Barbüsse son nefesini Kremlin’de verdi)

Ateş’i bizde ilk çeviren ismin Suat Derviş olması da ayrıca ilginç. Zira 1. Cihan Harbinde Derviş küçük bir kız çocuğuydu ve penceresinden Çanakkale yaralılarının geçişini izlemişti. Ateş, bu yüzden biraz da bizim hikayemizdi ve ve okuduğunda Suat Derviş’i derinden etkilemişti.

Nazım Hikmet ise Ateş için şöyle demişti: “Barbusse’ün Ateş’ini okumayan işçinin, emekçinin ve hakiki aydının kafası bir parça yarımdır.”

Sabahattin Ali’nin sözleri ile bitirelim: “Biz Barbusse’ün ölümüne yanarken aynı zamanda inançla bağırıyoruz: Barbusse öldü, yaşasın Barbusse’ler...”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Şeref Aydın: Güneşten ışık yontan

SONRAKİ HABER

İstanbul Büyükşehir Belediyesi kadın sığınmaevi açacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa