'Hastaneleri kapatıp bizi buraya mahkum ettiler'

'Hastaneleri kapatıp bizi buraya mahkum ettiler'

Şehir hastaneleri nedir, şehir hastaneleri projeleri 6 ayda ne yaptı, ihale süreçlerinde neler yaşandı, sağlık hizmeti alan ve verenler ne diyor?

Sedat BAŞKAVAK
Mersin

Görkemli bir açılışla sağlık hizmeti vermeye başlayan Mersin Şehir Hastanesi, tam bir yılın sonunda Hem sağlık emekçileri hem hastaneye gelen halk için sorunları çözmek bir yana var olan sorunlara yenilerini de ekledi. İhaleleri, çalışanlara uygulanan yoğun çalışma baskısının yanı sıra hastaneye tedavi olmak için gelen yurttaşlar da durumdan şikayetçi. Mersin Şehir Hastanesi kampüsünde, hastalar ve hasta yakınları ile yaşadıklarını konuştuk.

‘ŞEHİR HASTANESİ BİZE HER AÇIDAN İKİ KAT ZARAR’

Eski devlet hastanesi varken tek araçla hastaneye ulaşabildiklerini anlatan Gönül Yıldız, “Hastane uzağa gitti, şimdi iki araçla ulaşabiliyoruz. Mezitli’nin neresinden binersen bin ister otobüs, İster dolmuşla tek araçla hastaneye ulaşıyorduk. Şimdi belli güzergahtan geçen otobüse binersen tek araç. Yoksa iki araçla ulaşıyorsun. Ya da otobüsün geçtiği yola kadar yürüyeceksin ki tek sefer para veresin ama hasta hasta kim yürür? İki de gelişte 4 kez yol parası ödüyoruz. Yol iki katına çıktı, muayene ücretleri de iki katına çıktı 52 lira oldu. Şehir hastanesi bize her açıdan iki katı zarar. Hasta olmayan da hastane dönüşünde muhakkak hasta oluyor” diyerek, tepkisini dile getiriyor. 

Bir hasta yakını ise, önceki devlet hastanesinde, ortopedi ve fizik tedavi hastalarına ‘Git şu ilacı ya da iğneyi al’ dendiğinde hemen caddede bir eczaneden alıp gelebildiklerini söyleyerek şöyle konuşuyor: “Şimdi bir dolmuşla in çarşıya, al ilacı, dön geri gel. Doktoru bul, tedavini yaptır, kaybettiğin zaman, hastanın çektiği eziyet hepsi ayrı dert.”

‘SAĞLIKTAN TASARRUF OLMAZ’

Engelli çocuğu hasta bezi alan, adının Kemal olduğunu söyleyen bir hasta yakını ise, “Engelli çocuğum var ne olur bilinmez, bir de raporunu iptal ederler de bir sürü eziyet çekeriz” diyerek konuşmaktan çekiniyor. Hasta yakını, “Ben köyden direk hastane önünde inebiliyordum. Şimdi ben de 2 araçla hastaneye ulaşıyorum. Vatandaş hastanede yol, yön bulamıyor. Yangın merdiveni dışında merdiven yok. Asansör çift kat tek kat ayrılmış yaşlılar, okumuşluğu az olanlar için şehir hastanesi büyük bir eziyet” sözleriyle yaşadığı güçlüklere değiniyor. Yol gösteren veya yardım eden kimsenin olmadığından şikayet eden hasta yakını, “Eskiden doktorun yanında sekreteri, hemşiresi olurdu şimdi kimse yok. Yazı yazıp evrak mı dolduracak, muayene mi edecek hastaya ne kadar zaman ayıracak belli değil. Az insanla çok iş yaparak tasarruf planlıyorlarmış, ama sağlıktan tasarruf olmaz ki” derken çocuğunun raporunun iptal edileceği endişesiyle söylediklerini yazmamamızı,  ya da adını vermememizi istiyor. 

REKLAM ÇOK İYİ, GERİSİ AYNI DÜZEN DEVAM

“Çalıştığım işyeri AKP’li o nedenli ismimi veremem” diyen başka bir hasta ise, “Dağın başına hastane yaptılar, herkes girince çok güzel, ferah bir hastane diye anlatıyor. Hastane şehrin dışında. Elimizin altındaki hastaneleri kapattılar bizi buraya mahkum ettiler. Diyecek çok şey var ama korkudan susuyoruz. Tamam eski hastane yılların hastanesi, bina eski. Oraya göre burası çok iyi, çünkü bina yeni. Değişen ne? Öncekinde olmayıp da burada olan ne var? Bakıyorum doktor isimleri aynı. Bina yeni; doktor, personel eski. Yeni doktor da gelmemiş. İki golf arabası, ortada dolaşan personel buraya kadar reklam çok iyi, gerisi aynı düzen devam. 

