Özgürlükçü Demokrasi gazetesine ve matbaasına polis baskını

Özgürlükçü Demokrasi gazetesine ve matbaasına polis baskını

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin merkez binası ve basımının yapıldığı matbaa polis tarafından basıldı. Gazete ve matbaaya kayyım atandığı bildirildi.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin İstanbul Beyoğlu'da bulunan merkez binası ve gazetenin basımının yapıldığı matbaa gece yarısı polis tarafından basıldı. Özel harekat polisleri tarafından gece saat 00.30 sıralarında yapılan baskınlarda binalar arandı. Saat 03.00'e kadar devam eden aramalardan sonra gazete merkez binasına sabah saatlerinde giden avukatlar, karşılarında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'ndan (TMSF) gelen görevliyi gördü. Gazetenin avukatı Özcan Kılıç, "İki soruşturma var, ama muhatap yok" dedi. 

GÖZALTINDAKİ 11 KİŞİNİN İSİMLERİ ÖĞRENİLDİ

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve Gün Matbaası'na yapılan baskın kapsamında gözaltına alınan ve isimleri netleşenler şöyle: Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, Gün Matbaası Sahibi Kasım Zengin, matbaa çalışanları Erdoğan Zamur, Kemal Kurt, Musa Kaya, Cemal Tunç, Kemal Daşdöğen, İrfan Karaca, Mehmet Emin Sumeli, matbaanın eski çalışanı Diyarbakır’da gözaltına alınan Uğur Selman Kelekçiler. 

Gazetenin baskın sırasında kırılan kapısı...

GENEL YAYIN YÖNETMENİNİN EVİ BASILDI

Soruşturma kapsamında gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz Yıldız'ın Bağcılar'da bulunan evine de baskın yapıldı. Yıldız'ın bulunmadığı evde telefonuna ve bilgisayarına el konuldu.

İLK SORUŞTURMA 7 ŞUBAT TARİHLİ
 
Savcılık kaleminin avukatlara verdiği bilgiye göre ise, gazete hakkında iki ayrı soruşturma yürütülmüş, ilk soruşturma 7 Şubat günü başlamış ve bu soruşturma 23 Mart günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından başlatılan soruşturma dosyasıyla birleştirilmiş. 7 Şubat 2018 tarihli soruşturmanın "basın suçları" kapsamında, 23 Mart 2018 tarihli soruşturmanın ise "terör suçları" iddiasıyla başlatıldığı ileri sürüldü. Savcılık kalemi, soruşturmada gizlilik kararı olduğunu kaydederek başka da bilgi paylaşmadı. 
 
Avukatların, TMSF'nin durumuna ilişkin sorduğu sorulara ise yanıt verilmedi. Savcılık kalemi, "daha sağlıklı bilgi" için avukatları İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne yönlendirdi.

24 SAATLİK GÖRÜŞ YASAĞI

Avukatların gözaltına alınan gazete ve matbaa çalışanlarının durumuna ilişkin bilgi istemeleri de 24 saatlik "görüş kısıtlılığı"na takıldı. Kaç kişinin gözaltında olduğu ve gözaltı gerekçelerine dair bilgi almak üzere emniyete giden avukatlara burada da herhangi bir bilgi verilmedi. 

GAZETEDEKİ MEMUR: TMSF’DEN GELDİM

Gazetenin sabaha karşı polis tarafından basılan ofisinin kapısı, kilidi kırılarak açıldı. Bilgi almak üzere gittiğimiz gazetede kapı arkadan kapatılmıştı. Ofisin kilitli kapısının ardında TMSF görevlisi olduğunu söyleyen takım elbiseli bir kişi bulunuyordu. Muhabirimiz Cansu Pişkin'e konuşan 'memur', TMSF görevlisi olduğuna dair kimlik göstermeye ve bilgi vermeye yetkisi olmadığını söyledi:“Bana öyle bir yetki verilmediği için gösteremiyorum belge. TMSF’den gerçek yetkilileri bekliyorum. Ben gözlemci olarak buradayım. Ne zaman geleceklerini bilemiyorum, belki gün içinde ama saate ilişkin bilgi veremiyorum.” 

