İran protestoları  Arap basınını böldü

İran protestoları Arap basınını böldü

Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet bölgenin basın organlarına da yansımış durumda.

Ali KARATAŞ

Geçtiğimiz hafta Ortadoğu’nun iç dengeleri en az bilinen ve karmaşık bir siyasi sisteme sahip olan ülkesi İran, çok geniş bir halk hareketine şahit oldu. Gösteriler, Tahran’dan sonra ülkenin ikinci büyük kenti olan ve muhafazakarlığı ile bilinen Meşhed kentinde başladı. Basına yansıdığı kadarıyla İran’daki gösterilerde fitili “temel tüketim maddelerine gelen zamlar ve Devrim Muhafızlarına ait bankaların batarak birçok İranlının bir günde fakirleşmesi” ateşledi.

BASINDAKİ BÖLÜNME YORUMLARA YANSIDI

Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabet basın organlarına da yansımış durumda. Ortadoğu basınında Suudi Arabistan’ın tartışılmaz bir ağırlığı var. Bu nedenle kaleme alınan makalelerin çoğunda İran rejiminin ve özellikle dış politikasının eleştirileri mevcut. Suudi Arabistan karşıtı medya ise halkın taleplerinin haklılığını belirtmesine rağmen, Ruhani rejimine desteği öne çıkarıyor.

Şark el Avsat gazetesinden Nedim Kuteyş, gösterileri değerlendiren uzun makalesinde İranlıların “Aç karınla cennete girmek istemiyoruz” diye haykırdığını yazdı.

Al Hayat gazetesinden Muhammed Kavas, İran’daki gösterileri Tunus’ta patlak veren harekete benzetti. Kavas; “İran’da bu günlerdeki gösteriler Tunus’ta Sidi Buzid’te 2010’nun sonlarında ortaya çıkan ve Arap Baharını ateşleyen hareketliliğe benziyor” diye yazdı. “Hareket iki yönden benzetilebilir; ilki İran hakkında yazanların ve güçlü İran uzmanlarının bile bu hareketi önceden görememesi. Diğeri ise liderliğin ve onu destekleyen partisel açıklamaların olmaması. Yine bir ilden öbürüne yayılması ve yaygınlaşma ihtimali yönüyle de bu hareket benzeşiyor” dedi.

REJİME KARŞI OLANLAR, DESTEKLEYENLER

Suudi Arabistan’ın finanse ettiği Al Arabiya Televizyonunun Eski Genel Yayın Yönetmeni Abdurrahman Raşid, İran’daki gösterilerin “Ne Suudi Arabistan ne de ABD kaynaklı” olmadığını “Öz be öz İran kaynaklı olduğunu” yazdı. Raşid, “Ayaklanmalar ülke çapında 50 şehre yayıldı. Farisi, Azeri, Kürt, Beluci, Arap Şii, Sünni ve kendi içlerinden din adamaları dahi söz konusu gösterilere katıldılar. Tüm bu grupların yürüyüşe katılması, rejimin artık halk nezdinde geçerliliğinin kalmadığı anlamına geliyor. Bu da İran’ın şu ana kadar sınandığı en tehlikeli durum” dedi.

Arap dünyasının tanınmış yazarı, Filistinli Gazeteci Abdulbari Atwan ise, Youtube’da yaptığı haftalık değerlendirmesinde İran’daki protestolarda halkı haklı bulurken, İran yönetiminin  önümüzdeki yıllarda yakıtın, elektriğin, suyun ve diğer temel ihtiyaçların fiyatlarını yükseltmeyeceğini taahhüt etmesini ise olumladı. Atwan, eylemlerde Amerika ve  İsrail projeleri doğrultusunda İran’ın istikrarını sarsmaya çalışanalar olduğunu da belirtti.

Rai al Youm gazetesi de baş yazısında ele aldığı konuda İran rejiminin krizi iyi yönettiği görüşünü savundu.


