Kağıt Ev

Kağıt Ev

Akdeniz Üniversitesi'nden Betül Gülen, La Casa de Papel'in seyirciye verdiği anlamlı mesajları ele aldı.

Betül Gülen
Akdeniz Üniversitesi

Hepimizin bildiği üzere La Casa de Papel dizisi bu sıralar çok popüler. İspanyol yapımı olan, tüm hakları Netflix tarafından satın alınan bu dizi, mükemmel planlanmış bir darphane soygununu ele alıyor. Dizinin gizemli karakteri olan Profesör, eşsiz yeteneklere sahip, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir grup suçluyu dünyanın en büyük soygunu için bir araya getiriyor. Onları 5 ay boyunca eğitiyor, karşılaşabilecekleri bütün durumları ve onlarla başa çıkma yöntemlerini anlatıyor. Kendisi bu soyguna katılmadan, uzaktan onların gözü ve kulağı oluyor.Tabii ki, bu diziyi bu kadar popüler yapan şey sadece bir soygun temalı olması değil. Dizi, aynı zamanda seyirciye anlamlı mesajlar veriyor.  

SOYGUNUN MENŞEİ KAPİTALİZM

Bu soygunun asıl fikrinin Profesör'ün babasına ait olduğunu öğreniyoruz. Profesör çocukken ağır bir hastalık geçirmiştir ve Amerika'da tedavi olması için ciddi bir miktarda paraya ihtiyaçları vardır ancak babasının ekonomik durumu bu ameliyatı karşılamak için yeterli değildir. Ve onun bu yola başvurması, bize kapitalist sistemin acımasızlığını ve bir babanın çaresizlikle suça yönelimini açıkça gösterir. Profesörün babası bu soygun denemesinde polis tarafından merhametsizce öldürülür.

MASKENİN ve TULUMUN MESAJI

Bir diğer mesaj ise suçluların soygun esnasında Salvador Dali maskesi takıyor olmasıdır. Bu seçim sıradan veya tesadüfi bir seçim değil.  Dali anarşist tavırları yüzünden okuldan atılmış, Katalonya doğumlu bir ressamdır. Yaşamı boyunca her türlü dayatmayı, yanlışı, doğruyu kabul etmemiş, çizgilerin dışında yaşamıştır. Katalonya ile ilgili bilmeniz gereken şey ise İspanya’nın anarşi hareketinin kalbi oluşudur. Katalanların özgürlük hareketini biliyorsanız maske size biraz daha anlamlı gelecektir. Ayrıca, suçluların giydiği tulumun renk seçiminin kırmızı olması, sosyalizmi anımsatır. Bu soygunun arkasındaki kişi olan Profesör'ün babasının tedavi parası adına soygun yaparken ölmesi mi dersin, annesiz Denver mı dersin, savaş köpeği olan Oslo ve Helsinki mi dersin, hırsızlıktan dönüşü olmayan Tokyo mu dersin, genç ve kendini kanıtlama peşinde olan Rio mu dersin? Hırsızlarımızın hepsinin bu halkın ezilen kısımlarından olduğunu bilmek, kostüm ve maskenin boş bir tesadüftense anarşist bir protesto olduğunu bize gösteriyor.

O PARTİGİANO, PORTAMİ VİA, O BELLA, CİAO!

Darphane ve polisler ise kapitalizmi simgeler. Kapitalizmde para her şeydir. Biri o parayı ellerinden almaya kalkınca savaş ilan edilir, dizide de aynı şekilde, polis ve devlet bir olup tüm güçleriyle saldırır. Profesör ise bu planın beynidir, bilimsel bakış açısının önemini sembolize eder. Her şeyi hesaplamış, planlamıştır. Dizide ayrıca, medyanın insan hayatında büyük bir önem taşıdığına şahit oluruz. İstihbarat ve polis, davasını haklı çıkarmak ve insanları manipüle etmek için suçluları aslında işlemedikleri suçlarla medya aracılığıyla karalamaya çalışır. Hükümet, rehineler arasında bulunan büyükelçinin kızını kurtarmak için herkesi gözden çıkarır. Bir bölümde, Berlin ve Profesör'ün beraber söylediği, tüylerimizi diken diken eden ''Bella Ciao'' şarkısı çalar. Direnişin bir simgesi olan bu şarkı aslında dizinin bu kadar popüler olmasının sebeplerinden biridir. Bir iki sezon sonra Türk televizyonlarında kopyasını görecegimiz bu dizi; her kesimi kucaklamayı başarıyor. Alt metninin düşüncesel olarak sağlamlılığı ve karakterleri simgeleştirmesi olağanüstü. Dizinin ufak mantık ve teknik hataları olsa da bu hatalar bütünü bozmuyor. Amerikan yapımlarının seyircisinin yoğun olduğu bu dönemde ağzımıza bir parmak bal çalıyor. Büyük bir şirket olan ve inanılmaz paralar kazanan Netflix'in bu temalı bir dizinin tüm haklarını satın alıp yayınlaması da ne ironi değil mi?

www.evrensel.net
ETİKETLER La Casa de Papel