TMSF: BİZDE ÖYLE BİR BİLGİ YOK

Gazetenin TMSF’ye devredildiği ve kayyım atandığı iddialarına ilişkin görüştüğümüz TMSF yetkilisi ise kendilerine böyle bir bilgi gelmediğini, binadaki yetkilinin TMSF’den olduğuna dair kimlik göstermesi gerektiğini söyledi.

TMSF yetkilisi şunları söyledi: “Maliye Bakanlığı, Milli Emlak Müdürlüğü ile görüşmeniz gerekiyor. Çünkü kapatma kararını onlar veriyor ve onlar bildirirse bize ancak gazeteler ve diğer şirketler geliyor. TMSF memurunun kimlik kartının görülmesi gerekiyor. Biz bir şey almadık, alsak buradaki memurlar bilir. Kapatmayla bize gelmiş öyle bir kurum yok. Sizin Maliye Bakanlığı, Milli Emlak Genel Müdürlüğü ile görüşmeniz lazım. Bu kurumların kapatma kararlarını ve işlem yapma yetkilerini bize onlar gönderiyor. Resmi Gazetede yayınlansa bile bana Ankara Milli Emlak’tan yazı gelmedikçe benim herhangi bir işlem yapma yetkim yok.”

İHD'DE AÇIKLAMA YAPILDI: TÜRKİYE TEK SESLİLİĞE SÜRÜKLENİYOR

Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, baskın ve kayyum atanması üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına, HDP İl Eş Başkanı Esengül Demir ve Cengiz Çiçek, HDK Eş ascüsü Gülistan Kılıç Koyçiğit, TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın İş’ten Alptekin Babaç, DBP, Yakayder, ESP İstanbul İl Örgütü, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, ÖHP, gazete çalışanları, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi katıldı.

İHD İstanbul Şube Genel Başkanı Gülseren Yoleri, “Yine kabul edilemeyecek bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Dün gece yapılan polis baskını sabaha kadar devam etti. Gazeteye gelen çalışanlar içeriye alınmadı buraya gelemezsiniz diye uzaklaştırıldı. Matbaa çalışanları ile birlikte 9 kişi gözaltına alındı. Matbaa çalışanlarının gazete ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı bir durum. Derneğimize sabah saatlerinde yapılan başvurulara göre başka bir şehirden de eski matbaa çalışanının gözaltına alındığı söyleniyor. İHD olarak hukuksuz uygulamalara karşıyız. Bu hukuksuz uygulama kabul edilemez. Sadece basın özgürlüğü değil, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne de saldırı söz konusu” şeklinde konuştu.

Gazetenin editörü Hicran Ürün, “Gazetemize ve hiçbir ilişkisi olmadığı halde basımın yapıldığı matbaaya baskın yapıldı. Bu baskılar ilk değil daha önce de defalarca kez dağıtımcılar gözaltına alındı, tutuklandı. Gazetemize 79 kez erişim engellendi. Bu dönemde muhalif seslere ve Kürt gazetecilere baskı arttı. TMSF eliyle gazetemiz kapatıldı ancak tarafımıza tebliğ edilen resmi bir bilgi yok. Baskından sonra sözlü olarak deklare edildi. Bu da hukuksuzluğun ayrı bir boyutu. Muhalif sesleri susturmaya devam edecekler. Geçmişte de benzer olaylar yaşandı hiçbir şekilde susturulamadı bundan sonra da susturulmayacak. Özgür basın geleneğini devam ettiren arkadaşlarımız olacak. İnandığımız yolda yürümeye devam edeceğiz. Gerçeklerin sesi bastırılamaz.  Bugün TMSF, daha önce KHK’ler, yarın belki başka bir şey. Fakat susturamayacaklar” ifadelerini kullandı.

Gazetenin editörü Reyhan Çapan, “Topluma topyekün saldırı dönemindeyiz. Hiçbir alanda hak ve özgürlüklere alan tanınmıyor. RTÜK yasasıyla özgür, muhalif sesler susturuluyor. Doğan Mesya Grubu gibi parayla satın alamadıklarına TMSF ile el koyuyorlar. İktidarlar susturmaya çalıştıkça biz yolumuza devam edeceğiz. Kapılara kilit vurarak bizi susturamayacaklar” dedi.

