Türkiye-Rusya ilişkilerindeki yeni zemin ve Soçi

Türkiye-Rusya ilişkilerindeki yeni zemin ve Soçi

Arap coğrafyasında geçen hafta Soçi toplantısı, Afrin operasyonu ve İsmail Haniye’nin terör listesine eklenmesi gündem oldu.

Ali KARATAŞ

Rusya’nın Suriye’de siyasi çözüm için büyük önem atfettiği Soçi toplantısı bitti. Toplantı, verilen öneme binaen “Suriye Ulusal Diyalog Kongresi” olarak adlandırılmıştı ancak çözüm noktasında belirleyici bir ilerleme sağlanmadığı için Arap basınında toplantının yanı sıra sahadaki gelişmeleri irdeleyen makaleler yer almaya devam etti.

MUHATAPSIZ KONFERANS

Şarkul Avsat gazetesinden Racih Huri, toplantının başarısızlığını katılanların çoğunluğunun Baas partisi (Suriye’deki iktidar partisi), Suriye rejimi taraftarları ve Moskova-Kahire platformlarından olmasına ve bazı muhalifler ile Kürtlerin katılmamasına bağladı. Huri’nin aktardığına göre, delegelerden biri toplantıdaki havayı ‘Hamidiye Çarşısı’na benzetti. Şam’da bulunan Hamidiye Çarşısı, Suriye’nin ve hatta Ortadoğu’nun en ünlü çarşısı. Çarşının bir özelliği ise bitişik dükkanların önünde durmadan bağıran ve sesi birbirine karışan satıcılar...

RUSYA’NIN ‘TAKAS ANLAŞMASI’

Ortadoğu’nun önemli Türkiye uzmanlarından Muhammed Nureddin, ABD’nin YPG’ye yakınlaşmasının Türk-Rus yakınlaşmasını mümkün kıldığına dikkat çekti. Nureddin’in diğer dikkat çeken yorumu; Rusya’nın sahada müttefiki olan Suriye devletinin rahatlamasını sağladığı ve Ukrayna başta olmak üzere Batı’nın baskılarını karşılamak için Türkiye’yle bir “takas anlaşmasına” girdiği; Türkiye’ye Suriye’de bir askeri varlık kazandırmaya izin verdiği yönünde.

Nureddin, bu anlaşmanın Kürt sorununa ve 2019’da Türkiye’de gerçekleşecek başkanlık referandumuna etkileri olacağını yazdı.

HEDEF SADECE KÜRTLER DEĞİL

Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yayınlanan el Haliç gazetesine yazan Dr. Muhammed Sait İdris, Türkiye’nin hedefinin sadece Afrin üzerinden Menbic ve Suriye-Irak sınırına kadar Kürt varlığına son vermek olmadığı görüşünde. İdris; “Türkiye sadece Amerika’nın çabasını mı engellemeye çalışıyor? Yoksa daha önemli bir adımı; kendisine yakın olan Suriyeli grupların hakim olduğu alanlar arasında bağlantıyı sağlayarak Halep ve İdlib’e kadar ulaşma planını mı uygulamaya çalışıyor? Türkler askeri varlıklarını, 2022’de Lozan’ın sonlanmasından sonra bir kart olarak kullanacak. Çünkü bu anlaşmanın ömrü yüz yıllıktır” diyerek Türkiye’nin yeni Osmanlıcı amaçlarına vurgu yaptı.

SURİYE’YE MÜDAHALE HAZIRLIĞI MI?

Geçtiğimiz cuma günü Amerikan Savunma Bakanı Jim Mattis’in gazetecilere ülkesinin son zamanlarda Suriye’de sarin gazı kullanımından endişe ettiğini ve bu gazın, Suriye’deki saldırılarda birkaç kez kullanıldığını söylemesi de Arap basının gündemindeydi.

