Seçim mektupları: 'Sandığa gidip gereken dersi vermeliyiz'

Fotoğraf: Delwin Steven Campbell/Flickr

Seçim mektupları: 'Sandığa gidip gereken dersi vermeliyiz'

Kocaeli'den bir Ford Otosan işçisi, Kayseri'den bir OSB işçisi ve bir kamu emekçisi ile Iğdır'dan Rozalin Türkali seçimlere ilişkin görüşlerini yazdı.

SANDIĞA İŞÇİ OLARAK GİDİP GEREĞİNİ YAPMALIYIZ

Ford Otosan İşçisi
Kocaeli

Bir işçi olarak seçimlerin hemen öncesinde son bir hatırlatma yapmayı uygun gördüm ve bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Bu son viraj arkadaşlar, bu 16 yılda iktidar olan bir parti bu süreçte bizlere ne kattı, ne götürdü bunu iyi bilmek gerekiyor. Birileri “yol yaptı, köprü yaptı, baraj yaptı” demekte de, ben otomotiv işçisiyim, çalıştığım fabrikadan sıfır otomobil alabiliyor muyum, alamıyorum. Bir çoğumuz için de bu durum geçerli. Alanlarımız da sıfır yerine ikinci el, modeli düşük ancak alıyoruz. Demek ki, çoğumuz bu köprü ve yolları kullanamıyoruz. Hele bir geçişte 110 lirayı hangimiz verir de bu köprüden geçebiliriz? “Yol yaptı” diyen arkadaşlar, İzmit merkezdeki trafiği görmüyorlar galiba. Bu yollar nerede, bizim ihtiyacımızı karşılamadıktan sonra neye yarar?

Hizmet anlayışı zengin kısmına hitap eder olmuş. Dolar fırlamış, soğanın kilosu uçmuş gitmiş, her zamanki gibi yandaşlar kılıf uydurmuş, “dış güçler” diye. Neymiş efendim soğan yükselmiş çünkü stokçular solcuymuş! Gülelim mi, ağlayalım mı bilemiyorum. Devletin başındakiler bu sorunları 16 yıldır çözememiş, şimdi tekrar seçilirlerse çözeceklermiş. Devletin görevi nedir arkadaşlar? Bunu engelleyemeyen kişiye nasıl iktidar verilebilir? Ülkeyi dışa bağımlı hale getiren yöneticiler, şimdi tutmuş “dış güçler” diyebiliyor. Soğanın yurt dışından ithal edilmesi de gündemde. Üretmeyip, dışardan hazır alırsan ne olacağını sanıyorlardı? Her şeye kılıf bulan AKP zihniyeti “Fakir ülkeler tarımla uğraşır” diyor. Kendi yandaşları ithal etsin, zenginlik kendilerine aksın. İktidarın vaatleri arasında seçimden sonra OHAL’i kaldırmak var. Bu ülkede OHAL’i kim getirdi? Gerekçe olarak biz işçi sınıfının grev yapmalarını engellemek olduğunu söylememişler miydi? FETÖ diye çıkılan OHAL yolu biz işçilere döndü. Kazanan hep zengin olsun, halk ezilsin.