DİSK Basın İş’ten Alptekin Babaç ise “Gazeteye el konulup konulmadığına ilişkin bir belirsizlik var. Görünen şu, kendisine TMSF’den geliyorum diyen istediği gazeteye el koyuyor. Yazmayı bırak, basamazsınız diyorlar. Mücadele verenler bu engelleri de aşacak. Bu baskı ortamından ancak dayanışarak, direnerek çıkacağız” ifadelerini kullandı.

TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “2019 seçimlerine giderken AKP tek sesli Türkiye yaratmak istiyor.  Geçtiğimiz hafta Doğan Medya Grubu dolaylı olarak iktidarın eline geçince halka haber ulaştırmaya çalışan medya kuruluşlarının yüzde 90’ı iktidarın eline geçti. Bugün yapılan baskın, muhalif medyalara yapılacak operasyonun da habercisi. Daha önce KHK’larla kapattılar, ikinci dalga olarak TMSF ile Türkiye tek sesliliğe sürükleniyor. Gazeteci meslek örgütleri olarak haber için mücadeleye devam edeceğiz. Gerçekler halka ulaşacak bu baskı da ancak o zaman duracak.  Haber için mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

BASIN ÖRGÜTLERİ VE GAZETECİLER: TEK TİP BASIN İSTİYORLAR

Basın meslek örgütleri ve gazeteciler, Özgürlükçü Demokrasi'ye yapılan uygulamalara tepki gösterdi. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş “Haber için daha fazla mücadele etmemiz gerekecek” derken, TGC Başkanı Turgay Olcayto ise “Tek tip insan ve tek tip basın istiyorlar” dedi. DİSK/Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren de, "Özgürlükçü Demokrasi’yi susturmaya çalışıyorlar. Ama susturamıyorlar" diyerek tepki gösterdi.

TGS: HABER İÇİN DAHA FAZLA MÜCADELE ETMEK GEREK

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Doğan Medya grubunun satılmasının ardından halkın haber almasının önüne geçilmek istendiğini ve hemen ardından Özgürlükçü Demokrasi gazetesine atanan kayyum örneği ile de bu baskının had safhaya ulaştığını söyledi. Durmuş, “Bu durum aynı zamanda halkın haber almasının önünde büyük bir engel olarak karşımıza çıkacak. Medyanın tek elde toplanması temel sorunumuz. Özgürlükçü Demokrasi’ye yapılan bu baskın ile kayyum atanması da bölge halkının takip ettiği gazetenin bir kıskaç altına alınarak habere ulaşmanın engellendiği gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bu bizim açımızdan önümüzdeki 2019 seçimine giderken kendisine muhalif olan kesimleri susturarak böyle bir yola gittiği izlenimi uyandırdı. Bizlerin de haber için daha fazla mücadele etmemiz gerekecek” dedi.

‘DİĞER MUHALİF MEDYAYA ÖRNEK TEŞKİL EDER’

Diğer muhalif gazeteler açısından da benzer durumlar yaratılabileceğine vurgu yapan Durmuş, “Daha önce Gündem gazetesi kapatıldığında Özgürlükçü Demokrasi olarak yeniden çıkabildi. Demokrasi bu kez başka isimle çıkacak; ama direk yönetime el koyarak fiilen işletmeyi engellemek istiyorlar. Amaç bence bu. Kayyum konusunda ve bu tehlike aslında diğer muhalif medyalar açısından da bir örnek teşkil edecek. Oralara da benzer harekatlar yapılabilir” diye belirtti.

TGC: HALKIN HABER ALMA HAKKI HER GEÇEN GÜN ÖRSELENİYOR

Halkın haber alma ve yayma hakkının her gün biraz daha örselendiğini belirten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto ise, “Talebimiz bir an önce OHAL’in kaldırılarak, gazetecilerin üzerindeki baskıların giderilmesidir. Tek tip insan ve tek tip basın istiyorlar. Diğer gazetelere de her an baskınlar olabilir. OHAL olduğu sürece bir KHK’ya bakar. Oradan verilen talimata bakar” diyerek önümüzdeki günlerde muhalif tüm basın kuruluşlarına dönük bir saldırının söz konusu olabileceğini söyledi.

