Akkim işçileri: Birlik olduktan sonra yapılmayacak şey yok

Petrol-İş'e üye olduktan sonra işten atılan ve 217 gündür işe geri dönme mücadelesi veren Akkim işçileri için direniş çadırı adeta bir okul olmuş.

Vedat YALVAÇ
İstanbul

Petrol-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan ve 217 gündür direnişte olan Akkim işçilerinin mücadelesi kar kış demeden devam ediyor. İstanbul Hadımköy’de bulunan fabrika önünde kurdukları çadır, onlar için adeta okula dönüşmüş durumda. Daha önce “Her hak arayanı terörist” olarak gören işçiler, bu önyargılarını yıktıkları gibi sendikalaşacak işçilere de şu önerilerde bulunuyor: Sendikalaşmaktan korkmayın. Birlik olduktan sonra yapılmayacak şey, kırılmayacak tabu yok. Bu mücadeleyi sadece kendimiz için değil, diğer işçi ve emekçi arkadaşlarımız için, bütün çalışanlar için, geleceğimiz için, çocuklarımız için vermemiz lazım. Biz onun inancına vardık bu çadırda.

Petrol-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan Akkim işçileri 217 gündür direniyor. Geçtiğimiz günlerde patronun yetki tespitine itiraz ettiği davanın duruşması olduğunu hatırlatan Ali Gündüz, şu an için durumun kendilerinin lehine olduğunu belirterek “Bir haftaya, on güne kadar olumlu ya da olumsuz sonuç belli olacak” dedi.

1 Mart’ta sendika genel başkanı ve yöneticileri ile bir araya geldiklerini aktaran Gündüz, “Direnişin durumunu değerlendirdik, 'Nasıl bir yol aldık, nasıl yol alacağız?' diye. Direnişe devam etme kararı aldık Akkim işçileri olarak. Sendikamız da sağolsun, ‘Biz her zaman sizin arkanızda olduk, bundan sonra da yine yanınızdayız, arkanızdayız’ dediler. Öte yandan içeride çalışmayı sürdüren arkadaşlarımızla önceki cumartesi günü bir araya geldik. Toplantıya katılım beklediğimizden de iyiydi. Arkadaşların inancı artmış. Bu durum da hoşumuza gitti. Bu da direnişimize direnç katıyor açıkçası” diye konuştu.

‘BİRLİK OLURSAK YIKAMACAYAĞIMIZ TABU YOK’

Direnişin kendilerine çok şey öğrettiğini söyleyen Gündüz, “Eğer birlik olursak, işçiler bir araya gelirse yapamayacakları bir şey yok, yıkamayacakları tabu yok. Biz bir arada olalım, birlik olalım içeriye sendika da sokarız, çalışma şartlarımızı da düzeltiriz, iş güvenliğimizi de sağlarız. Bu sadece bizim değil çocuklarımızın da geleceği. Yarın bir gün çoğumuzun çocuğu işçi olarak çalışmaya başlayacak büyüdüğünde. Onların geleceğini de etkilyen bir durum” dedi.

Ali Gündüz - Direnişteki Akkim işçisi (Fotoğraf: EVRENSEL)
Ali Gündüz - Direnişteki Akkim işçisi (Fotoğraf: EVRENSEL)

‘DİRENİŞ BİZE PEK ÇOK ŞEYİN GERÇEĞİNİ ÖĞRETTİ’

“Eğer biz hakkımızı toplu bir şekilde aramazsak, tek tek cılız sesler çıkarırsak sistem bizi savurur, dağıtır” diyen Gündüz şöyle devam etti: Ama hep birlikte hakkımızı ararsak mutlaka bir kazanım elde edebiliriz. Zaten bu direnişte de çok büyük kazanımlar elde ettiğimizi düşünüyoruz. Bir kere sınıf bilincini öğrendik. Her hakkını arayana terörist yaftası vuruluyordu, bunun gerçekte öyle olmadığını öğrendik. Bir okul gibi pek çok şeyin gerçeğini öğretti bu direniş bize. Arkadaşlarımızı da direnmeye, hakkını aramaya, birlik olmaya davet ediyoruz. Örgütlülük önemli. Sendikalar da bu örgütlülük üzerindeki çatı. Birlikte tutan resmi bir kurum ve işçi arkadaşlarımızın şunu da bilmelerini istiyoruz, sendikaların hiçbiri Türkiye’de gayriresmi bir kurum değil. Yani üye olmaktan çekinmesinler.

‘SAVAŞLAR MÜCADELE İLE KAZANILIR’

