'Suriyeliler üzerinden söylem oy getirir ama huzur getirmez'

Fotoğraf: Deniz Kar/EVRENSEL

'Suriyeliler üzerinden söylem oy getirir ama huzur getirmez'

Antep’te 24 Haziran öncesi seçmenin nabzını tuttuk. En önemli gündem Suriyeli mülteciler.

Çağrı SARI
Deniz KAR
Antep

Türkiye’nin dış politikasının faturasının en çok yansıdığı illerin başında geliyor Antep. Adeta tüm gerilimlerin kesişme noktası gibi. Suriye ile ‘eski dost’tun düşman olmasına giden ilişkilerin bütün seyrini, tüm yakıcılığıyla yaşamış, yaşamaya da devam ediyor. 

Ülkenin sanayisi en gelişkin illerinden Antep, bu özelliği nedeniyle komşu illerden yoğun göç alıyordu zaten. Suriye’deki savaş nedeniyle buna eklenen 350 bine yakın Suriyeli mülteciyle birlikte kentin kozmopolit özelliği daha da arttı. Hem Kürtleri, hem Türkleri, hem de devasa bir Suriyeli nüfusu barındıran Antep’te, iktidarın politikalarına bağlı olarak, halkların ‘sinir uçları’ da zaman zaman birbirine değiyor. 

SURİYELİLER YERLEŞİK ARTIK

Türkiye ekonomisindeki kötü gidişat ve Suriye ile Irak’a yapılan ihracatın durma noktasına gelmesiyle birlikte şehirde işsizlik çok sıkıntılı bir hal almış durumda. Ve oklar her yerde olduğu gibi bu durumun sorumlusu olarak görülen/gösterilen Suriyelilere yönelmiş.

İlk geldikleri dönemlerde Suriyelilere karşı kampanyalar düzenlenen, hatta linçlerin yaşandığı Antep’te halk, Suriyelilere karşı hâlâ biraz ‘tetikte.’ Ancak savaşın başladığı 6-7 yıl öncesine oranla ‘mecburi’ bir kabullenme söz konusu. 

Suriyeliler bu arada daha yerleşik bir duruma geçmişler, işçi olmuşlar, esnaf olmuşlar... Artık iktidarın deyimiyle ‘misafir’ olmadıklarının, kentte kalıcı olduklarının farkında Antepliler, ama yine de dışlama tutumundan vazgeçtikleri söylenemez. Bu da Suriyelilerin ‘getto’ tarzı bazı bölgeler oluşturmasına neden olmuş. Antep’te bazı mahalleler adeta Suriye’nin bir kenti gibi... 

TÜRK-KÜRT İLİŞKİLERİ

Peki, Türk-Kürt ilişkisi nasıl? Türkiye’de keskin çatışmaların yaşandığı süreçte Antep bir çok ile görece, sakin kalmayı başarabilmiş. Büyük gerilimler yaşanmamış. Bunun iki nedeni olduğu söylenebilir. Birincisi Antepli Kürtlerin dışında, komşu illerden gelen Kürtler, ağırlıkla köy boşaltmalar, sürgünler gibi politik nedenlerle değil ekonomik nedenlerle göç edenlerden oluşuyor. İkincisi, sanayi kenti olması nedeniyle sermaye sahipleri ‘istikrar kaybı’ endişesiyle büyük gerilimler yaşanmasına izin vermemiş.Ta ki 2014’teki Kobanê eylemlerine kadar... Kobanê eylemleri sırasında sokağa çıkan Kürtlere yönelik kimi ırkçı grupların saldırısı sonucu çıkan olaylarda 5 kişi hayatını kaybetmişti.

SURİYELİLER ORTAK NOKTA!

Antep’te seçimin nabzını tutmak için görüştüğümüz Kürtler ve Türkler, bir çok konuda ayrıştırılmış durumda ama ‘Suriyeliler’ konusunda ortaklaşmış: İstemiyoruz, gitsinler!

Hükümetin dış politikası konusunda AKP’yi savunanlar konuyu hemen “Düşmanlar etrafımızı sardı”ya bağlıyor. Muhalefet partilerine oy verenler ise “Hükümetin tutarsız ve saldırgan bir politika yürüttüğünü” düşünüyor. Fakat hepsi Suriyeliler konusunda neredeyse aynı düşünüyor. Örneğin CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin “Bayram iznine gidebiliyorlarsa, demek ki ülkelerine gidebiliyorlar” sözlerinin, televizyondan kahvedeki okey masasına yansıması uzun sürmemiş. Üstelik İnce’nin cümleleriyle... 