BASIN-İŞ: ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ'Yİ SUSTURAMAYACAKLAR

İktidarın özgür basına sistematik bir baskısı olduğunu belirten Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren de, "Cezaevlerinde hala çok sayıda gazeteci yargılanıyor ve tutuklu. Doğan Grubu'nun satışı ve Özgürlükçü Demokrasi'ye kayyum atanışı iktidarın hoşuna gitmeyen yayınlar yapan medyaya yönelik yeni bir baskı dalgasının parçası olduğunu düşünüyorum. Özgürlükçü Demokrasi Türkiye için önemli bir gazetedir. Daha önce Özgür Gündem'i kapattılar ki Özgür Gündem birçok baskıya, katliamlara, bombalamalara rağmen bölgede neler yaşandığını kamuoyuna duyuran gazeteydi. Özgürlükçü Demokrasi de o geleneğin devamcısıdır. Onu da kayyum atayarak susturmaya çalışıyorlar. Ama susturamıyorlar. Özgürlükçü Demokrasi seslerini duyurmaya çalışacaktır" dedi.

‘TEK SESE KARŞI, GERÇEĞİN SESİ İÇİN…’

Ercüment Akdeniz

Evrensel Gazetesi Haber Müdürü Ercüment Akdeniz, baskını “demokrasi ve basın özgürlüğü adına son derece vahim bir gelişme olarak yorumladı. Akdeniz şunları söyledi: 

“Özgürlükçü Demokrasi gazetesi binasına ve gazetenin basıldığı matbaaya sabah saatlerinde yapılan baskınlar; demokrasi ve basın özgürlüğü adına son derece vahim bir gelişme.  Tek tip vekil, tek tip rektör, tek tip öğrenci, tep tik sanatçı derken tek tip basın ve tek tip gazeteci biçiminde toplumu hizaya sokma politikasının bir devamı bütün bu yaşananlar. TMSF’nin, kayyım heyetlerinin muhalif gazetelerin tepesinde adeta Demokles’in kılıcı gibi dolaştığı bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki.

Kısa bir süre önce Doğan Medya, ‘bilek güreşi’ni kaybetti ve satın alma yoluyla havuz medya tarafından adeta yutuldu. Bu gelişme ile birlikte değerlendirdiğimizde, “Satın alamadığına el koyma dönemi” ile karşı karşıya bir nevi Türkiye’de basın. Ki daha önce OHAL KHK’leriyle kapatılan muhalif TV ve radyolardan sonra geriye bir elin parmakları kadar muhalif gazete kalmıştı. Anlaşılıyor ki iktidar sahipleri bu kadarına bile katlanamıyor! 2019 seçimlerine  giderken “tek ses” için her yolu mubah gördükleri anlaşılıyor. 

Açık ki; özgür basına, muhalif gazetelere, gazetecilere yönelen baskılar özünde halkın haber alma hakkını boğmayı, kısıtlamayı hedeflemektedir. Gazetelere, televizyonlara kayyım atamak, mala-mülke el koymak; onları bir daha ayağa kalkamaz, bir daha yayın yapamaz hale getirmeyi amaçlıyor. Bu tip baskıların amaçlarından biri de bütün muhalif sesleri oto sansüre zorlamak. 

Demokrasi gazetesi özelinde Kürt gazetecilik geleneğine yönelik özel bir baskı ve sansürden de söz etmek gerekir. Tıpkı demokratik siyasetin tasfiyesi gibi Kürt basınının da ortadan kaldırılmak istenmesi, ayrışma ve kutuplaşmayı daha da büyütmekten başka bir şey getirmez.  
Kısacası Türkiye’de gazetecilik çok ama çok ağır baskı koşullarında. Tutuklu gazeteciler sıralamasında da Türkiye’nin karnesi ortada. Artık buna yenileri eklenmemeli ve gözaltına alınan  gazeteci arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalıdır. Tek sese karşı demokrasi ittifakı ve emekçilerin, halkın kendi haber hakkına sahip çıkması... Bu karanlık gidişatı değiştirecek başkaca bir yol görünmüyor.”

