İmar affıyla kamusal alanın işgalinin önü açıldı*

Fotoğraf: Cem Gül/EVRENSEL

İmar affıyla kamusal alanın işgalinin önü açıldı*

İmar Barışı olarak sunulan 'İmar Affı' uygulamasıyla bir kez daha orman, mera, kıyı gibi bütün kamusal alanların işgalinin ve talanının önü açıldı.

Ülkemiz ve toplumumuzun ortak geleceğine sahip çıkmak, kamu yararı ilkesini gözetmek, halk ile olan ilişkilerde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak, meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile tüm üyelerimiz ve vatandaşlarımızı karşılaşabilecekleri olumsuz ve cezai durumlara karşı uyarmak için aşağıdaki hususları üyelerimizle ve vatandaşlarımızla paylaşmak istiyoruz.

Kamuoyuna “İmar Barışı” olarak sunulan ve bugüne kadar seçimler öncesi defalarca tekrarlanan yeni bir “İmar Affı” düzenlemesi kanunlaşmış bulunmakta. Düzenlemeyle, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı, 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31.10.2018 tarihine kadar başvurulması ve 31.12.2018 tarihine kadar öngörülen kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebileceği, başvuruya konu yapının ve arsanın mülkiyet durumunun, yapı sınıf ve grubunun ve diğer hususların Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedileceği belirtildi.

Kanuna göre; Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilecek, bu yapılarla ilgili alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilebilecek. Kanun, yapı kullanma izin belgesi almamış ve yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, Yapı Kayıt Belgesi ile maliklerin tamamının muvakkatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebileceğini, bu durumda yapı kayıt bedeli olarak öngörülen bedelin iki katı bedel alınacağını da düzenledi.

Kanun ayrıca; Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde bu taşınmazların Bakanlığa tahsis edileceğini, ilgililerin talepleri üzerine taşınmazların Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan; Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde ilgililerin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazların rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılacağını düzenlerken, yapının depreme dayanıklılığı hususunun malikin sorumluluğunda olduğuna ilişkin bir hükme de yer verdi.

‘KAMU DENETİMİ YOK SAYILDI’

Maalesef ki bu düzenleme sırasında başta Odamız olmak üzere kamu kurumu niteliğinde bulunan meslek kuruluşlarından görüş alınmazken; yapının depreme dayanıklılığı, çevre, barınma ve yaşam hakkı, can ve mal güvenliği gibi alanlarda ağır sorun ve zararlara yol açabilecek belirsizlikler yaratıldı. Mühendislik hizmetleri yönünden açık bir düzenleme yapılmayarak devletin görevleri, kamu denetimi sorumluluğu bir kenara koyularak süreç; vatandaşın kendi beyan ya da sorumluluğuna bırakıldı.

İmar Barışı olarak sunulan, 1950’lerden bu yana defalarca düzenlenen ve genellikle seçimlerden önce yürürlüğe konulan, böylelikle süreğenleşen ve kural haline gelen “İmar Affı” uygulamasıyla bir kez daha: Orman, mera, kıyı, kent toprakları gibi bütün kamusal alanların işgalinin ve talanının önü açıldı. Kaçak yapılaşma ile doğal değerlerin tahribatı arttı, hukuksuzluk özendirildi; çarpık ve düzensiz kentleşme kalıcılaştırıldı.

Üzerine kaçak yapı yapılan Hazine ya da belediye taşınmazlarının dahi ilgililere satışı öngörülerek; kamu taşınmazlarının işgalinin ve yağmalanmasının, çarpık yapılaşmanın, düzensiz, plansız kentleşmenin hukuksal alt yapısı hazırlandı.

Yüzde 66’sı birinci ve ikinci derece deprem kuşağında olan ülkemizde, depreme dayanıklı; bilime, tekniğe ve mühendisliğe uygun yapıların inşaası yerine, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit edecek yapıların meşru kılınmasının önü açıldı.

Yasalara ve kurallara uygun yaşayan bireyler için yasalara uymayanlar lehine yapılan düzenlemelerle oluşturulan eşitsizlik olgusuyla devlete, hukuka ve adalete olan güvenin sarsılmasına yol açıldı.

Kamu yararını, bilimi, mühendisliği, toplumu, çevre ve yaşam hakkını esas almayan İmar Affı düzenlemesi; bu ülkeye, bu topluma, geleceğimize ve gelecek kuşaklara ihanettir, kötülüktür.

Ne var ki tüm risk ve tehlikelere, yapılan uyarılarımıza rağmen konu hakkında yayınlanan söz konusu tebliğ sonrasında yeni bir süreç başladı.

* Bu yazı, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası’nın Harita Bülteninin Temmuz 2018 tarihli 100. Sayısından kısaltılarak alınmıştır. (Başlık ve ara başlık editöre aittir.)

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Ağustos 2018 18:20
www.evrensel.net