İşsizlik had safhaya ulaşmış ama iktidar sahipleri ne emeklilik yaşını düşürme gereksinimi duydu, ne de çalışma saatlerini düşürmeyi aklından geçirdi. İstihdam adı altında işsizlik ödenekleri işverene kıyak geçildi. Bizim paramızı patronlara peşkeş çekti. “Sen işçi al, ben parasını veririm” diyen zihniyet. Her şeyleri reklam, gösteriş. Milleti düşünen geçici önlemlere mi başvurur veya sorunu çözmeye yönelik mi çalışır? Koltuğunu bırakmak istemeyen zihniyet istikrardan bahsediyor. Bizler bu istikrarı görebiliyor muyuz?16 yıl önce evlerimiz de ne fırın, ne de buzdolabı olmadığını söylüyorlar. Hangimizin evinde bunlar yoktu? Bu söylev seçmenle alay etmektir. Bizden çok AKP seçmeniyle alay etmektir. “Bunlar cahil, biz ne dersek ona inanır” anlayışının ürünüdür. 16 yıldır iktidar olanlar, halen şahlanacağız diyorlar. Bu şahlanma anlayışı kime, bize mi, yandaşlara mı, zenginlere mi? Bu şahlanmada sıra bize gelmeyecek mi? Terörü bitireceğiz diyenler bunu bitirebildi mi? Milli hasıla arttı diyenler, bu artıştan bize yansıma olmadı. Kimin parası arttı? Vaatlerde kıraathaneden bahsedenler, iş bulmaktan neden bahsetmezler? Fabrika açmaktan, halkı yoksulluktan kurtarmaktan niye bahsetmezler? Kendileri sarayda yaşayanlar, halkın da sarayda yaşadığını zannediyor olmalı ya da halkını göremeyecek kadar körler. Pazara, markete gittiğimizde artık ihtiyaçlarımızı bile almakta zorlanır duruma gelen biz işçiler, bütün bu şartlara karşı AKP’ye nasıl oy verebiliriz? 24 Haziran’da sandığa “işçi” olarak gidip, gereğini yapmalı, işçileri yok sayan bu iktidara gereken dersi vermeliyiz.


PATRONLAR ADAY, BİZ NEDEN SEYİRCİ KALIYORUZ?

OSB’den bir işçi
Kayseri

Ben Kayseri’de büyük bir fabrikada çalışıyorum. Şu an televizyonları izlerken gördüğümüz tek şey siyasiler ve bu siyasiler günümüzde bizler için siyaset yapmıyorlar, sadece birbirlerine hakaret yağdırıp duruyorlar. Varsa yoksa sen değil ben yaparım havasındalar. Vekillik için de sadece vaat yarışında reklam filmleri yayımlıyorlar.

Bunları izlerken şu aklıma geliyor: Günümüzdeki siyasi partiler,en azından seçime her zaman parası olanları patron kesimini mi milletvekili adayı gösterirler? Neden hiç işçi aday gözükmez? Kayseri’ye bakınca AKP’si, MHP’si, CHP’si hepsi böyle geliyor bana. Örneğin daha önce katıldığım işçi toplantılarında bir metal fabrikasında işçi ablamızın parmakları kopmuş ve haklarını vermediklerinden bahsediyordu kendisi. İşte o fabrikanın sahibi CHP vekil adayı oldu. Kendisi patron. Kendisine 8. sıra verildiği için geri istifa ediyor. Çünkü sırasını beğenmiyor. Zengin ya en önlerde olması lazım. Demek istediğim bu işte. Patronlar adaylık sırası beğenmezken ben pazara gidince patates veya soğan alıp almamakta kararsız kalıyorum. Aramızda bu fark var. Yani bu partilerin çoğu patroncu paracı olmuşlar. Bize de izlettiriyorlar.

Buradan bütün partilere sesleniyorum işçileri aday gösterin ki halkın içinden birini halkın ne durumda olduğunu görün. Tabii böyle dertleriniz varsa! Halkı seçimden seçime asgari ücrete komik artışlarla ve bayramda emekliye 1000 lira ile kandırmayın. Halkla iç içe olun ki halkın pazarda ne çile çektiğini görün. Görmek isterseniz tabii!

Patronları aday gösterirseniz onlar halkın içinden değil çünkü onlar düşük ücret az işçi ile çok iş beklerler. Bana göre patronlar milletvekili olmak isterler çünkü sermayesine sermaye katmak isterler. Vekilliği de bunun için kullanırlar. Bir zamanlar sermayesi meslek yüzüğü olanlar bu siyasi geçmişleri nedeniyle almış yürümüş ve şu an dünyanın sayılı zenginleri arasına girmişler.