‘HİÇ BUGÜNKÜ KOŞULLARDA YAŞAMAMIŞTIK’

Aydın Engin

47 yıl gazetecilik yaptığını söyleyen Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Aydın Engin, “3 darbe yaşadım. Her birinde de hapse girdim. O dönemleri de içinden yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim hiç bugünkü koşullarda yaşamamıştık. Neredeyse sıkıyönetim yargıçlarını ve savcılarını özler hale geldiğimizi söyleyebilirim” diye konuştu. 

Engin şunları söyledi: “Bugüne kadar alıştığımız gazeteci satın alınmasıydı. Büyük şirketler, bankalar, siyasi partiler, hükümetler, devletler gazeteci satın alırlardı. Günü gelince de satın aldıkları gazeteciyi kullanırlardı. Havuz medyası dediğimiz özellikle bir havuzda büyük ihaleler verdikleri müteahhitlerin o havuza para akıtmalarını sağlayıp önce televizyon ve Sabah, Akşam, Star gibi gazeteleri satın aldılar. En son buna Doğan Grubu eklendi. Demirören Grubu da ‘Gazetemizin başına kimi getirmemizi buyurursunuz’ diye soracak kadar AKP çizgisinde bir grup. Böylece Doğan Grubunu da aldıktan sonra, bir hesaba göre çok yanlış olmadığını düşünüyorum, Evrensel, BirGün ve Cumhuriyet dışında kalan bütün medyayı satın almış oldular. Aşağı yukarı bu tiraj raporlarına göre yüzde 97’ye denk geliyor. Bu tabiri caizse ‘Türk’ medyası. Kürt medyasını ise tümüyle kazındı. Televizyonu artık yok, internet üzerinden yayın yapanlara da demoklesin kılıcını sallamaya başladılar son yasalarla. Bombalanan özgür Gündem’den bu yana devam eden bir günlük gazete geleneği vardı Kürt siyasi hareketinin. Son kaleleri de bugün kayyıma teslim edildi. Bütün bu uzun lafların özeti Türkiye medyasını en büyük ölçüde organ haline getirdiler.” 

‘SUSTURAMAYACAKLAR’

Hüseyin Aykol

Özgürlükçü Demokrasi Yazarı Hüseyin Aykol Kürt basını geleneğine yapılan baskıları da hatırlatarak, “Onlar engellemeye çalışacaklar, biz de bir şekilde okura ulaşmaya çalışacağız. Okurun bizden haber talebi oldukça biz gazeteyi yayımlamayı devam edeceğiz. Bizi öldürmedikçe, hapse atmadıkça, devletin bizden kurtulma şansı yok” dedi.

Doğan Medyanın satışı, ve İnternete RTÜK denetimi getiren yasayı birlikte yorumlamak gerektiğini belirten Aykol, şunları söyledi: “Son yıllarda gazeteci arkadaşlarımızın öldürülmediğini ama, muhalif gazetecilerin işsiz bırakıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bu gazeteci arkadaşlarımız, başka gazetelerde çalışmayacakları için, fiilen öldürülmesi olarak görülüyordu. Şimdi ise gazeteci arkadaşlarımız işsiz bırakılmalarının yanında kullandıkları bilgisayarlara, fotoğraf makinelerine, matbaaya, el konulması söz konusu. Matbaa ile gazete aynı şirkete ait olmamasına rağmen oraya da el konulması bir gözdağı vermektir. Diyorlar ki, “Gazetelere de gazeteleri basan matbaalara da el koyacağız”. şeklinde şimdiden bir gözdağıdır. 

Yani yarın başka gazetelerin matbaalarını da sırf onları basıyorlar diye el koyabilirler.

O nedenle, bu muhalif gazetelere yönelik susturmanın ikinci aşamasıdır. Daha önce mahkeme kararıyla binalar mühürlenebiliyordu. Ama mahkemenin işte uzun uzun, yargılama sürecinde, mahkeme genellikle binalar hakkında pek el koyma kararı vermezken, bu gerçekten çok ağır bir şey. Gazeteciler onlar tarafından suçlu bulunurlarsa, cezaevi giriyorlardı” dedi.  

