Bir destan yazarı nasıl destanlaşır?

Bir destan yazarı nasıl destanlaşır?

Hakan Güngör, usta yazar Yaşar Kemal'i yazdı: Bir destanı kağıda döken diğer kişilerden farkı, kendisinin de destanlaşmış bir isim olmasıydı…

Hakan GÜNGÖR

Yaşar Kemal destansı romanlar yazmış bir ustaydı; bir destanı kağıda döken diğer kişilerden farkı, kendisinin de destanlaşmış bir isim olmasıydı. Onun hakkında yazılan iyi-kötü, eksik-fazla her şey, Yaşar Kemal destanına eklenen yeni dizelerden ibarettir. Peki bu destansı yazar kendi destanlarını nasıl kaleme alıyordu? Hayır, niyetim ölüm yıl dönümünde Yaşar Kemal’i bir iki beylik lafla anmak değil; onun destanlarının kökenlerini aramak…

KÖYLÜ VE EMEKÇİ 

Her şeyden önce o, ırgat katipliğinden ırgatbaşılığa, öğretmen vekilliğinden kütüphane memurluğuna, traktör sürücülüğünden tarla kontrolörlüğüne ve arzuhalciliğe kadar pek çok iş yapmış bir emekçiydi. Köylüydü. Emek sömürüsünün en sert şekilde hissedildiği coğrafyalardan birinde doğmuştu. Memleketini tabiatına, toprağına, kozasına, sarı sıcağına kadar iyi tanıyordu. Duyguların her türlüsünü de. İnsanın sevincini, özlemini anlıyordu. Yarım bir gülüşün, kesik bir iç çekişin sebebini biliyordu. Gözyaşını da öyle. 1943’te kaleme aldığı ilk kitabı bir derlemeydi; “Ağıtlar”.

KAÇAKÇILARIN İÇİNDE 3 AY

Her zaman olduğu şeyi yazmadı. Bazen yazmak için “oldu”. Nasıl mı? Mesela röportaj için kendini kaçakçı olarak tanıtıp kaçakçıların arasına karıştı. “Röportaj Yazarlığında 60 Yıl”da o günleri şöyle anlatıyordu: “Gittim, üç aydan fazla bir süre kaçakçılar arasında bir kaçakçı gibi yaşadım. Onların korkularına, acılarına, sevinçlerine, varlıklarına, yokluklarına katıldım. (…) Şimdi bir geceyi anımsıyorum, kilometrelerce bir kayalık yolu aşarak, sırtımda ağzına kadar doldurulmuş bir çuvalla canım çıkarak, korkarak, ödüm koparak, kaçakçılarla sırtımızdaki çuvalları taş yığınlarına saklayışımızı anımsıyorum.”

O BENİM AĞRI DAĞI’MDI

Toplumsal olaylara, insanların tavrına, çatışmalarına, dönüşümlerine hakim oluyor, kalemi eline öyle alıyordu. “Demirciler Çarşısı Cinayeti”nde hareket noktası kan davasıydı. Arkadaşı Arif Keskiner’in amcası Memet Ağa’nın vurulmasından yola çıkmıştı. Keskiner, “Çiçek Gibi”de söz konusu kitaba dair, “Romancı yaratıcılığıyla bir dolu başka olaylar ve başka kahramanlar katarak yazdığı bu romanın baş kahramanı Derviş Bey, Memet amcamdan başkası değildi” diyecekti. Keskiner,”İnce Memed”de de çocukluğunun korkulu rüyası “Osmaniye Canavarı” Eşkıya Memet Aslan’ın izlerini görecekti. Dahası bunu Yaşar Kemal’e soracak, karşılığında önce sinkaflı bir kelime, sonra da şu cümleyi duyacaktı: “Ne alakası var, sadece isim benzerliği!” Kim bilir, belki “Osmaniye Canavarı” sahiden ilham olmuş, ancak onun düşleminde karakter ve olay örgüsü bambaşka bir noktaya evrilmişti… Tıpkı Ağrı Dağı gibi…

Feridun Andaç, “Yaşar Kemal: Sözün Büyücüsü”nde aktarıyordu. Yönetmen Memduh Ün “Ağrıdağı Efsanesi”ni çekmek üzere mekâan seçimi için gittiği Ağrı’dan telefon etmiş, “Yaşar, senin anlattığın dağ yok buralarda” demişti. Usta yazarın yanıtı ise şu olmuştu: “O benim Ağrı Dağı’mdı, sen de kendi Ağrı Dağı’nı yarat filminde…”

GERÇEKÇİLİĞİ, DÜŞ GÜCÜYLE BİRLEŞTİRDİ

Yaşar Kemal, gerçeklikten aldığını büyüleyici düş gücüyle birleştirdi ve yine toplumsal gerçekliğe yönelerek destansı eserler yarattı. Yazardı evet, ama önce emekçiydi, köylüydü, mahpustu, yeri gelince “kaçakçıydı”. Kendini yazdı ama “kendi”nin içine koca bir memleketi, acıları, ağıtları, kahkahaları, çatışmaları ve tabiatı sığdırdı. Kaleme aldığı başyapıtlar ciddi çalışmaların ürünüydü. Yazmak kadar okumanın, tanımanın, dinlemenin, tartışmanın, içinde olmanın meyvesiydi. “Binbir Çiçekli Bahçe”de, “Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikteydim” diyordu. Bir destan yazarı da konularını ancak böyle bulabiliyor ve destanlaşabiliyordu…

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Şubat 2018 18:19
www.evrensel.net