Suriye ve müttefiklerine yakınlığı ile bilinen Rai al Youm Başyazarı Abdulbari Atwan, bu açıklama üzerine, “Amerika, Doğu Guta’da sarin gazı kullanılması gerekçesiyle Suriye’ye yeni bir askeri müdahale hazırlığında mı?” sorusunu sordu. Atwan, makalesinde, isminin açıklanmasını istemeyen Amerikalı bir yetkilinin Beşar Esad rejiminin ve IŞİD’in kimyasal silah kullanmaya devam ettiğini, Donald Trump’ın herhangi bir seçeneği gündem dışı tutmadığını ve askeri gücün kullanımının daima tartışıldığını söylediğini aktardı. Atwan, bu açıklamada Esad rejimi ve IŞİD’in aynı kefeye konmasını eleştirdi.

Arap basınındaki diğer önemli gündemi ise Hamas’ın siyasi bürosunun lideri İsmail Haniye ve yanı sıra üç örgütün ABD tarafından “terör listesi”ne alınmasıydı. El Kuds el Arabi, bu adımı sadece Hamas’a yönelik değil bütün Filistinlilere yönelik bir adım olarak değerlendirdi.


Soçi görüşmeleri

SOÇİ’DEKİ HAMİDİYE ÇARŞISI

Racih HURİ
Şarkul Avsat*

Vladimir Putin ve Erdoğan, Moskova’nın Soçi Konferansı’na yüklediği bütün umutların çökmesinden sonraki gün, yani çarşamba sabahı ne söyleyebilirlerdi ki? Büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirler mi? Elbette ki hayır… Konferansın sonuçlarından memnun olduklarını söylemekle yetindiler. Her ikisi de memnunlar… Fakat hangi sonuçtan söz ediyoruz? Gerçekten de memnun olmayı gerektirecek bir sonuç var mı? Eğer konferansta ulaşılan sözde “Anayasa Komitesi” kurma fikrinden bahsediyorlarsa bilmelidirler ki Komite’nin ülke için yeni bir anayasa yapma gibi bir görevi olmayacak.

Moskova tarafından Astana’nın 8. görüşmesine yüklenilen umudun yeni istasyonu Soçi Konferansı olabilirdi. Hatta sürmekte olan Suriye krizine bir çözümün temelini atacak çok önemli bir istasyon olabileceğini ileri sürmek abartılı değildi. Özellikle Putin, aylar önce bu buluşmanın “Suriye Halkları Konferansı” olacağını ilan ettiğinde… Rusya Delegasyonu Başkanı Alexander Lavrentiev’in konferansın yetersiz sonuçlarını duyurmak için ortaya çıktığı anda tüm bu umutlar çöktü: Üç başlık üzerinde ittifak sağlanmıştır. İlki konferansın sonuç bildirgesidir. İkincisi; Anayasayı Tartışma Komitesi için adayların isimleri (sayı 150 olacak. Kendi aralarında herhangi bir uzlaşıya ulaşmanın imkânsız olduğu anlamına geldiği gibi bir 7 yıl da böyle geçecek demektir) ve son olarak da BM Suriye Özel Temsilcisi Steffan de Mistura’ya gidecek katılımcıların talepleri ki gerçek amacı konferansın çalışmalarına uluslararası meşruiyet örtüsü vermek!

Moskova, Soçi Konferansı’na 1600 kişiyi davet ederek bu buluşmaya panoramik bir boyut kazandırmak istedi. Bunlardan 1511’i katıldı. Katılanların çoğunluğu Baas partisi, rejim taraftarları ve Moskova-Kahire platformlarıydı. Onlarca muhalefet grubu ve devrimci güç katılmayı reddetti. Kürt delegasyonu Soçi’yi boykot edeceklerini ilan etmişti. Zira Rusya ve Türkiye’yi, Afrin’e saldırı üzerine anlaşma ile suçladılar!