Diğer bir işçi Galip Yılmaz da “Bu direnişin bize katkısı çok büyük oldu” diyerek başlıyor söze. Örgütlü mücadeleye karar veren işçilerin bu işi çok iyi analiz etmesi gerektiğini ve geri adım atmaması gerektiğini söyleyen Yılmaz, “Gönlü bizimle olan, mücadelemize destek veren arkadaşlarımız var. Çok da büyük kayıp yaşadık bununla beraber. Bu kaybı bizimle beraber yola çıkan, bizimle beraber olduğuna inandığımız arkadaşlar yaşattı. Bu sınıf mücadelesine girerken her işçiye bu iş nasıl olur, bu mücadele nasıl verilir öğretmek gerekiyor. Daha önce tecrübemiz olmadığı için bayağı bir eksiklik yaşadık. Ama öğrenilmeyecek bir şey değil. Araştırmacı olmak lazım ki çıktığında o yolu ona göre sağlam adımlarla kat edesin. Bu işe kalkışacak işçi arkadaşların sermayenin karşısında geri adım atmamaları gerekir. ‘Güzel de bir işimiz var, işimizden oluruz’ mantığıyla hareket etmemek gerekiyor. Biz 8 aydır buradayız, bizim rızkımızın işyerinden gelmediğine bütün arkadaşlar inandı. Sonuçta 8 aydan beri biz buradayız ve aç değiliz, açıkta değiliz. Tabii belli sıkıntılar yaşıyoruz. Ama bunu yaşamazsan da zaten bazı şeylerin önemini anlayamazsın. Yani savaşlar mücadeleyle kazanılır. İyi analiz edersin, bir mücadele örneği gösterirsin, savaşı ona göre kazanırsın. Biz de o mücadeleyi burada güzel bir şekilde verdik. Aslında örnek teşkil eden bir mücadelemiz var. Kimsenin kimseden korkmasına gerek yok. İşverenler de sonuçta insan. Onlardan çekinmeye, korkmaya gerek yok” diye konuştu.

Galip Yılmaz - Direnişteki Akkim İşçisi (Fotoğraf: EVRENSEL)
Galip Yılmaz - Direnişteki Akkim İşçisi (Fotoğraf: EVRENSEL)

‘İŞÇİYE EN BÜYÜK ZARARI İŞVERENLER VERİYOR’

İşçiye en büyük zararın patronlar tarafından verildiğini ifade eden Yılmaz şöyle devam etti: Hayatımızdan, sağlığımızdan oluyoruz sağlıksız koşullarda çalışarak. Bunları göz önünde bulundurmak lazım. Tabii bu mücadeleyi sadece kendimiz için değil, diğer işçi ve emekçi arkadaşlarımız için de, bütün çalışanlar için, geleceğimiz için, çocuklarımız için vermemiz lazım. Biz onun inancına vardık bu çadırda. Bu en azından bize bunu öğretti. Şu demek değil ki bugün süper ücretlere çalışabiliriz. Yarın çocuklarımızın aynı iyi koşullarda olması garanti değil. Onlar da bu sıkıntılara düşecek. Onların da bu sıkıntıları yaşamaması için bizim güzel bir mücadele örneği ortaya koymamız lazım.

‘İŞSİZLİK İNSANLARI ASKER OLMAYA ZORLUYOR’

İşsizliğin, yoksulluğun insanları istemediği pek çok yerde çalışmaya zorladığını düşünen Galip Yılmaz, şunları söylüyor: Bugün orduda eğer birçok er ve uzman çavuş o görevi seçiyorsa sırf bu hayatı yaşamamak için, parasını tercih ettiği için. Şu bir gerçek, hepimiz askerlik yaptık biliyoruz. Belki beni de kınarlar böyle söylediğim için ama kimse kolay kolay oraya seve seve gitmez. Herkeste mutlaka bir can korkusu var. Ben 15 ay askerlik yaptım. 15 ay oraya tahammül edemeyen bir sürü arkadaşımız vardı. Ama şartlar insanları buraya sürüklüyor. Parasızlıktan, iş bulamama korkusu. Çoğumuz da istediğimiz işi bulamıyoruz yani. Geçimini rahat sağlayabilecek para yok.

HÜKÜMET İLE SERMAYE EL ELE

Galip Yılmaz, direniş boyunca öğrendiği başka bir şeyi de şöyle açıklıyor: Bugün zaten sermayeyle devlet el ele, kol kola.

'Gece vardiyasında 7 buçuk saatten fazla çalışılamaz' diye bir madde olduğunu ancak gece vardiyalarında 13-14 saat çalışan birçok arkadaşı olduğunu söyleyen Yılmaz şöyle devam etti: Devlet tarafından bunun denetimi zaten yok. Denetimi olsa da bir şekilde kılıfını uydurup geçiştiriliyor. Maalesef işçi sınıfının böyle bir sıkıntısı var. Tuhaf bir durum içerisindeyiz. Kendi haklı mücadelemi vereyim diyorsun, ona da devlet yine kendi eliyle karşı çıkıyor. Devlet kendisi bu hakkı kanunlarla getirmiş ama kendi getirdiği kanunlara muhalefet eden yine devlet. Kimsenin işvereni yıpratmak gibi, işini gücünü elinden almak gibi derdi de yok. Herkes zaten ekmek mücadelesi içerisinde. Herkes biraz daha ekmeğini büyütmenin derdinde. Nasıl patronlar sermayesini daha çok büyütmeye dayalı bir çalışma içerisindeyse işçiler de ona göre bu pastadan biraz daha pay alabilmek için, evine ekmek götürebilmek için bu mücadelenin içinde. Ama maalesef işverenlerle, sermayeyle devlet el ele vermiş. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız ‘Grevler olmasın diye OHAL’i uzatıyoruz’ sözleriyle bunu pekiştirdi. Bunu da işveren kullanıyor. Bugün örgütlenmeye çalışan, sendikalaşmaya çalışan bir sürü arkadaşımız sırf devletin bu getirmiş olduğu OHAL yasasından dolayı bu mücadelelerde yıpratılıyor, işinden oluyor.

www.evrensel.net