İRAN BAHARI DEĞİL, REJİMİN SONBAHARI

Nedim KUTEYŞ
Şark el Avsat

Velayet-i Fakih ve beklenen Hüccet İmamı (Mehdi İmam) devletini protesto eden İranlılar “Aç karınla cennete girmek istemiyoruz” diye haykırdı.
İran, Henry Kissinger’ın tabiriyle bir “bir devlet” değil bir “devrim”dir. İran, birçok gözlemciye göre, dünyevi meselelerle ilgilenen ülkelerin kurallarıyla uğraşmayı dert edinmeyen ideolojik bir projedir. Dolayısıyla çevresindeki ve uzağındaki milisleri ve alt kimlikleri destekleme yöntemiyle modelini ihraç etmeye çalışır. İran’ı sevenlere ve destekleyenlere göre Tahran’ın misyonu yeryüzünde değil, gökyüzünde olan metafizik, ilahi bir projedir. Dolayısıyla Mehdi’nin gelişini bekleyen bu ülkede, dünyevi zararlar olarak gördükleri gelir ve hayat kayıpları üstünde durulmaması gereken ayrıntılardır.

2009 İLE 2017 ARASINDAKİ FARK

2009 Yeşil Devrimi’ne katılmayan fakat günümüzdeki gösterilerin bel kemiğini oluşturan İranlı yoksulların protesto ettikleri de bu ve benzeri prensiplerdir. Zira Yeşil Devrim, seçim sonuçlarını hedef alan ve siyasi amaçları olan protestolardan oluşuyordu. 2009 protestolarına katılanların çoğu seçimlerde hile olduğunu, Mir Hüseyin Musevi’ye verilen oyların Mahmud Ahmedinecad’a aktarıldığına inanan Kuzey Tahran’ın orta sınıfına ait insanlardı. 2008 yılının yazında yaşanan olaylar sırasında petrolün varil fiyatı 150 dolara yükseldi. Bu durumdan faydalanan Ahmedinecad’ın popülist ekonomik politikalarının, devlet destekli kolay kredilerin ve doğrudan hesaplarına yatan yardımların da etkisiyle İran’ın yoksulları ise Yeşil Devrim protestolarına katılmamayı yeğlemişlerdi.

BUGÜN YOKSULLAR SOKAKTA

Buna karşın, günümüzdeki gösterilerde Yeşil Devrim protestocuları evlerde kalmayı yeğlerken yoksullar sokaklara döküldü. Bu olgu iki protesto arasındaki farklılıkları ortaya çıkardı. 2009 Yeşil Devrimi, İran’ın değişik şehir ve kasabalarında daha yaygın, daha merkezi ve gösterişliydi. Son protestolar ise rejim için önemi büyük olan ve kutsallığı sebebiyle güvenliğine önem verilen Meşhed şehrinden çıktı.

HALKIN TEREDDÜTLERİNİN NEDENLERİ

2017 yılının son haftasında kendini gösteren protestolar, yumurta fiyatlarındaki yükselişe tepki olarak başladı. Ekonomik sebeplerle ortaya çıkmasına rağmen 2009 yılı gösterilerinin dokunmaya cesaret edemediği tabuları sarstı. Göstericiler Velayet-i Fakih’e karşı slogan atmakla yetinmedi, resimlerini yaktı.
Ancak, gösterilerin Meşhed kentinde başlaması 2009 yılı protestocuları için durumu iki nedenle karmaşık hale getirdi. İlki ekonomik krizin onların üzerindeki etkisinin yoksullara nazaran daha az olması, ikincisi ise gösterilerin, en azından başlangıç safhasında, Ruhani hükümetine karşı muhafazakârların siparişi ve tertibiyle yapıldığı izleniminin ağır basması. Bu bağlamda, İranlı yorumcu Parviz Dargahi, İranlıların protestolara katılıp katılmamayı, yapanların kim olduğuna, ardındaki kişilerin kimliğine ve en önemlisi muhtemel sonuçlarına göre karar verdiğini belirtiyor. İran’ın kolektif hafızası, Şah’ı devirmek için 1978 yılı gösterilerine katılanların çoğunun devirdikleri sistemden daha kötüsünde yıllarca yaşamaya mecbur kaldıklarına işaret ediyor.
Bunun yanında Arap Baharı’nın yaşandığı bölgelerdeki devlet ve toplum düzeyindeki çöküş 2009 protestocularının zihninde yoktu. Şu andaki gösterilere katılanlar ise protestonun İran’ı benzer bir geleceğe sürmesinden korkuyor.
Günümüz protestolarının momentini etkileyen zıt yönde iki kutup oldu; bir yandan Şah’ın düşmesinden sonra geriye giden ülkenin durumu protestoları körüklerken, zıt yönde de Arap Baharı’nı yaşayan devletlerin ve toplumların geriye gitmesi İranlı protestocuların şevkini kırdı.