Özgür basın geleneğinden gazeteciler olarak cezadan korkmuyoruz diyen Aykol, “Hatta, katledilmekten bile korkmuyoruz. Ama bu haliyle diyorlar ki dünyaya, bakın biz muhalif gazetecileri hapse atmadık, ama işte elimizdeki yasalara göre, bu gazeteleri yanlış yayın yapıyorlardı. Gazetelerin mallarına, eşyalarına el konuldu. ne yapacak kayyım bilmiyoruz” dedi.

‘ÖZGÜR HABER YAPAN BASINA BASKININ BİR PARÇASI’

İbrahim Aydın

Özgürlükçü Demokrasi’ye baskını “Objektif haber yapan basına dönük saldırının bir parçası olarak” yorumlayan BirGün Gazetesi İmtiyaz Sahibi İbrahim Aydın, iktidarın 2019’a giderken kendisi dışındaki tüm sesleri susturmak istediğini belirtti. Aydın şunları söyledi: “Hiçbir somut iddia olmadan basılıp, polis tarafından el konulması ve ertesi gün TMSF gibi ne olduğu belirsiz bir yapının sürece dahil edilmesi kabul edilir bir tutum değildir. Doğan Medya, satılmasıyla birlikte havuzun içerisine girmiş bulunmakta. Sınırlı sayıda muhalif gazete var onlar da susturulmaya çalışılıyor. Sonuçta özgür, objektif haber yapan basına dönük saldırının bir parçası olarak değerlendirmekte yarar vardır. Bunu şiddetle kınadığımızı belirtmek lazım. Seçime giderken özellikle şu anki mevcut rejim, kendisine hiçbir şekilde muhalif olmayacak, muhalif sesleri duyurmayacak ortam oluşturmaya çalışıyor. Seçim yasaları da bunu doğrular nitelikte. OHAL koşullarında bu tür baskıların özellikle basın üzerinde yoğun olarak hissedildiği ortamda seçime gidip buradan demokratik sonuçlar üretmek imkansız bir şeydir. Kazanalım da nasıl kazanırsak kazanalım mantığı yürütüyorlar. Bu duruma karşı topyekün ortak akım geliştirmekte yarar vardır.”

SÖZERİ: DOĞAN MEDYA’NIN SATILMASI ZATEN BİR KIRILMAYDI

Gazeteci Ceren Sözeri de, yaşanan örnekler üzerinden bundan sonra daha fazla baskınlar olabileceğine dikkat çekerek, “Doğan Medya’nın satılması zaten bir kırılma noktası oldu. Bundan sonra daha kolay susturma ihtimalleri olabilir. Gazete çalışanlarına da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” diye tepki gösterdi.

KAPLAN: GAZETECİLER MESLEKLERİNE DEVAM EDER

Seçim öncesi nasıl bir medya yaratılmak istendiğine vurgu yapan Gazete Karınca Editörü Çağdaş Kaplan, şu sözlerle tepki gösterdi: “Seçim sathına girilince artık ne yapacakları tamamıyla gün yüzüne çıktı. Geçtiğimiz hafta Meclis’ten RTÜK yasası geçti. Böyle bir ortamda seslerini internetten duyurmaya çalışan gazeteciler var. Bu sefer de internete RTÜK denetimi getirdiler. Bilgi akışının tamamını kontrol altına alıp muhalif olan sesleri devre dışı bırakmak istiyorlar. Özgürlükçü Demokrasi kurulduğu günden bu yana belki onlarca çalışanı gözaltına alındı, dava açılmayan tek bir gün bile yok. Bu yetmedi. İktidar bir yandan Doğan Medya örneğinde olduğu gibi tüm medya kuruluşlarını tek bir havuza almaya çalışıyor; ama bazılarının sesi o havuza sığmıyor. Bunlardan biri Özgürlükçü Demokrasi gazetesi. Satın da alınamıyor. Doğan Medya grubuna ödediği miktarlar gibi üç katını verseniz de satın alamazsınız. Çünkü bu öyle bir gelenek. 
 
