Cemal Süreya şiirinde kuşlar

Cemal Süreya şiirinde kuşlar

Nalan Çelik, Cemal Süreya şiirlerindeki 'kuş' imgelerini yazdı.

Nalan ÇELİK

Adorno şöyle söyler; “Gerektiği gibi yazılmış bir metin örümcek ağına benzer: Gergin, eş-merkezli, saydam, sıkı örgülü. Uçuşan her şeyi kendine çeker. Arasından geçmeye çalışırken ağa yapışıp kalan metaforlar, onu besleyen avlardır. Konu ve malzeme ona doğru kanat çırpıyordur.” (1) Süreya’nın “99 Yüz” kitabında yazıların çoğu şemsiye metaforuyla biter. Şemsiyesini Nuh’un gemisi gibi dolduran, bungalov olarak kullanan, sapıyla Türkiye’deki cop sayısını arttıran, yapışıverirler örümcek ağına.

Şemsiyeliler, şemsiyesizler arasında, yukarılara bakar. Kuşçuların niyet kutularından medet umanları görür; ”Kişi Atlantik’i aşan posta kartalı özlemiyle göneniyorsa, bir anda, ya da tarih süreci içinde, kendini niyet çeken akbaba durumunda görmüş olmaktan hüzünlenmez mi? Gerçi kuşçuların niyet kutularına ilkel birer bilgisayar olarak da bakılabilir, otuz kadar bilgi ya da yazgı yüklenmiş bilgisayarlar. Ama özlenen o posta kartalıdır. (2)

Şemsiyelileri, ilkel bilgisayara benzettiği niyet kutularını, ağının arkasına atıp, örümcek ağıyla bekler. O, içeri doğru açılan pencere ya da kapıdır. “Kapıyı vurmadan girin” demekteyse de; “Teknoloji çağı insanların dakikleşmesi, keskinleşmesi, hunharlaşmasına yol açıyor, insan hareketlerini her türlü duraksamadan, düşüncelilikten, edepten arındırıyor. Artık içeri doğru açılacak pencereler yerinde sadece sağa ve sola itilecek sürgülü camların olması özne için ne demektir?” (3) Araç kapıları, buzdolabı çarpılarak, kimi kapılar sürgülü, kimi kendiliğinden kapanırken, kuşlar, şiirin ağına çağrılırken Gazali’nin bilgisayarı anımsanır; “Bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü/ Selçukluya pragmalar taşıyan Gazali/ Bir ilk aptallığı düğüm sayarak/ Yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.” (4)

SEVİŞMENİN ELİYDİ KUŞLAR

Üç anayasa ortasında büyüyen şair, “biri akasya/ biri gül/ biri zakkum derken.” Ağa takılanları aşk ipinde şiirleştirir.”Yanıbaşımızda bir su akardı eli serçeli/ sepetler tıklım tıklım havlu, bez/ üstümüzde / uzayıp giden çamaşır ipini/ kimi ben görürdüm kimi sen/ O ipti işte aşkın yazı dili/ dünyada/ bakışımlıydı çocuktu bedenlerimiz/ ezilir ezilirdi aralarında/ yağmurkuşugillerden biri.” Sevişmenin eliydi kuşlar; “Bol dökümlü gömleğinin içinde/ sırtını ve karnını dolanan/ ve sonunda sincap olan/ o kuş/ Seni yakından görünce,/ keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Nâzım Hikmet’e ‘Kalın Abdal’ diye seslenir, uçarlar birlikte; “Ağıtı önce söylenen/ sen nereye uçuyorsun/ ağıtı önce söylenen/ ölüm korkusunu atar/ sen nereye uçuyorsun/ boynu usul telli turna/ (.) biz ki Nazım’dır dünyada/ Rumelili kalın abdal/ uçan kuşa selam saldık/ sevdik oluklar boşaldık/ cemi cümle bir sofrada/ muhannetlik kalmayana.”

Uzaklara özlem Mardin’e uçar; “Kuşlarını salmıştır çatılar/ ve hasatçı bir gökyüzü ki/ eğilip üstüne düşecek kadar/ taştan ağzıyla öpmüştür seni/ kan revan içinde alnaçlar/ yazmak dostlara neye yarar/ elinde hançerden bir yelpaze/ uzakta genç ve lâcivert dağlar/ gözlerinin siyahı gitmiştir/ telgraf çiçekleri astımlı kamyonlar/ kılıç kalkan gürz ve at/ ta çocukluğumdan beri/ ne buldumsa okudum/ sonunda anladım ki/ bir kitapta resim şart.”