Savaş nedeniyle ülkemize sığındıklarının farkındalar, fakat gitmelerini istiyorlar. Çünkü ‘patron’ daha az yevmiye alan, sigortasını yapmadığı Suriyeli’yi Türk ya da Kürt işçiye tercih ediyor. Ev sahipleri Suriyelilerden daha çok kira alıyor...

DÜŞMANLIK VADEDİLİYOR 

2 milyonu aşan nüfusa sahip Antep’te AKP, ciddi bir oy oranına sahip. 1 Kasım seçimlerinde AKP yüzde 61.6 oy alırken, CHP 16.3, HDP 10.5 ve MHP 9.6’da kaldı. 16 Nisan referandumunda ise seçmenin yüzde 62.45’i ‘evet’, yüzde 37.55’i ‘hayır’ dedi. 

Makas yüksek... 24 Haziran’da bu makas kapanabilecek mi? 

Dış politikadaki gergin ve değişken hal, ekonomik gidişat Antep’i nasıl etkiliyor? Suriyeli mültecilerle ilgili söylemlerin Antepliler üzerindeki etkisi ne olur? 

Antep’te Türklerin ve Kürtlerin yoğun yaşadığı Sekiz Şubat, Hacıbaba, Düztepe, Vatan, ve Güzelvadi Mahallelerini gezdik... Edindiğimiz izlenim Antep’te referandum sonuçlarına oranla AKP- MHP blokunun biraz daha gerilediği yönünde. Ayrıca Antep hükümetin Suriye’ye dair izlediği politikanın aynası gibi, bazen gergin bazen beklemede... Şu da bir gerçek, iktidarıyla muhalefetiyle siyasilerin, Suriye’ye, Suriyelilere yönelik düşmanca söylemleri, “Göndereceğiz” vaatleri kısa vadede Antepli seçmenden oy almaya yarayabilir. Ancak uzun vadede, halkların kardeşçe bir arada yaşama kültürüne zarar veren bu söylem ve vaatlerin sorunu daha da büyüteceği kesin. 

KIZGINIM AMA YENİ GELEN DE AYNISI OLACAK

Fotoğraf: Deniz Kar/EVRENSEL

Sekiz Şubat Mahallesi daha çok AKP’li seçmenin yaşadığı bir bölge. Rastgele girdiğimiz bir kahvede seçimleri konuşmak istediğimizi söylediğimiz anda duyduğumuz ilk yanıt “Gitmeyeceğim sandığa, Suriyeliler gitsin” oluyor. Bir emekli söylüyor bunu. Tepkisinin nedenini ise “Suriyeliler yardım alıyor, biz fakir fukara alamıyoruz. Şimdi yeni otoparkın orada yardım dağıtıyorlar. Suriyelilerin kadınları kuyruk olmuş... Şuradan şuraya gidene kadar, taksiye binip gidiyor yayan gitmiyor” diye açıklıyor. 

Suriyelilerden daha zor koşullarda yaşadığını düşünüyor ve bu nedenle Erdoğan’a “kızgın” ama bu seçimlerdeki tercihini değiştirmesine neden olmuyor. Çünkü “Yeni gelen de aynı olacak” diye düşünüyor. 

AH ŞU DIŞ GÜÇLER!

Aynı masada işsizliğin de Suriyelilerden kaynaklı olduğu söyleniyor.  Kiralar son birkaç yılda iki katı artmış ve bunun nedeni de onlara göre Suriyeliler. Kimi tüm bu gidişatı ‘dış güçler’e bağlıyor: “Hristiyan alemi etrafı sarmış, büyük oyunlar oynanıyor...”