DEVRİMDEN SONRAKİ ÜÇ ÖNEMLİ HAREKET

1999 yazında Başkan Muhammed Hatemi yandaşlarının reformist Selam Gazetesi’nin kapatılmasını protesto etmesiyle Şah sonrası döneminin en büyük protestoları gerçekleşti. Fakat bu gösteriler, rejim içi rakip kanatlar arasındaki kavganın bir tezahürüydü ve rejimin kurumlarına saygılıydı. Bundan 10 yıl sonra, yani 2009 yılında, seçimlerdeki hileye yönelik gösteriler başladı. Çoğu gözlemci bu protestoların sebebinin sistem içinden bir reform yapılmasının imkânsızlığının anlaşılması olduğunu söyledi. Bunu takip eden ikinci 10 yıl, yani 2017 protestolarında ise ekonomik, sosyal, politik ve ahlaki çöküntünün etkisiyle önceki iki gösteriye göre daha radikal ve mollalar sistemine kökten karşı olunduğu gözlerden kaçmadı.
İran Baharı’nın olgunlaşması için daha fazla olay gerçekleşmesi gerektiği açık. Ama şurası daha da açık ki 40 yıllık Velayet-i Fakih devleti sonbaharının ileri evrelerine girmiş bulunmaktadır.


İRAN YÖNETİMİ KRİZİ İYİ YÖNETTİ

Başyazı
Rai al Youm

İran haber ajansı Mahr (Mühür) İletişim Bakanlığının geçen Perşembe günü bazı sosyal iletişim araçları üzerindeki yasağı kaldırıldığını duyurdu. Özellikle de Instagram’ın. Protestolar azaldı ve  ülkenin bir çok yeri yeniden sakinleşti.
Birçok kişi krizin kötüleşmesini ve rejimin çökmesini bekliyordu. Bu süreçte “İran Baharından” söz edildi. Ancak İranlı yetkililerin hayat kaybı ve yaralanmayı en aza indirgeyerek, krizi çarpıcı bir biçimde ele alması en büyük sürprizdi. Ciddi ekonomik hataların itiraf edilmesi, protestoların artmasına yol açtı. Göstericiler, kötüleşen yaşama koşullarında karşı öfkelerini ifade etmek için sokaklara indi.
Bir hafta önce başlayan protestolar sırasında 19 kişi öldü. Özellikle bu protestoların barışçıl olması vesilesiyle bu durum her halükarda esef vericidir. Ama şunu hatırlamak zorundayız; eğer bu protestolar insan haklarının bulunmadığı ve vatandaşların seçim sandığını, parlamentoyu ve seçilen cumhurbaşkanlarını bilmedikleri diktatörlüğün olduğu Arap rejimlerinden birinde olsaydı bu rakamlar onlarca kez daha yüksek olurdu.
Amerika’nın, İsrail’in ve onların Arap müttefiklerinin bu protestolara desteği, arakasında bir yabancı elin olduğunun açık bir delilidir. Halkın meşru taleplerini ülkelerinin istikrarını ve güvenliğini sarsmak için kullanmak istediler. Lakin iktidar krizi yönetmede başarılı oldu. hatasını itiraf etti. Güvenlik konusunda ortaya çıkabilecek tehlikeler konusunda aydınlattı. Tüm bu faktörler tomurcuk halindeki şüpheli girişimlerin ortadan kalkmasına yol açtı.
Ortadoğu’nun halkları Amerika’nın iç işlerine müdahalesini gördü. ABD; sosyal adalete, özgürlüklere ve demokrasiye olan talep eden “Arap devrimlerini çalmak için”  bazı çevreleri doğrudan veya dolaylı olarak destekledi. Onları para ve silahlarla finanse etti. Özellikle İran halkı meşru barışçıl hareketlere bağlı kaldı. Ülkesinin çıkarlarını, güvenliğini ve istikrarını her şeyin üstünde tuttu.