Satın alamazsa zor yöntemine başvuracak. Zor yöntemi nedir? Tıpkı Kürt kentlerinden belediyeye kayyum atanması gibi oraya gidip gazeteye kayyum oturtup o gazetenin sesini kısmaya çalışmaktır. İktidarın aklı aynı çalışıyor. Daha önce aynı gelenekten bir gazeteyi bombaladınız, bu gazete çıkmadı mı? Kayyum atadınız diye çıkmayacak mı? Gazetenin sesini ne havuzun içine sığdırabileceksiniz, ne de satın alabileceksiniz. Bunu kayyumlarla engelleyemeyeceksiniz. Yoluna devam eder. Yazmaya ve çizmeye devam eder. Kayyum da o binada oturur ama gazeteciler de dışarıda mesleklerine devam eder.”

‘BU İŞLER NAFİLE ÇABALAR’

İktidarın her dönem Kürt basını üzerinden baskı sürecini uyguladığını belirten Kaplan, “Kürt basınına kayyum atanırsa diğer basınlar için de bu bir tehdittir; ama bu işler nafile çabalar ve hiçbir sonuç getirmeyeceği ortada” diye konuştu.  

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu da (MGKP), Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne kayyum atanmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Topluma dönük hangi uygulamaların habercisi” diye sordu

SELMA GÜRKAN: YAPILAN BASKIN HABER ALMA HAKKININ İHLALİDİR

Selma Gürkan
Fotoğraf: Evrensel
EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan

Konuya dair basın açıklaması yapan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan "Özgürlükçü Demokrasi'ye yapılan baskın, çalışanlarının gözaltına alınması, kayyım atanması basın ifade özgürlüğü bakımından doğrudan haber alma hakkının ihlalidir" dedi. Gürkan, "Özgürlükçü Demokrasi ile dayanışma içinde olacağımızın, demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak, basın ifade özgürlüğünün ve haber alma hakkının savunulması için mücadeleden geri durulmayacağının altını bir kez daha çiziyoruz" ifadelerini kullandı. Gürkan'ın açıklaması şöyle:

"Siyasi iktidarın basın üzerindeki ablukası her geçen gün artarak devam ediyor. Erdoğan AKP'si iktidarını sağlamlaştırırken basın ve medya kurumlarına özel muamele uygulayarak bugünlere geldi. Havuz medyası olarak tanımlanan bir basın-medya oluşumunda dışarıda hiçbir aykırı sesin kalmaması için özel önlemler alındı, alınmakta. KHK'lerle kapatılan gazete, televizyon, dergi, radyo kanalları, gazetecilere tehdit, şantaj, gözaltı ve tutuklamalar... En son, iktidarın sesi olmakla birlikte yine de havuza dahil edilmekten kurtulamayan Doğan medyanın iddia odur ki zorlama satışının ardından muhalif medyaya yönelinmiş olması manidardır.

Öncülleriyle birlikte siyasi iktidarın hep hedefinde olan Özgürlükçü Demokrasi'ye yapılan baskın, çalışanlarının gözaltına alınması, kayyım atanması basın ifade özgürlüğü bakımından doğrudan haber alma hakkının ihlalidir.

Sabaha karşı yapılan bu baskınları, gözaltıları, kayyım atama politikalarını kınıyor, Özgürlükçü Demokrasi ile dayanışma içinde olacağımızın, demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak, basın ifade özgürlüğünün ve haber alma hakkının savunulması için mücadeleden geri durulmayacağının altını bir kez daha çiziyoruz.

AKP iktidarının bunca saldırganlığı, yasaklara bu kadar yaslanması, baskıları her geçen gün daha da artırması aynı zamanda korkusunun bir sonucudur. Emek, demokrasi ve barış güçleri elbette zorla yönetilen böylesi süreçleri mücadelede kararlılıkla ve birlikteliğin, dayanışmanın gücüyle aşmıştır, bundan sonra da böyle olacaktır." 