Düztepe Mahallesi’ndeki bir kahvede bir inşaat işçisi ile ettiğimiz sohbette de karşımıza ‘dış güçler’ çıkıyor: “Suriye savaşı da,  ekonomik durum da dışarının oyunu. AKP’yi de CHP’yi de oyuna getiriyorlar. Gezi’de de aynısı oldu. Kaç tane insan öldü orada. 15 Temmuz’u gördünüz, kim getirdi onları ülkeye? Ben bu adamı savunmuyorum, gördüklerimi söylüyorum. Erdoğan gidip yerine yenisi gelir ‘eyvallah’ derse her şey düzelir, ama Erdoğan boyun eğmiyor.” 

‘İÇERİDE TÜKENİNCE DIŞARIYA OYNUYOR’

Düztepe Mahallesi’nde bir kahvede İbrahim isimli bir işçi ile sohbet ediyoruz. Muhalefete oy verecekmiş İbrahim... AKP’nin dış politikadaki “saldırgan tutumunu” iç politikadaki tükenmişliğe bağlıyor: “Dışarıya saldıracaksınız, milliyetçi duyguları kabartacaksınız, oy devşirmeye çalışacaksınız. Hükümet, kendi içerisinde konuşuyordur, keşke Afrin’e seçimlere daha yakın bir zamanda girseydik diye. Dediğim gibi bu sakinlik beni korkutuyor, her an bir şey başlatabilirler.”

Bulunduğumuz kahvenin sahibi “Ülkeyi geriyorlar, böyle giderse saatli bomba olacak her yer” diye lafa giriyor. 

Erdoğan’ın özelikle batı ülkelerine yönelik ‘Eyy’ diye başlayan konuşmalarının “Meydan okumak” olduğunu düşünen de var, “Hepsi yalan, siyaset yapıyor işte” diyen de var. Biri “Dolar neden yükseliyor sanıyorsunuz!” diyor. Onun söyledikleri ekonomiyle ilgili tüm gelişmelerin nasıl yakından takip edildiğini gösteriyor: “Merkez Bankasının başkanını parti binasına çağırırsan Avrupa’daki adam sana para göndermez, güvenmez. Bir gece uyuyup uyanıyoruz dolar yükseliyor, başka hiçbir yerde yükselmiyor, Türkiye’de yükseliyor. Şimdi Merkez Bankası başkanıyla Mehmet Şimşek İngiltere’ye gitti, ne konuşuyorlar? Hiçbir şey gizli kalmaz, artık internet diye bir şey var...”  

SURİYE’DEKİ DURUM SADECE ANTEP’İ DEĞİL TÜM ÜLKEYİ ETKİLEDİ

Düztepe Mahallesi'ndeki bir kahvede ettiğimiz sohbette de, Suriye’de yaşanan savaşın sadece Antep’i değil tüm ülkeyi etkilediğini belirten işçi emeklisi,  “Yok terördü, yok şuydu, buydu. Şuraya bomba yerleştirecekler de asker, polis, milli istihbarat hiçbiri bunu görmeyecek mi yani? Sen git de üç yaşındaki çocuğu kandır” diyor.  Esad ile Erdoğan’ın “Dostluktan düşmanlaşmaya giden süreci”ni sorduğumuzda da Abdüllatif Şener’den Abdullah Gül’den bahsederek, “Eski dostlarının hep yanından ayrıldığını”, dış politikada da öyle olduğunu savunuyor. “İyice çökecek dış politikası Erdoğan’ın” diye düşünüyor. 

Kahvehane sahibi ise Esat konusu açılınca Suriyelilerin Antep’te olmasına tepkisini dile getiriyor. Ona göre savaşa rağmen hükümet Suriyelileri içeri almamalıydı. Bir yandan mültecilere kapısını kapatan ülkeleri örnek veriyor, diğer yandan Ürdün ve Mısır’ı Suriyelilere ev sahipliği yapmamakla suçluyor.

DÜĞÜN KATLİAMINDA SESSİZLİK

Suriye’deki savaşın Antep’in günlük yaşamına etkisi, yoğun mülteci göçünün yarattığı sonuçlarla sınırlı değil. Hatırlanırsa savaşın ilk yıllarında kentin “cihatçıların üssü” haline geldiği basına yansımış, hatta bu konu Meclis gündemine de gelmişti. Birkaç yıl öncesine göre görünür olmasa da cihatçıların, Antep’te bugün hâlâ bir güç olduklarını söylemek mümkün. 

Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından birinin Antep’te yaşandığını da hatırlatalım; IŞİD’in bir düğüne saldırısında 56 kişi hayatını kaybetmişti. 