SUDAN MISIR’DAKİ BÜYÜKELÇİSİNİ GERİ ÇAĞIRDI

Middle East Online

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Aralık ayında yaptığı Hortum ziyareti, Kahire-Hortun ilişkilerine yeni bir darbe indirdi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen ayki Hortum ziyareti sonrasında Perşembe günü Sudan, iki komşu arasında yeni bir gerginlik sonrasında “istişare” için Mısır büyükelçisini geri çağırdı.
Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir geçen sene Mısır istihbarat servislerini Darfur gibi ülkenin çatışma bölgelerinde kendi askerleri ile savaşan muhalefet şahsiyetlerini desteklemekle suçladığından beri Hortum ve Kahire arasındaki ilişkiler kötüye gitti.
Her iki ülkenin yetkilileri de ilişkilerini düzeltmek için üst düzey diplomatik girişimlerde bulundular ancak Erdoğan’ın Aralık ayında gerçekleştirdiği Hartum toplantısı Kahire-Hartun ilişkilerine yeni bir darbe indirdi.
Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından Perşembe günü ayrıntılı bilgi vermeden yapılan kısa açıklamada, “Sudan, Kahire Büyükelçisi Abdelmahmud Abdelhalim’i istişareler için Hartum’a çağırdı” ifade edildi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sudan’ın büyükelçiyi geri çağırma konusunda bilgi verdiğini ve Kahire’nin durumu “incelediğini” söyledi.
Mısır ordusu, 2013’te Erdoğan’ın yakın bir müttefiki olan İslamcı Devlet Başkanı Muhammed Mursi’yi devirmesinden beri Türkiye ile Mısır arasındaki bağlar gerginliğini korudu.
Erdoğan, Mursi’nin devrilmesini bir darbe olarak nitelendirerek kınadı.
Mursi’nin İslamcı Müslüman Kardeşler örgütü Mısır’da yasadışı olarak ilan edildi, ancak grubun üyeleri Türkiye’ye sığındı.
Mursi’yi devirdiğinde ordunun Genelkurmay Başkanı olan Mısır Cumhurbaşkanı Abdelfattah Sisi, Türkiye’yi kendi iç meselelerine müdahale etmekle suçluyor.
Kahire ve Hartum arasındaki ilişkilerin bozulmasının diğer nedenleri arasında Etiyopya’nın Nil nehri üzerindeki tartışmalı Büyük Nahda Barajının inşası da bulunuyor. Hortum barajın kendi tarım sektörüne yarayacağını düşünürken Kahire barajın su kaynaklarına darbe vuracağı endişesini taşıyor.
Mısır’ın zengin bir sınır bölgesi olan Kızıl Deniz’in yakınında bulunan Halayeb üçgenindeki işgali, bir başka tartışma konusu. Hortum, 1956’da bağımsızlıktan kısa süre sonra Halayeb’in egemenliğinin bir parçası olduğuna dikkat çekti.
Geçen Mayıs ayında Sudan, ikili ticarete darbe indirerek Mısır tarım ve hayvansal ürünlerinin ithalatını yasaklamıştı.

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Ocak 2018 14:23
www.evrensel.net
ETİKETLER İran