Ankara durumu kurtarmak için kendilerinin desteklediği muhalif kanattan 100 kişilik bir delegasyonu Soçi’ye gönderdi. Konferansın açılışı, söz konusu heyetin Soçi’ye ulaşması beklendiği için gecikti. Ancak Heyet Başkanı Ahmed Tuma ve arkadaşları Soçi’deki havaalanına iniş yaptıktan hemen sonra konferansa katılmayı reddettiler ve Ankara’ya döndüler. Gerekçe olarak da Rusların kaldırmayı taahhüt ettiği rejimi sembolize eden bayrakların afişlerden sökülmemesini gösterdiler.

(Rusya Dışişleri Bakanı) Lavrov, Putin adına konuşma yapmak için kürsüye çıktığında salonda karışıklık çıktı. Bazıları yüksek bir sesle Moskova’yı Suriyelileri öldürmekle suçladı. Diğerleri ise Rusya’nın müdahalesini alkışlıyorlardı. Haber ajanslarına göre en sonunda birisi şöyle bağırdı: Burası Suriye krizini çözmek için bir konferans değil de sanki Hamidiye Çarşısı!

*Şarkul Avsat’ın Türkçe sitesinden kısaltılarak alınmıştır


RUSYA, TÜRKİYE VE ZEYTİN DALI

Muhammed NUREDDİN
al Haliç

Rusya’dan yeşil ışık almadan Türkiye’nin Afrin’de YPG’ye karşı bir operasyon düzenlemesi mümkün mü?

24 Ekim 2015’te Rus uçağının düşürülmesi sonrasında iki ülke arasındaki düşmanlık, Türkiye’nin özür dilemesiyle yedi ay sonra ittifaka dönüşmesi ironik.

Türk-Rus ilişkileri tarihsel olarak rekabet ve savaşlarla dolu. Geçmişte gerçekleşen on bir savaşın hepsinde Osmanlı hezimete uğradı. İlişkilerin doğası, içerdeki rejimler değişmesine rağmen aynı kaldı. Rusya’daki çarlık, komünizm ve liberalizm dönemlerinin hepsinde ilişkiler hassas, gergin ve düşmanca olarak devam etti. Benzer şekilde Türkiye’de de Osmanlılar, laikler ve İslamcılar döneminde de.. Taraflar arasında düşmanlığın silinmesi veya azaltılması, söylenebileceği kadar kolay bir durum değildir.

AKP iktidara geldikten sonra çıkara dayalı ilişkiler gelişmesine ve ticaret hacmi otuz milyar dolara ulaşmasına rağmen durum; Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde yeni dengeye sokacak stratejik bir yapıya dönüşmedi.

Eğer ABD, Afrin’e ek olarak Kuzeydoğu Suriye’de YPG güçleri ile ittifak ilişkilerine girmeseydi ve bölgeyi birbirine bağlama çabası olmasaydı Türk-Rus yakınlaşması mümkün olmayacaktı. Türkiye, Suriye-Irak sınırından Akdeniz’e uzanan bir “Kürt koridorunun” inşasını güvenliğine bir tehdit olarak gördü.

Sonrasında arkasında ABD’nin olmasıyla suçladığı 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe teşebbüsü, Ankara ile Washington arasındaki engeli yükseltti.

Rusya; Ukrayna’da Batı’nın baskısından kurtulmak, sınırlarına yaklaşan NATO’yu  karşılamak ve Suriye’de müttefikini rahatlatmak için sahadaki dengeleri değiştirmek istedi. Ortadoğu’da en büyük oyuncu olmayı ve dünyadaki rolünü güçlendirmeyi amaçladı. Bütün bunlar ancak Türkiye ile “takas” üzerine anlaşma ile mümkündü. Bir sonraki aşamada Rusya; Türkiye’nin Batı kampından çıkıp Rusya’nın yanında olacağını ummaktadır.

Türkiye, “Fırat Kalkanı” operasyonu ile Kürt koridorunu kırdı. Sonra İdlib’in bir bölümüne hakim oldu. Daha sonrada “Afrin operasyonuna” yeşil ışık yakıldı. Durum bununla sınırlı kalmayacak. Duruma göre Menbic ve daha ilerisine kadar uzanılabilir.