Buradan partilere sesleniyorum; işçileri 1.ve 2. sıra milletvekili gösterin ki mücadele nasıl yapılır görün derim ve siyasetin hakaret edilerek yapılmayacağını öğrenirsiniz. Ama bizler Meclisteki bu partilerin kavgalarıyla çok oyalanırız. Kendi çıkarlarımız temelinde birleşmeden de sorunlara çözüm zor görünüyor.


ÖĞRETMENLER ODASINDA NELER OLUYOR?

Kamu emekçisi
Kayseri

Seçim süreci, öğretmenlerin seminer dönemlerine denk geldiği için başkan adaylarının vaatleri ve söylemleri daha fazla tartışılma durumunu ortaya çıkardı.

En fazla tartışılan konuları sıralarsak; ittifaklar, HDP’li seçmen tavrının ne olacağı, 3600 ek gösterge, üst öğrenime geçişteki sınav şekilleri, performans sistemi, 657 sayılı Yasa’nın değişeceğine dair söylemler, eğitim sisteminin sürekli değişmesi, tekli öğretime geçiş, her mahalleye kreş, OHAL ve KHK’lerin yarattığı tablo diye sıralayabiliriz.

OHAL’in de getirdiği durumla, öğretmenler rahat konuşmaktan imtina edip, “Acaba başıma bir şey gelir mi?” konusunda tedirgin olmaktaydılar. Süreç ilerledikçe ülkenin yukarıda saydığımız durumlarına itirazı olanlar TV’ler ile meydanlarda görünür olmaya başladıkça öğretmenler de düşüncelerini ifade etmede rahatlamaya başladılar.

Öte yandan Cumhur İttifakının çok fazla heyecan yaratmadığı görülüyor. Özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ittifak yapmakla kendi ayağına sıktığı, Erdoğan’ın “münafık” söylemi fazla tartışılan konulardan. MHP’li seçmenin Erdoğan’a vereceğinden şüpheli olduğu söyleniyor. 40 yıllık bir geleneğin yok olmaya başladığını ve AKP’nin yutacağı fikirleri de tartışılıyor.

AKP’nin söylemlerinde yeni bir şey olmadığı, “Yapacaksa şimdiye kadar neden yapmadığı” düşüncesi ortaya çıktı. Milli eğitim içerisindeki yönetici atamaları, öğretmenlerin ilk atama mülakatı ve güvenlik soruşturması geçirmeleri rahatsızlık duyulan konulardan. Özellikle performans sistemi çok şiddetli karşı çıkılan bir durum. Bu tartışma öğretmen yeterlilikleri sahip olanla olmayanın ayrılması gerektiği fikrini ortaya çıkarma durumundan kaynaklandığı ifade edilse de bunun çözümünün eğitim fakültelerindeki derslere etik ve psikoloji derslerinin artırılması ile hizmet içi eğitim çalışmaların fazlalılaştırılmasıyla aşılacağı yönünde. Hangi sendikadan olursa olsun öğretmenler AKP’nin eğitim politikasının bir yerinden rahatsız.

Millet İttifakı konusunda Muharrem İnce bir heyecan yaratmış durumda. Farklı türden dünya görüşüne sahip öğretmenler, öğretmenden de olmasından kaynaklı “Anlarsa bizi Muharrem İnce anlar” düşüncesindeler. Karamollaoğlu ile Akşener konusunda ise AKP’nin oylarını alacağı yönünde. Bu sıralar kaynak bulma konusu açıldığında Akşener’in TRT’yi satacağım söyleminin revaçta olduğunu söyleyebiliriz.

İktidarın kullandığı dil ve söylemlerin geçen seçimlerdeki tekrarı yönünde olduğu ve başörtüsü, imam hatip, yurt dışına operasyon ve Kandil’e yapılan operasyonların bir karşılığının olmadığı görülüyor. Çünkü bu operasyonların seçim için yapıldığı düşüncesi çoğu kişide hakim.

