İSİG Meclisi Ankara Girişimi kuruldu

Fotoğraf: Derya Kayacan/EVRENSEL

İSİG Meclisi Ankara Girişimi kuruldu

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ankara Girişimi kuruluşunu 'Çalışırken Ölmek İstemiyoruz' başlıklı panel ile gerçekleştirdi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ankara Girişimi, kuruluş toplantısını yaptı. Girişimin kurucularından Pınar Abdal, devletin iş cinayetlerinde sayı açıklama sorumluluğu dahi almadığını belirterek Meclis’in gerçeğe en yakın rakamlarla iş cinayetlerinin gerçek nedenlerini kamuoyuna duyurma ve sürece müdahil olma işlevi göreceğini vurguladı. Toplantının sonrasında "Çalışırken Ölmek İstemiyoruz” başlıklı bir panel gerçekleştirildi.

Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Girişimi kuruluş toplantısını gerçekleştirdi. Geniş bir katılımla Mimarlar Odası toplantı salonunda gerçekleşen kuruluş toplantısına meslek odaları ve sendikaların temsilcileri, avkatlar, iş güvenliği uzmanları, işçiler ve aileleri katıldı. Ankara İSİG Meclisi Girişimi kurucularından Pınar Abdal kuruluş bildirgesini paylaşarak, son 16 yılda en az 21 bin işçinin iş cinayetlerinde yaşamını kaybettiğine dikkat çekti. Abdal, iş cinayetlerinin tesadüfi olmadığını, işçi sömürüsünün, ucuz emeğin yaygınlaştığı, kuralsız ve güvencesiz çalışma koşullarında kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

‘DEVLET SAYILARI AÇIKLAMA SORUMLULUĞU DAHİ ALMIYOR’

İki yıllık OHAL döneminde bu politikaların giderek arttığına dikkat çeken Abdal, iş cinayetlerinin sebebinin sadece denetim ve yaptırım eksikliği gibi teknik meseleler olmadığını, sınıfsal bir mesele olduğunu belirtti. Abdal, taşeronlaştırma, özelleştirme, sendikasızlaştırma politikalarıyla mücadele etmeksizin iş sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi verilemeyeceğini belirtti. Abdal, devletin iş kazaları ve meslek hastalıkları sayısını dahi açıklama sorumluluğunda almadığı bir süreç yaşandığını belirterek, İSİG Meclisi’nin raporlarla gerçeğe en yakın rakamlarla iş cinayetlerinin gerçek nedenlerini kamuoyuna duyurma işlevi gördüğünü vurguladı.

‘BİR MÜCADELE ÇAĞRISIDIR’

Pınar Abdal - Ankara İSİG Meclisi Girişimi kurucusu (Fotoğraf: Derya Kayacan/EVRENSEL)

Abdal,  “iş cinayetlerine “fıtrat”, “kader” diyen anlayışa karşı “iş cinayeti” demek ve bunun kamuoyunda benimsenmesini sağlamak önemlidir, ancak daha da önemlisi iş cinayeti söyleminin bir fail arama zorunluluğu ve bunun için mücadele çağrısıdır” dedi. 2012 yılında çıkartılan İş Sağlığı ve Güvenliği yasasının da kötü gidişatı değiştirmediğini kaydeden Abdal, “İşçi sağlığı ve güvenliği adına önlem alınmaz, iş yerlerinde düzenli denetim yapılmazken, henüz seçim arifesinde patronların keyfini kaçırmak istemeyen hükümetin yasal iş sağlığı ve güvenliği denetimlerini dahi askıya aldığına şahit oluyoruz” dedi. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin yasal ve teknik bir mevzuya indirgenecek bir alan olmadığını vurgulayan Abdal, işçi sağlığı ve güvenliğini maliyet unsuru olarak gören üretim biçimi ile ilgili bir sorun olduğunu kaydetti.

‘ÇÖZÜM ÖRGÜTLENMEKTE’

Çözümün işçilerin örgütlenmesinde ve sendikal mücadelede olduğunu belirten Abdal, “Bu sınıf mücadelesinin önmeli bir alanıdır. Bu yüzden iş cinayetleri sınıfsaldır” dedi. Üretim sürecinin farklı yerlerinde duran işçi sağlığı ve güvenliği öznelerini bir araya getirerek mücadele zemini yaratmak istediklerinin altını çizen Abdal, “Meclisimiz iş cinayetlerinin gerçek rakamlarına ışık tutmak hedefinin yanısıra üretim sürecine odaklanmayı, Ankara’da iş cinayetleri, iş kazaları, meslek hastalıkları, emek sömürüsünü kamuoyuna duyurmak ve sürece müdahil olmayı amaçlamaktadır” dedi. Toplantı “Çalışırken Ölmek İstemiyoruz”  isimli iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin, işçilerin, iş güvenliği uzmanları ve hekimlerinin katıldığı panel ile devam etti.