Biyopsi için gelen ve hastane kantininde sırasını bekleyen başka bir hasta ise, “Bir ay önce yaşlı babamla beraber hastaneye geldim. Babamın muayene olacağı yer bu bina, benimki diğer binaydı. Babamı bıraksam yaşlı. Tek başına hasta haliyle yapamıyor. Bırakmasam kendi muayenem diğer binada, e sıram kaçacak. Uzun koridorlarda dolaşıp birkaç defa yanlış yere gidip geldikten sonra zor şer muayene olduk. Eşim bizi almaya geldi ama, biz bekliyoruz bir kapının önünde, o bekliyormuş başka bir kapının önünde. Kaç giriş var? Biz nerede bekliyoruz? O nereden girmiş belli değil. Otobana, TOKİ’ye, Tarsus tarafına gel diyerek yer tarif ediyoruz. Birbirimizi bulmamız bir eziyet. Keşke bu kadar büyük ve karışık bir hastane olacağına herkesin kendi oturduğu yerde hemen ulaşacağı hastaneler olsa” diyerek daha hızlı ve kolay ulaşabilecekleri hastane yapılması gerektiğini belirtiyor.  

HASTANIN DURUMUNDAN ÖNCE ULAŞABİLDİĞİMİZE SEVİNİYORUZ

Boru takarken düşen eşini beyin kanaması riskiyle ilçeden şehir hastanesine getirdiğini söyleyen Seher Polat ise bekleme salonları ile hasta odalarının dışında her şeyin eski hastanelerle aynı olduğunu belirtiyor. Polat, “Biz hastamızın derdine düşmüşüz, doktor ve hemşireler de bir an önce yoğunluğu bitirmenin derdine düşmüş. Anlamaya çalışıyorum çünkü hasta çok, herkes bu hastaneye geliyor ama personel az. Hangi katta olduğumuzu yazan bir uyarı yok. Etraftan giriş katı olduğunu öğreniyorsunuz ama blokun kendi girişi B1 den yapılıyor. Sizin bulunduğunuz G katında çift katlara giden asansör durmuyor. O zaman tek katlara gidenle çıkayım diye onun önüne gidiyorsunuz ona da B1, 1, 3, 5 ve 7. katlara gider yazmışlar. Üç asansör var ve siz tek asansöre mahkum olarak tüm katlara gideni bekliyorsunuz. O da B1’den hep dolu geliyor. Birkaç bekleyiş sonrası bu tüm katlara giden asansörle önce aşağı sonra geri yukarı gitmeyi deneyerek hastanıza ulaşıyorsunuz. Akıllı hastane diye bir şey tutturmuşlar onun için merdiven yokmuş. Asansör eziyetini çekmemek için merdivene de binemiyoruz, çünkü merdiven yok. Yangın merdiveni içeriden çalışıyor kullanayım bir kat için asansör beklemeyim de diyemiyorsunuz. Yangın merdivenine manyetik kart koymuşlar, siz geçemiyorsunuz sadece personelin manyetik kartı var. Hastamızın durumundan önce ulaşabildiğimize seviniyoruz.

HASTANE CADDESİ BOŞ KALDI

Mersin Devlet Hastanesi kapatılarak şehir hastanesine taşınınca adını devlet hastanesinden alan Hastane Caddesi de tenhalaştı. Eskiden şehrin en kalabalık caddelerinden biriyken bu günlerde ne adını aldığı hastane ne de bu hastaneden dolayı araç ve insan trafiğiyle kalabalıklığından eser kalmamış. İki merkezli bir şehir olan Mersin, Pozcu bölgesi AVM ve işyerleri yoğunluğu nedeniyle hızla gelişen bir merkez olurken, neredeyse kuruluşundan bu yana hastane caddesi, yoğurtçu pazarı ve çarşısıyla merkezi durumundadır. Yol tarifleri  “hastane caddesinden” diye başlayarak kurulur. Aynı zamanda şehrin bütün toplu taşıma araçlarının da geçtiği ve her mahalleden tek araçla gelinen hastane caddesinde saat soracak, çakmak isteyecek insan kalmamış.

HASTANE GİTTİ ECZACILAR DA BİTTİ

Hastane caddesi eczanelerin bir arada bulunduğu bir cadde iken bu günlerde pek çok eczacı tabelasının önü kepenklerle kapalı. Arka sokaklar hariç cadde üzerinde 21 eczane bulunurken bu gün sayı 9’a düşmüş. Eczacı Ahmet Şahbaz, “İşimiz hastaneye bağlı, o nedenle biz, diğer cadde esnafından daha çok etkilendik” diyor. Şahbaz, “Hastane kapandıktan sonra işleri yüzde seksen, doksan azalan da var daha az olanlar da. 11 yıldır bu caddedeyim. Tanıdıklar, eski müşteriler ve yıllardır oluşturduğumuz müşteri ilişkileri nedeniyle biz biraz daha rahatız ama yüzde 80-90 işi azalan eczacı arkadaşlar kapattı gitti. Günü kurtarma derdindeyiz. Tam hastane taşındığı günlerde iki personel memur olarak işten ayrıldılar yerlerine işçi almadık ve böylece personel çıkarmadan sayıyı azaltmış olduk. Biz sürece direnemedik. Hastane gitse de hastane caddesi burası diyor. İlacını almak için hâlâ buraya gelenler var” diyerek devlet hastanesinin kapanmasının ardından yaşananları anlattı.

