De hayde karnaval başladı!

Fotoğraf: Pixabay

De hayde karnaval başladı!

Nuray Sancar, 24 Haziran'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi oluşan ittifakları ve seçim hareketliliğini yazdı: De hayde karnaval başladı!

Nuray SANCAR

“Bu ülke eğlenceli aslında. Tabii içinde yaşamıyorsanız.” Bu öyle vecize filan değil, bir tür halk deyişi. Sık sık akıl almaz şeylerin olduğu, her gün ezberin bozulduğu bir yer burası ve seçim süreci başlar başlamaz da siyasetin karnaval meydanı oluşuverdi. 

Örneğin 5 MHP’linin CHP’ye katıldığı törende bir salon dolusu insan faşizme karşı omuz omuza tezahüratında bulundu. Mersin’de İyi Parti 100 kişilik mütevazı bir kortejle 1 Mayıs’a katıldı. Saadet Partisinin, üzerinde Anarşizmin (ya da Çarşı grubunun) simgesinin yer aldığı pankartında “İşçiyi yaşat ki devlet yaşasın” yazılıydı. İyi Partili Ümit Özdağ dört partili bloğun Abdullah Gül’ü aday göstermesi için işverenlerin kendilerine baskı yaptığını açıkladı. Bütün bunlar olurken Genel Kurmay Başkanı ile sözcü İbrahim Kalın “indim Gül’ün bahçesine” vaziyetindeydi. Abdullah Gül dostça bir ziyaret olduğunu söyledi ama kimileri buna dost-modern darbe etiketini hemen iliştiriverdi.

Erdoğan sanki 16 yıldır iktidarda değilmiş de başkası ülkeyi yönetiyormuş gibi, seçim vaatlerine OHAL’i kaldırmayı, daha fazla özgürlük ve demokrasiyi sıkıştırıverdi. 

Ortaçağ karnavallarında halk birkaç gün boyunca günlük yaşam gailesinden uzaklaşır hiç içmediği kadar içer, hiç yemediği kadar yer, hiç küfür etmediği kadar küfreder ve deşarj olurmuş. Ama sadece bu değil, karnaval toplumsal rollerin de ters yüz edildiği; kral maskesi takmış bir baldırıçıplağın binlerce öteki baldırıçıplak tarafından kovalandığı, Tanrının yeryüzündeki tecellisinin makaraya alınıp maskaraya çevrildiği; simgesine her türlü hakaretin edildiği, taklit bir tahta soytarıların oturtulduğu toplumsal parodiymiş aslında. Bir imitasyon devrim provası.  
Böylece halk o birkaç gün içinde baskı ortamından kurtulur, haşmetlilerin de teveccüh gösterdiği bu şenliklerde birikmiş bütün hıncını suret’ten alırmış; devletin aslına  yapılamayan resmine, krala yapılamayan taklidine yapılır. Karnaval bittiğinde büyük eğlenceden arta kalan döküntüler toplanır, herkes bıktırıcı ve bezdirici gündelik hayatına döner; kral yine bildiğin kral, yoksul gene yoksul olarak yaşamaya başlar, kırbaç sırta yine bildiğin gibi inermiş. Gökten üç elma inmezmiş!

Bugünlerde bizde olan ise çok farklı. Böyle bir karnavala asıl iktidardakiler ya da iktidar namzetleri ihtiyaç duyuyor. Halkın karşısına, şimdi hepsi, olmadıkları bir figürün maskesini takarak çıkıyor. Tırsak bir Gül’den demokrasi kahramanı, post mu dost mu tartışılır bir darbenin mağduru; 90’ların faili meçhuller dünyasının içişleri bakanlığındaki kraliçesinin diktatöre kafa tutan bir özgürlükçü; Madımak Katliamındaki yanık kokusunu hala üstünde taşıyan eski şeriatçıdan hem anarşist hem bir işçi hakları savunucusu çıkaran rabbim yumurtaya can veriyor!
Aslında 16 yıldır memleketin 50-50 ikiye bölünmesinde hepsinin çok önemli payı oldu. Yetmedi, yurttaşların kimliklerinin başladığı yerden dikişleri sökülmüş bir toplumun yaratılmasında etkin bir rol oynadılar. Şimdi barajı aşmak için gereken oyu yıllarca köpürttükleri kimlik politikalarıyla alamayacaklarının, bu politikaların kendi birleşmelerini imkansız kılacağı kadar seçmenleri de ayıracağının farkındalar. Geçici bir süre anarşist de olabilirler, antifaşist de özgürlükçü de. Böyle bir ittifakın koltuğa yapışmış tek adama karşı bir devlet ve burjuva seçeneği olduğunu gizlemek için işverenin aday baskısından da yakınabilirler. Ne de olsa karnaval kaldırır. Seçim biter, karnaval geçer, yere dökülenler toplanır sonra herkes eski yerine döner.

Öteki ittifaka baktığımızda orada bir şenlik havası hakim değildi. Çünkü ne yaparsan yap kendi kendine muhalefet o kadar da eğlenceli olmaz. Ama tam gri-kasvet ortama basmışken ittifakın küçük ortağı Bahçeli’nin, Meral Akşener’e cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza verecek olanların içinde “Fetö’nün seçmen ayağı”nın olabileceğini söylemesiyle ortalık ışıdı. Şimdiye kadar en yakınındaki “Fetö”ye işaret edemeyen, siyasi ayak için dedektifçilik oynadığı görülmeyen Cumhur ittifakının kurucusunun, YSK önünde aday göstermek için imza kuyruğuna girmiş yüz bin küsur “çaycı, bakkal, esnaf, öğretmen, doktor” vb.nin hepsini birden töhmet altında bırakarak, Fetö dedektörü kılığında sahnede belirmesi, öteki mahallede de nihayet bir karnavalın başladığını gösterdi. Yasası olmayan suç bulunuyor, hukuk karinesi çiğneniyor, adalet terazisi devriliyor; ikinci bir emre kadar paşa gönül yasası yürürlüğe sokuluyordu.

Bu başlama işareti bundan sonrasının da nasıl geçeceğini gösteriyor. Fişlemeler, korkutmalar, sindirmeler; kendisinden olmayan herkese malum etiketler. Yurttaş alıştığı için hot zotun aldığı her yeni biçimle eğleniyor.

Bu arada HDP sıfır baraj ittifakına alınmadı. Ahmet Türk arada bir “niye bizi de almadınız” diye sitem ediyor haklı olarak. Böyle bir karnaval ortamında onun partisinin de kral tepelemeye, 50 günlük bir dokunulmazlığa, şaka bir yana baraja takılmadan seçim sürecini geçirmeye ihtiyacı var. Ama daha önemlisi memleketin de ihtiyacı var. 

Kendi kendine emekçilik oynayanların da HDP’yi terörist ilan ettikçe güçlendiklerini sananların da Kürt seçmeni dışladıkları oyun, cümbüş cemaat sürüyor. Sürsün tabii, gözümüz yok!

Hem HDP’nin adayı Demirtaş için başlayan kampanya da yeterince parlak. En yakışıklıya oy ver diyor. Bize sen’le değişir diyor, sen’le olur diyor. Demirtaş hapiste 1 kişilik bile olsa miting yapabiliyor! Hem halay da var, şenlik de. Oyumuzu veririz tabii, niye vermeyelim. Eminiz ancak biz’le değişir, barajlar yıkılır. 

Gerçekten de bu ülke eğlenceli aslında…

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Mayıs 2018 01:12
www.evrensel.net