Ancak Antep’te düğün katliamı konusunda bir sessizlik hakim. “Yazık oldu”, “Kötü oldu” ifadelerinin ötesine geçen bir söz yok. Biraz daha muhalif olanlar hükümet politikasını eleştiriyor, patlamayla ilgili konuşmayı çok tercih etmiyor. 

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARINDAKİ ÖLÜMLER KIRILMA YAŞATMIŞ

İktidarın bölgeye dair tutumu, operasyonlar, sokağa çıkma yasakları sürecinde şehirlerin yerle bir edilmesi Antep’teki Kütlerin de kırılma noktası olmuş. AKP’li olmayan Kürt seçmen HDP safında kemikleşmiş, AKP’li olan da üzgün.

HDP’li Kürtlerin ağırlıklı olduğu ancak AKP’li Kürtlerin de uğrak yeri olan bir kahvede okey oynanan bir masaya yöneliyoruz. Genel olarak tedirgin davranıyorlar. Çünkü Kobanê eylemleri, Afrin operasyonu gibi gerekçelerle hemen her Kürt evinden biri gözaltına alınmış. 

Yine Kürtlerin yoğun olduğu bir masada biri AKP’li ve diğeri HDP’li iki kişiyle konuşuyoruz. AKP’ye oy vermiş olan özellikle HDP’nin Diyanetin, zorunlu din dersinin kaldırılması gibi açıklamalarından rahatsız olmuş. Ama sokağa çıkma yasakları sürecinde bölgede yaşananlardan, çok konuşmak istemese de, üzgün olduğunu söylüyor.

HDP’li ve AKP’li Kürt seçmenin hiç tereddütsüz hemfikir oldukları konu yine Suriyelilerin Antep’teki varlığı. 

Bizim onlara sorduğumuz her soru, bir süre sonra onların karşılıklı tartışmasına dönüşüyor: 

AKP: Hep koalisyon vardı. Başarılı olamadı. Çökmüş ülkeyi ayağa kaldırdı. Hastaneler falan.
HDP: Bana ilaç yazılmış 28 avro. Türk lirası da istemiyor. Nasıl oluyor?
AKP: Valla eşim hastanede koalisyon döneminde rehin alınmıştı. Şimdi uçakla gidiyoruz.
HDP: Yav bırak rehini, şimdi hastaneye gidemiyoruz.

***

AKP: Adam  gelmiş kömür dağıtıyor. Var mı böyle hizmet!
HDP: Yazın ortasında veriyor, Allah Allah neden acaba... Seçim var diye olmasın sakın.
AKP: Anan hasta ona bakıyor. Kömürünü veriyor. Toplum için bu adam birebir.

***

AKP: Doların yükselmesi bir oyun.
HDP: Kebapçısın sen. Kanata bu ay içerisinde ne kadar zam geldi?
AKP: Doğru geliyor zam.
HDP: 14 liradan 22.5’e çıktı. Ne kadar gelmiş? 8 buçuk... Bir ayda! Hangi TV’den duydun bunu?
AKP: Yav tamam da sen onu şey edemezsin ki...
HDP: Ney edemezsin?
AKP: Dünya ekonomini çökertmeye çalışıyor. Büyük yatırımcı yatırım yapmıyor. 
HDP: Gelen zamlara yayın yasağı var resmen. Senin kanadını alan yok oyun olsa ne olur.

***

AKP: Kürtçe konuşamıyorduk, aşağılanıyorduk. İkinci sınıf vatandaştık...
HDP: Nerede konuşabiliyoruz, konuşamıyoruz.
AKP: Çocuğuna öğretmiyorsun ondan 
HDP: Çocuğum Kürtçe konuşunca okulda baskı görüyor. Ne alakası var öğretmemekle. 

***

AKP: Şimdi Doğuya yatırım teşvik ediyor...
HDP: Doğuyu yaktı yıktı ne yatırımı. İnsanları vurdular, çocukları vurdular. Ya yerle bir ettiler. Gömemedi insanlar çocuğunu. Buzdolabına koydu... Sen Kürt müsün abi bırak ya...
AKP: He Kürt’üm... Ben de üzüldüm! 

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Haziran 2018 10:14
www.evrensel.net