Ahmet Şahbaz
Ahmet Şahbaz

Eczacı Şahbaz devlet hastanesinin Mersin’in 100 yıllık kültürü olduğunu belirtiyor. 600 yataklı çocuk ve 900 yataklı kadın doğum hastanesinin kapandığını, şehir hastanesi ile birlikte sayının artmadığını ama semt polikliniklerinin kapatılarak bir arada toplandığını, yani sadece büyük bir hastane yapıldığını söyleyen Şahbaz, şunları ekledi: “Tüm dünya küçük alanlar hızlı ulaşım ve hızlı müdahale yaparken biz hepsini tek bir yere topluyoruz. Bu yanlış. Yenilik güzel, ışıltı güzel ama önemli olan hizmet ve kalitesi. Hastane AVM değildir. Yürüyen merdiven güzeldir ama işlevsel değildir. Çünkü kan şişesi düştüğünde, hasta kustuğunda su döküp temizlemek gerekir ama yürüyen merdiven yıkanmaz. Yeterince temiz olmaz. Hasta asansörü yapılması lazım. Temizlik ve hijyen göz önünde bulundurulmamış. Aracı olmayan, kimsesi olmayan, yol iz bilmeyen gariban kesim daha çok etkilendi. Otogar dışarıda, hastane dışarıda olan vatandaşa oldu.”

‘LÜKS MİMARİ NİTELİK DÜŞÜŞÜNÜ PERDELEYEMİYOR’

Mersin Şehir Hastanesinin büyük ve geniş olması tanıtımlarda özellikle vurgulanıyor. Ancak hastanenin geniş ve karmaşık yapısı; hastalar, hasta yakınları ve sağlık emekçilerinin ise başlıca sorunlarından. Hastalar hastane içinde yol bulmanın, muayene olacakları ya da hastalarının kaldığı yeri bulmanın zor olduğundan yakınırken sağlık emekçileri de hastanenin genişliğinin özellikle hasta takibi açısından zorluk yarattığına, iş yükünü arttırdığına vurgu yapıyor.

Kent içinde yıllardır şehrin şekillenmesinde de büyük rol almış, kentin nabzını tutan eski hastane kompleksleri şimdi yıkık, yağmalanmış ve sessizce yok olmayı bekliyor. Ses Şube Eş Başkanı Mimar Özge Göncü, şehir hastanesinin seçilen yeri itibariyle problemli olduğunun altını çiziyor. Göncü, “Kentin merkezleri olarak adlandırabileceğimiz yoğun ticari işlevli (Hasta ve hasta yakınlarının temel ihtiyaçlarını karşılayacak market, eczane, medikal) alanlardan sosyal donatılardan yoksun. Etrafındaki konut alanlarından da oldukça uzak olması nedeniyle ulaşımdan, ihtiyaç karşılamaya her konuda sıkıntı çekiliyor. Hastaların, özellikle de acil hastaların ulaşımında telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir. Ayrıca şehrin dışında uzak bir alanda inşa edilen şehir hastanesine personelin ulaşımı açısından da sıkıntıları beraberinde getiriyor” diyerek planlama hatalarına dikkat çekiyor. 

Özge Göncü
Özge Göncü

Bunun yanında ‘otel konforunda’ mekanlar vitrininin arkasına saklanarak, performansa dayalı ücretlendirme ile düşen nitelikli sağlık hizmetini de perdelediğini belirten Mimar Göncü “Oysa bizler biliyoruz ki ne lüks ne de büyük mekan, iyi sağlık hizmeti verildiğinin göstergesi değildir. Ayrıca, gereğinden büyük olarak tasarlanan mekanlar (özellikle yataklı servis üniteleri) personel yetersizliği ile birleşince, sağlık çalışanları için fazladan iş yükünü beraberinde getiriyor” şeklinde anlatıyor. Bina yönetiminin inşaat şirketine devredilmiş olmasına da değinen Göncü, bunun sonuçlarını şu sözlerle anlatıyor: “Önceki sağlık kurumları idare yönteminde, hastane yapıları devletindi. Bu yapıların tadilat ve onarım inisiyatifi de devletindi. Devlet kurumu olan hastane yalnızca teknik servis çalışanlarını taşeron firma aracılığıyla istihdam ediyordu. Şehir hastaneleri işletme sisteminde ise, binayı devlete kiralayan firma (konsorsiyum) 25 yıl boyunca binanın tüm işletme vb. İşlerini ve bu konudaki tüm tasarruflara karar verme ve uygulama yetkisine sahip. Bu yönetim sistemi değişikliği özelleştirmenin bir yeni evresi olarak, sağlıkta dönüşüm programının bir ileri aşaması olarak karşımızda.”

-BİTTİ-

 

www.evrensel.net