Bu durum Türkiye’nin sahada askeri bir varlık kazanmasını, müzakere masasında güçlü bir oyuncu haline gelmesini ve Suriye’nin geleceği konusunda karar verebilen bir ortak olmasını sağladı. Kürt tehdidini uzaklaştırdı. Ayrıca, Arap ve İslam alanı boyunca birçok rakibi karşısında bölgesel bir oyuncu olmak için tüm bunlardan yararlandı. Avrupa ve ABD’ye karşı bir koz elde etti. Aynı zamanda Erdoğan 2019 sonbaharında gerçekleşecek başkanlık seçimini ilk turda kazanmak için bütün bu kazanımlardan faydalanacak. Resmettiğimiz bu sahne abartılı mı? Tabii ki hayır! Lakin Türkiye; NATO’nun üyesi olduğu, Amerika-Avrupa karesinin dışında olmadığı, Suriye krizinin sonu ve tüm sürprizleri bitmediği ve Türk söylemi değişmediği sürece manzara değişebilir.


Haniye

HANİYE TERÖR LİSTESİNDE: SIRADAKİ KİM?

Al Kuds al Arabi
Başyazı

Amerikan hazinesi ve dışişleri bakanlıkları, Hamas siyasi büro lideri İsmail Haniye’nin ismini “Yabancı Teröristler” listesine aldı. Aynı gün, Haniye’nin ismi üç grupla beraber listeye alındı. Bunlardan Liva Essavra (Devrim Tugayları) ve Hasam Hareketi (Mısır Kolları Hareketi) Mısır’da; Sabirin hareketi Gazze’de faaliyet göstermekte.

Açıklamayı yapan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, terör listesine İran’ın doğrudan destek verdiği ve yönettiği iki grubun da dâhil olduğunu söyledi. “Ortadoğu’daki istikrarı tehdit eden, barış sürecini zedeleyen ve müttefiklerimiz Mısır ve İsrail’e saldıran önemli terör gruplarını ve liderlerini hedef aldık” ifadelerini kullandı.  

Bu açıklama çelişkilerle doludur. Amerikan yönetiminin tüm bu suçlamaları tek bir sepet içerisinde toplamış olması, onları açıklanabilir hale getirmediği gibi içindeki çelişkileri gizlediği de kesindir:

Birinci çelişki; büyük bir halk hareketi olan Hamas ile küçük ve etkisi az olan Sabirin hareketleri, Filistin’de ve Arap dünyasında savaş ve barış hesaplarında yok sayılamaz. Bu kararın çelişkilerinden diğeri, hareketin birinin lideri hedef alınırken ikincisinde hareketin tümünü kapsanmasıdır.

Elbette ikinci çelişki Haniye ile ilgilidir. Hareketin askeri değil siyasi lideri Haniye’nin Ortadoğu’nun istikrarını tehdit ettiğiyle ilgili itham “kara mizahtır”. İki Arap ülkesini işgal eden bu ülkenin; 2003’te Irak’ı işgalinden bu yana yaptığı askeri ve güvenlik müdahaleleri, Ortadoğu’nun Moğollar ve Haçlı Seferleri döneminden bu yana yaşanmayan siyasi, sosyal ve ekonomik dokusunun bozulmasına ve parçalanmasına katkıda bulunmuştur.

Tillerson’un “barış sürecini baltalamak” iddiasıyla ilgili olarak “Başkan Donald Trump’ın  Kudüs’ü başkent ilan eden kararına karşı Birleşmiş Milletler’de kullanılan oyları sayması” ve BM Güvenlik Konseyi’nin uzlaşısına bakması yeterli.

Filistin Kurtuluş Örgütü son ABD kararına tepki gösterdi. Ancak gerekli olan karara itiraz etmektir. Çünkü bu karar herkes yönelik bir sinyaldir. Bu karara tepki verme görevi sadece Hamas’a değil tüm Filistinlilere aittir. Mesele sadece kararın reddedilmesi değil, Amerika’nın bir sonraki suçlusunun kim olacağıdır.

www.evrensel.net