'PLAN VE DENETİM YAPILDIĞI KOŞULLARDA İŞ KAZALARI ÖNLENEBİLİR'

Kuruluş toplantısının ardından "Çalışırken Ölmek İstemiyoruz” başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Panelde konuşan iş güvenliği Uzmanı Tülin Yıldırım, “İş kazaları ancak normal şartlarda önlenebilir. Normal şartlar ise planlamanın, denetimlerin yapıldığı ve bunlara uyulduğu şartlardır” dedi.

Geniş bir katılımla Mimarlar Odası toplantı salonunda gerçekleşen panele meslek odaları ve sendikaların temsilcileri, avukatlar, iş güvenliği uzmanları, işçiler ve aileleri katıldı. Panele İnşaat İşçileri Sendikası Denetleme Kurulu üyesi ve inşaat işçisi Murat Can Çoban, İş güvenliği Uzmanı Tülin Yıldırım, iş yeri hekimi Kadir Atlı, avukat Murat Kemal Gündüz, ve OSTİM’de 2011 yılında yaşanan patlamada yaşamını yitiren Dilek Gürer’in abisi Nihat Gürer konuşmacı katıldı.

‘KAPI ORADA, GİDEBİLİRSİN’

Fotoğraf: Derya Kayacan/EVRENSEL

İnşaat İşçileri Sendikası Denetleme Kurulu üyesi ve inşaat işçisi Murat Can Çoban, inşaaatlarda işçilerin çalışma koşullarına ilişkin yaşadıklarını paylaşarak, “İlk işe başlayışımda doktor kısa sürede kontrol ederek birkaç soru sordu. Ardından iş güvenliği uzmanına yönlendirdi. Bizlere test doldurttular, sonrasında inşaatta çalışmayı, güvenliğin nasıl sağlanacağını, halatı, güvenlik kemerinin nasıl takılacağını bilmeden ertesi gün işe başladık. İlk bir hafta baretimiz ve ayakkabımız  yoktu” dedi. Çoban, iş yerindeki koşulları eleştirdiklerinde “Kapı orada, gidebilirsin” yanıtı aldıklarını belirtti. İş yerinin güvensiz durumundan işçilerin sorumlu tutulduğunu belirten Çoban, iş yerinde yaşanan yaralanmalarda işçilerin şikayetçi olmaması için işverenlerin maaş, izin, tedavi giderlerini karşılama gibi önerilerde bulunduklarını söyledi. Çoban, “Eğer şikayetçi olursanız başka yerde iş bulamazsınız” diyerek ihtar edildiklerini kaydetti.

‘UZMANIN GÖREVİ İŞVERENE DANIŞMANLIK’

İş güvenliği Uzmanı Tülin Yıldırım rakamların iş cinayetlerinin görünür hale gelmesi için önemine dikkat çekti. İş güvenliği uzmanlarının görev ve sorumluluklarına ilişkin yönetmeliğin işverenlere danışmanlık yetkisi olduğunu belirten Yıldırım, “İş yerindeki standartları, işçinin çalışma koşullarını belirleme yetkisine sahip değiliz. Olumsuz bir durumda işi durdurmak gibi bir görevimiz bile yok” dedi. Sistemin, iş yeri hekimini, uzmanı, işçiyi birbirine düşman ettiğini vurgulayan Yıldırım, sadece baret takılarak sorunun çözülemeyeceğini vurguladı.

‘SOMA’DA HERKES BİLİYORDU AMA SUSTU’

Yıldırım, “İş kazaları ancak normal şartlarda önlenebilir. Üretim hızı normal düzeyde olduğunda önlenebilir. Normal şartlar ise planlamanın, denetimlerin yapıldığı ve bunlara uyulduğu şartlardır. Devletin tüm rollerini bıraktığı yerde uzman, hekim atadılar. Devlet bizi böyle bir dünyaya saldı. Böyle bir dünya yok” dedi. 3. Havaalanı inşaatında yaşamını yitiren işçileri hatırlatan Yıldırım, “Başbakan geliyor, ‘8 ayda bitirin’ diyor. Kimse hayır, olmaz demiyor. İşçiden fedakarlık yapılıyor. Van depremi sonrası yetkililer konutları ‘6 ayda bitirin’ dedi. 4 tane ölümlü iş cinayeti yaşandı” dedi.