En fazla konuşmalardan birisi de 3600 ek gösterge. Bu söylem ortaya çıkınca emeklilik dilekçesini verenler dilekçelerini geri çektiler. Gününü doldurup yaşını bekleyenlerse ikramiyenin ve emekli maaşlarının artacağından kaynaklı yasa çıktığı anda emekli olacağını ifade ediyorlar. Erdoğan’ın emeklilere bayram ikramiyesi gibi bir KHK çıkaracaklarından çok ümitliydiler yalnız olmadı.

HDP ve bileşenleri söz konusu olduğunda seçimlerde kilit rol oynayacağı genel bir kanı. Parti başkanının adaylardan biri olarak içeride olması, ‘terör, hendek’ vb. sebeplerden kaynaklandığı görüşü olsa da Erdoğan’ın Demirtaş’ı en büyük rakip olarak görmesinden ötürü içeride tuttuğu görüşü hakim. AKP’nin yaptırımlarından rahatsız olanlar HDP’nin Mecliste olması gerektiğini ifade ediyor. Bu durum vekil sayısı durumu bir yana, hükümet ve sözcüleri her ne kadar ‘terör’ ve ‘HDP’yi yan yana getirmeye çalışıp saf dışı bırakmaya çalışsa da bu taktiğin tutmadığını gösteriyor. Bu taktiğin boşa çıkmasında elbette ki Millet İttifakına gönül veren seçmenin tavrını da göz ardı etmemekte de fayda var.


IĞDIRLI GENÇLERLE SEÇİM SOHBETİ

 

Rozalin TÜRKELİ
Iğdır

Seçimler için gittiğim memleketim Iğdır’da, çevremdeki genç arkadaşlarımla seçimlere dair sohbet etme olanağı buldum. İki farklı (Azeri, Kürt) halkın yaşadığı Iğdır’daki gençler seçimler hakkında neler diyor ne gibi talepleri var bunu gözlemledim.

10 çocuklu ailenin sonuncu çocuğu olan Ramazan üniversite mezunu olup iş bulamadığından yakınarak söze başlıyor. “Ben hep müzikle uğraşmak istedim ama çalıştığım yerden Kürtçe müzik söylediğim için atıldım daha sonra üniversite sınavlarına hazırlandım ve ziraat mühendisliğini kazandım, bitirdim. Şimdi de diplomalı bir işsizim. Oyumu HDP ve Demirtaş’a vereceğim çünkü Kürt halkının temsilcilerini Mecliste görmek istiyorum. Bizim acımızı yaşadıklarımızı sadece yaşayanlar anlar. Diplomasız birinin ülkeyi yönetmesini istemiyorum.”

Üniversite sınavlarına hazırlanan Eftelya ise oyunu İnce’ye kullanacağını çünkü fizik öğretmeni olması ve her kesime hitap eden vaatlerini beğendiğini hatta bir konuşmasında ‘İzotop’ sözcüğünü kullanmasının onu çok etkilediğini söyledi.

Başka bir ortamda sohbet etme fırsatı bulduğum öğretmen adayı Sude ise “Atanamayan meslektaşlarımın intihar haberlerini duydukça üzülüyorum, geleceğe yönelik kaygılarım artıyor. Özel okullarda çalışma saatleri çok fazla ve ücretler çok düşük. Bu seçimlerde oyumu HDP ve Demirtaş’a vermek istiyorum çünkü onun zorbalıkla içeride tutulduğunu ve bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda eşit işe eşit ücret talebimin karşılanacağına inanıyorum.”

Son olarak fen lisesi öğrencisi Emek, arkadaşlarının onu rakibi olarak görmesini istemediğini, gelecek kaygısının daha şimdiden başladığını ve okulunda sosyal etkinliklere yer verilmediğini, oy kullanabilseydi bunları değiştirebilecek bir adaya oy vermek istediğini söyledi.

Son Düzenlenme Tarihi: 22 Haziran 2018 19:12
www.evrensel.net
ETİKETLER mektuperken seçim