HDP: ÖZGÜR BASIN KAYYIMLARLA ENGELLENEMEZ

Konuya ilişkin HDP tarafından yapılan açıklamada, “Baskıyla gerçeklerin yayılması engellenemez. Kayyım atayarak özgür basın geleneği, kararlılığı ve cesareti yok edilemez, tutuklama ve gazete kapatmayla gazeteciler susturulamaz” denildi.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve gazetenin basıldığı Gün Matbaası’na polis baskını yapılmasına HDP’den tepki geldi. HDP Eş Genel Başkanı Saruhan Oluç imzasıyla yapılan “Özgür Basın kayyumlarla engellenemez” başlıklı açıklama şöyle:

“İktidara muhalif olan kurumlara gece yarısı baskınlarına bir yenisi eklendi. Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin İstanbul Beyoğlu ilçesinde bulunan merkez binası ve gazetenin basımının yapıldığı matbaa gece yarısı polis tarafından basılmış, gazete binasında ve matbaada yapılan aramanın ardından imtiyaz sahipleri ve çalışanlar gözaltına alınmıştır. Her iki kuruma da kayyum atanmıştır. 

Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, iktidarın insan haklarını ve demokratik özgürlükleri ihlal eden tüm uygulamalarını, savaş ve çatışma bölgelerinde yaşananları ve hükümetin üzerini örtmek istediği tüm gerçekleri cesaretle halka ulaştırmıştır. 

Gerçeklerin duyulmasına, düzmece değil gerçek haberlerin toplumla buluşmasına, iktidara iliştirilmiş sözde gazeteciliğe karşı çıkılmasına tahammül edemeyen AKP-MHP Koalisyonu, tüm baskı araçlarını kullanmaya devam etmektedir. Basın kurum ve kuruluşlarını kapatılmakta, gazeteciler tutuklanarak yargılanmakta, internet erişimi ve dijital medya engellenmektedir. Doğan Grubu örneğinde gördüğümüz gibi gazeteler ve televizyonlar satın alınmakta, satın alınamayanlara ise kayyum atanmaktadır. 

AKP-MHP koalisyonu, temel ve evrensel insan hak ve özgürlüklerini yok sayan, tamamen çiğneyen tutumunu sürdürmektedir. Sadece düşünce ve ifade özgürlüğü değil, aynı zamanda basın özgürlüğü, haber alma ve iletişim hakkı da dahil her türlü temel hak ve özgürlük ihlal edilmektedir. 

Türkiye, bu iktidar sayesinde Dünya Tutuklu Gazeteciler sıralamasında birinci sırada yer almaktadır. 

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin kurum başkanları ile yapılan görüşmenin hemen ardından yapılan bu operasyon, iktidarın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını yok sayan, tanımayan yaklaşımını bir kez daha ortaya koymaktadır. 

Bizler basın emekçilerinin yanındayız. Dayanışmamızı ve desteğimizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. İktidarın baskılarına, her türlü hak ve özgürlüğü ihlal eden uygulamalarına karşı birlikte mücadele edeceğiz. 

Baskıyla gerçeklerin yayılması engellenemez. Kayyum atayarak özgür basın geleneği, kararlılığı ve cesareti yok edilemez, tutuklama ve gazete kapatmayla gazeteciler susturulamaz.” 

YARKADAŞ: ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ'NİN MATBAASINI YANDAŞ MEDYA GRUBUNA SATMAK İSTİYORLAR

Barış Yarkadaş
CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş

CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, Özgürlükçü Demokrasi'ye yönelik polis baskınına tepki göstererek “Gazetenin matbaasını yandaş medya grubuna satmak itiyorlar” dedi.

“Bir gazetenin kapatılmasına ancak gazete okurları karar verir” diyen Yarkadaş, “Hükümetin bir gazeteyi kapatması ve matbaasına el koyması hiçbir şekilde kabul edilemez. Eğer gazetede soruşturmalık bir konu varsa bu savcılığın işidir. Ama gazetenin kapatılması düşünce hürriyetine darbedir. AKP iktidarı tek sesli bir medya istiyor. Ve o medyada da sadece kendi sesinin duyulmasını hedefliyor. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılması da bu bakış açısından bağımsız değil” ifadelerini kullandı.

Yarkadaş, gazeteyi kapatma yerine kayyım atanma yolunun seçilmesi için de “Sırf matbaalarına el koymak için ve matbaayı yandaş medya grubuna satmak için kayyım atadılar”  dedi. (MEDYA SERVİSİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Mart 2018 20:00
www.evrensel.net