‘Biz kırıldık daha da kırılırız’ dedirten tarihe uçar; “ Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü/ hırsız da bilmiyor çaldığını/ biz yeni bir hayatın acemileriyiz/ bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor/ şiirimiz aşkımız yeniden/ son kötü günleri yaşıyoruz belki/ ilk güzel günleri de yaşarız belki/ kekre bir şey var bu havada/ geçmişle gelecek arasında/ acıyla sevinç arasında/ öfkeyle bağış arasında.” Çiçekler, kuşlar adına sürer uçuş; “Bir çiçek nasıl açılıyorsa kendiliğinden/ bir kuş nasıl uçuyorsa/ öyle sever çalışır insan/ kıraçlar çaptıkça dağlara/ gül göçürür şafağından/ doğanın altın şafağından/ insanın altın şafağından/ tarihin altın şafağından/ bir kırıldık daha da kırılırız/ kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.”

Kaosa seslenmektir kozmosu arayarak; “Biri bir ilkokul öğretmeninin köşeye atılmış geceliğinden/ birbirine yapışık iki kuş çılgın bir sevinçle/ birdenbire bir çığlık/ yakından en yakından/ Gör bizi dünya görsene bizi/ bir çocuktun sen parıltılar yaratacaktın düzensizliğinden/ bunun için belki de/ Masmavi bir örtü gibi bırakarak gölgeni/ geçtin resim çeken söğütlerin içinden.”

Sevişme sesini yıkamaya hazır kadın çantasındadır kuşlar; “Yakasında kocaman bir düğme/ sevincini bitiştiren acıya/ Ayıran kuşkuyu inançtan/ yağmurun yağması iyidir/ bir Çerkez mızıkası gibi rengârenk/ iki adet kuş çantasında.” Kars’a uçar; “Öyle güzel ölürüm ki artık/ beyaz uykusuz uzakta/ Kars çocukların da Kars’ı/ ölüleri yağan karda/ donmuş gözlerimin arası/ Nasıl olsa yine bir gün/ döneriz bu yollardan/ senin elinde bir mendil/ öbüründe kuş sesleri.”

ŞAİR İÇİN, BAZEN UÇAN ÖLÜMDÜR

Üvercinka sözcüğü ve şiirinin yaratıcısı şair için, bazen uçan ölümdür; “Geceyse ay hemen tazeler minareleri/ Kur’an sayfaları satılan sokaklardan/ ölüm bir çeşit sevgiyle uçar/ ölüm uçar çocuk yüzlere.” Ölüm beklesin sevda konuşsun der, beslendiği kaynakları sıralar; “Atlarla. Uzun bacaklı evrensel atlar/ Bunlarla gelişiyor sevdamız anlatılamaz/ çocuklarla, kuşlarla, ağaçlarla/büyüyen, uçan, dal budak salan/ yalnız aşkta rastlanan o seçkin nokta.”

Ölümün kaçınılmazlığı anımsandığında Üvercinka’nın güvercinine ağıt yaktırır; “Bir güvercin ben öldüğüm zaman/ nice hüzünler yaprak yaprak/ bir güvercin ben öldüğüm zaman.” “Gözlerimin gemileri kuş istiyor” diyen şair, ölümsüzlük iksirini bulup da yitiren Lokman Hekim gibi, şiiriyle ölümsüzlüğü ister. Hz. Davud’a kurban ettiği koyunun dil ve kalbini göndererek şaşırtan Lokman şunları söyler; “İyilik için kullanıldığı zaman dilden de kalpten daha etkili şey, kötülük için kullanıldığında dilden ve kalpten daha kötü şey yoktur.

‘Kehanet 1985’ adlı şiirini yazar, dilini-kalbini, aşk-şiir için kullanmış bir kırlangıçtır. “Lokman şair senin hayatın/ Yedi kırlangıcın hayatı kadar/ altısını ardı ardına yaşadın/ bir kırlangıcın daha var.” Kırlangıçlardan alacağı yarım kırlangıç ömrü kalan şair, “Aritmetik iyi kuşlar pekiyi”, “Hayat kısa kuşlar uçuyor’u miras bırakıp “Bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü” adres olarak gösterir; “Ölüm mü/ bir gölün dibinde durgun uykudasın.”

Dipnotlar:
1 - Theodor W. Adorno, Minima Moralia, Çev: Orhan Koçak-Ahmet Doğukan, Metis Yay. İst. 2002, s, 89
2 - Cemal Süreya, 99 Yüz, YKY Yay. İst, 2006, s, 92
3 - Adorno, A.g.e, s, 41
4 – Cemal Süreya, Sevda Sözleri, YKY Yay. İst. İst. 2009

Fotoğraf: pixabay.com

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Nisan 2018 15:47
www.evrensel.net