OHAL öncesi ve OHAL sonrası emek

OHAL öncesi ve OHAL sonrası emek

'Sermaye-emek ilişkisi kapitalizmde siyasal iktidardan ve sermayenin iktidarla ilişkisinden ayrı düşünülemez.'

Ekin BAL
Can ADAK
ODTÜ

Sermaye-emek ilişkisi kapitalist düzende siyasal iktidardan, iktidarın sermaye grupları ile ilişkisinden, iktidarın güncel durumundan ve siyasal değişimlerden ayrı düşünülemez. Bu sebeple emeğin güncel sorunları da 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL’den bağımsız değildir.

OHAL ÖNCESİ AKP İKTİDARI DÖNEMİ

AKP, 2001 krizinin toplum üzerinde yarattığı yıkım ortamında ve %10 seçim barajının da etkisiyle parlamentoda ciddi bir üstünlük sağlamıştı. Daha sonraki seçimlerde de aynı başarısını sürdüren AKP hükümetleri iktisat uygulamalarını kendilerinden önceki iktidarların neoliberal politikaları üzerine temellendirmiştir. AKP ile gelen süreçte siyasal ve toplumsal yaşamın farklı alanlarında güçlü bir hegemonya oluşturuldu. Bu hegemonyanın içine çalışma hayatı ve sendikalaşma da dahil edilebilir. 1940’lı ve 1950’li yıllarda olduğu gibi sendikaların iktidarın kontrolünde olmasının sebebi üyelerinin çoğunluğunu kamu emekçilerinin oluşturmasıdır. Bu hegemonya altında ortak hareket edebilecek alanların yokluğu ve hareketin yaslanabileceği siyasi bir dinamik olmayışı sendikal hareketleri sindirmiştir. Sendikalaşma sayısındaki azalışa karşın sektörel dağılım ve işçi kategorisinde değerlendirilebilecek kişi sayısı her geçen gün artmıştır. İstihdamın yanı sıra özelleştirmeler de sendikalaşmadaki azalışta etkilidir. 

İŞ CİNAYETLERİNDE ARTIŞ SEBEPLERİ

Sınıfın yapısında görülen bir başka değişim ise esnek, yarı zamanlı, kayıt dışı olarak tanımlanabilecek işlerde yoğunlaşılmasıdır. AKP döneminde güvencesizleşme ve taşeronlaşmanın yaygınlaşmasından dolayı iş cinayetlerinde gözle görülür bir artışın da yaşandığı ortadadır. Söz konusu üretim zincirinin doğurduğu en feci sonuç 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde gerçekleşen 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan maden kazasıydı. Soma’daki facia aslında Türkiye kapitalizminin 12 Eylül’den beri yaşanan dönüşümünün tüm izlerini taşıyordu. Sendikal yapıların bu kadar yetersiz olduğu bir ortamda güçlü, sürekli ve hep kazanıma ulaşan sınıf hareketliliklerinden söz etmek olanaklı değildir. Fakat bütün bunlara rağmen hem kamuda hem özel sektörde ses getiren hareketlilikler yaşanmıştır. Grev sayısının azalmasının nedenleri arasında yaygın olarak grevlerin ertelenmesi de sayılabilir. 2000-2015 yılları arasında toplam 12 büyük grev “genel sağlık” ve “milli güvenlik” gerekçesiyle ertelenmiştir.

OHAL SONRASI AKP İKTİDARI DÖNEMİ

OHAL döneminin tahlili yapılmadan önce 15 Temmuz darbe girişiminin ve OHAL ile devam eden sürecin iktidarın sermaye grupları ile olan ilişkisinden bağımsız görülemeyeceği vurgulanmalıdır. 15 Temmuz gecesi yaşananlar Gülen sermayesi ve AKP-Erdoğan sermayesinin çıkar çatışmasının bir sonucudur. OHAL, anayasada tanımlanmış ve belirli sınırları olan bir olağanüstü hukuk rejimidir. OHAL sırasında uyulması gereken anayasal ve uluslararası kurallar vardır. Fakat 20 Temmuz OHAL’i sonrası yapılan uygulamalar göstermektedir ki hiçbir anayasal kurala uymayan ve yargı tarafından değerlendirilmeyen bu rejim boyunca hükümet, bu yasal sınırları çiğneyerek ülkeyi tamamen KHK’ler ile yönetmiştir. 

OHAL’İN SINIFSAL KARAKTERİ

OHAL asli olarak çalışma hayatını ciddi ölçüde etki altında bırakmıştır. OHAL’in faturası; çalışma hakkı ve iş güvencesinin tahribata uğratılması bakımından işçilere ve kamu emekçilerine kesilmiş, sendikal hakların budanması ve grevlerin yasaklanması sermaye sınıfı açısından eşi bulunmaz koşullar sağlamıştır. Yüz binlerce kamu emekçisinin işten atılmasının, yargının işlevsiz bırakılmasının ardından, ihraç edilenlerin toplum yaşamından da uzaklaştırılmasının önü çeşitli olanaklarla açılarak iş bulma imkanları ortadan kaldırılmıştır. Sorgusuz sualsiz gerçekleşen bu ihraçlar ve yargılamalar, binlerce insanın mağduriyetine ve çalışma haklarının gasbedilmesine yol açmıştır. OHAL döneminde akademiden de ihraçlar olmuştur. Barış bildirisini imzalayan 400’e yakın akademisyen KHK ile görevinden ihraç edilmiş, işten çıkarılmış, istifa veya emekliliğe zorlanma yoluyla üniversitelerden uzaklaştırılmıştır. OHAL döneminde işçi ve emekçilerin hak arama yolları ellerinden alınmış, grev hakları en sert engellemelerle karşı karşıya kalmıştır. AKP hükümeti iktidara geldiği 2002 yılından sonra OHAL öncesi yıllarda toplam on iki grevi çeşitli sebeplerle ertelemişken sadece bir yıllık OHAL uygulaması süresince beş büyük grev milli güvenlik, genel sağlık, toplu iş sözleşmeleri ve ekonomik ve finansal istikrarı bozucu olduğu gibi gerekçelerle erteleme ve yasaklamalarla engellendi.

OHAL BİR HUKUK SORUNUDUR

OHAL’in açık bir sınıfsal karakteri vardır. Darbe girişimini engelleme bahanesiyle insan haklarının ve hukukun en temel ilkeleri yok sayılmış, işçi sınıfının üzerindeki baskılar artırılmıştır. Sermaye birikiminin sürdürülebilme koşullarını yaratacak düzenlemeler peşi sıra çıkartılmıştır. AKP ve Erdoğan iktidarının sürekli olarak tekrarladığı “OHAL vatandaşa zararlı değil, OHAL vatandaşa/millete dokunmuyor” türü ifadelerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Halkın ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçilerin bu güvencesizlik ortamında grev ve sendikalaşma hakkından yoksun ve gittikçe sermayenin temsilcilerine mecbur bırakılan konuma zorlanmaları, bu OHAL’in vatandaşı da etkilediğinin en büyük göstergesidir.

OHAL hukuka ve emeğe zararlıdır. OHAL acilen kaldırılmalıdır.

*16.TÜOBİK’te “Emeğin Güncel Sorunları” oturumunda yapılan sunumdan alıntıdır.

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Mart 2018 20:43
www.evrensel.net
ETİKETLER TÜÖBİK