Yıldırım, Soma’da yaşanan ve 301 madencinin yaşamını yitirdiği iş cinayetini de “Kırmızı Pazartesi” romanına benzeterek, “Herkes biliyordu, ama kimse konuşmadı, sustu” dedi. Yıldırım, patronların üretim maliyetlerini düşürmekle övündüklerini ancak işçi sağlığı koşullarından, işçinin yaşam hakkından indirdiklerini belirtti.

‘İŞÇİLER YASAKLANMASI GEREKEN KİMYASALLARLA ÇALIŞIYOR’

İşyeri Hekimi Kadir Atlı ise ölümlerin temelinde, taşeronlaştırmanın, işsizliğin ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması olduğunu belirtti. İş güvenliği firmalarını da eleştiren Atlı, gece vardiyasında ölçümler yapıldığı, işçi tetkiklerinin düzgün kontrol edilmediği, yolsuzluklar yapıldığı sürece işçilerin ölmeye devam edeceğini belirtti. Türkiye’nin meslek hastalıkları listesinin ILO’nun 1960’lı yıllardan kalma listeleri olduğunu belirterek, güncellenmesi gerektiğini vurguladı. İşverenlerin işçilere ücret, mesai gibi konularda yalan söylediği için işçilerin sık iş değiştirdiğine dikkat çeken Atlı, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini tamamlayamadan işçilerin işten ayrıldığını belirtti. Atlı, işyerlerindeki kanser yapan kimyasal maddelerinde Türkiye’de yasaklanması için mücadelenin uzun sürdüğüne dikkat çekerek, “İşe girişlerde hekim muayenesi en az 30 dakika sürmeli, iş yeri hekimleri işyeri ortamını mutlaka görmeli, vakit geçirmeli. İşçiler bir çok yasaklanması gereken kimyasalllarla çalışıyor” dedi. Atlı, arabuculuk sistemini ve 50’den az işçi çalıştıran yerlerde iş sağlığı güvenliği yasasının uygulanmamasını da eleştirdi.

‘KAMU GÖREVLİLERİNİ YARGILATAMIYORUZ’

Soma, Ostim gibi birçok iş cinayeti davasında avukatlık yapan Murat Kemal Gündüz de, mahkemelerde sürecin ağırdan işlediğini belirterek, kamu görevlilerinin yargılanmadığını ve soruşturma izni verilmediği söyledi. Gündüz, 24 kişinin yaşamını yitirdiği Van Bayram Oteli davasından örnek verdi: “Depreminin ardından Vali’nin ‘Dünya’nın en güvenli yeri Van’ açıklamasının arından hasar tespiti yapılmadan insanlar güvenerek binalara girdi. Van Bayram Otel’de 24 kişi yaşamını yitirdi. Vali hakkında suç duyurusunda bulunduk. Anayasa Mahkemesinin de “Yargılanmalı” demesine rağmen halen yargılanmadı ve Antalya’da Vali olarak görevini sürdürüyor”.  Gündüz, Milas Güllük Akfen’de yedi işçinin öldüğü iş cinayetinden de işçilere hidrojen sülfür gibi zehirli bir maddenin temizliğinin yaptırıldığını ve hukuki mücadeleyle uluslar arası bir sermaye sahibini yargılatmayı başardıklarını kaydetti.  Mahkeme heyetinin yurt dışı yasağı vermesinin ardından heyetin değiştirildiğine dikkat çeken Gündüz şöyle devam etti: “Şirket ailelere mücadele sonucunda birer milyon lira teklif etti. Sadece bir işçinin ailesi kabul etmediğinden hala dava devam ediyor. Vazgeçmeyen kadının kocası ‘ben bok temizliyorum’ diye torunlarını sevemezmiş. Kadın ‘üç milyon da verseler almam’ dedi”.
OSTİM’de 2011 yılında yaşanan patlamada yaşamını yitiren makine mühendisi Dilek Güler’in abisi Nihat Gürer de aileler olarak verdikleri hukuki mücadeleyi paylaştı. Aileler ilk savcıya gittiklerinde Savcı’nın işçileri sorumlu tutan yönde açıklamalarda bulunduğunu belirten Gürer, aileler olarak mücadelenin peşini bırakmadıklarını söyledi. (Ankara/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Mayıs 2018 17:33
www.evrensel.net
ETİKETLER İSİGAnkara