Cengiz Bektaş, Boysan için yazdı: Aydın Boysan göçer mi?

Cengiz Bektaş, Boysan için yazdı: Aydın Boysan göçer mi?

Evrensel Yazarı Cengiz Bektaş, hayatını kaybeden Mimar, Gazeteci ve Yazar Aydın Boysan için bir yazı kaleme aldı.

Evrensel Yazarı Cengiz Bektaş, 96 yaşında hayatını kaybeden Mimar, Gazeteci ve Yazar Aydın Boysan için bir yazı kaleme aldı:

AYDIN BOYSAN GÖÇER Mİ ?

Az önce öyle duyurdular, “Hakka Yürümüş” sün…
Çok geçmedi, güncemizden aradılar. Biliyordum ne isteyeceklerini.
İstemeseler üzülürdüm.
Dostlarım kardeşlerim yanıltmadılar beni. Senin için yazı istediler.
Sağ olsunlar, Varolsunlar!

Başımız sağ olsun!

Demem mi gerekiyor?
Bir Cumhuriyet çocuğunu daha yitirdik. (Münir Özkul idi öteki.)
Buradaki “Cumhuriyet” sözcüğü bütün ağırlığınca çınlasın kulaklarda. Son yıllarda dilinden
düşürmezdi: “Ben doğduğumda bu ülkede Vahdettin vardı. Ben Cumhuriyette büyüdüm.” 1921
doğumlu Aydın ağabey. Samatya’lı… Annesinin öğrencisi… 1945 denberi de Mimar.
Bir gün Bab-ı Ali yokuşunu tırmanırken yüzyüze geldik. Demirtaş (Ceyhun) ile bana hep takılırdı
yazarlığımız konusunda… Dedi ki:
“Şu ülkede kırk yıl mimarlık yaptım. Şunca yapı gerçekleştirdim. Sokakta kimse tanımazdı
beni. Yazı yazmağa başladım. Şimdi tanımadığım kimseler “Merhaba Aydın Bey” diyorlar.”
Gerçekti söylediği bizim ülkemizde. Bu gün TV lerde onun için gazeteci, yazar diyorlardı. Biri de önce
gazeteci dedi sonradan sözüm ona düzeltti, gazeteci, mimar yazdı.
Ben onu her şeyden önce mimar olarak olarak tanıdım, bildim. Ülkenin her yerinde, en zor koşullarda
yapmıştı mimarlığını. Beton dökmek için kalıp yapmak gerekiyor ya; kalıplık ahşabı bile kendi üreterek
hem de… İlk işleyim yapılarını da yapanlardan biride oydu. Mimarlığı son ayrıntısına dek bilirdi. Çünkü
hiç kopmamıştı ondan.
Mimarlar Odamızdan da…
Odamızı kuranlardan biriydi. Kurucu Yönetim Kurulunda yer almıştı. “İstanbul Şubesi” nin de
başkanlığını yapmıştı. Yol göstermişti kendinden sonrakilere: Örgüt olmadan, örgütlü olmadan bir şey
yapamazsınız., Kimileri gibi küsüp darılmadı odasına. Son olarak da orada görüştük. Sofrada karşı
karşıya oturtmuşlardı gençler. Birkaç ay önceydi…

Aydın Ağabey ile edebiyle bir sofrada olma, elbette onur duyulacak bir şeydi. Bir İstanbul efendisiyle,
bir Cumhuriyet aydınıyla… Onunla söyleşmekten onur duyardı kişi.

Aydın ağabey!
Senin gibi insanlar “ölmüyor” lar.
Dört- beş kanseri yendiğini söylemiştin birkaç kez. Kanser bile korkuyor onlardan.
Sayrılığında bile, en sıkıntılı, en üzünçlü günlerimizde bile, bizlere umut veriyordun. Cumhuriyet
aydınına yakışan da buydu. Umut ışığı olmayı da sürdüreceksin. En azından bu benim için böyle…
Gözünün önünde, kentli olmanın ne demek olduğunu bilmeyenlerin, İstanbul’un “ırzına” geçmelerini
izlemek ne demek? Dayanılmıyor buna…
İşte böyle sürezlerde seni düşünmemek elde mi?
Düşünürken, sorumluğumuzun boyutlarını duyumsamamak elde mi?
Onun için ölmedin. Yanı başımızdasın.
Para karşısında İstanbul’ da yaşadı yaşadığını unutmayan, mimar olduğunu, kentli olduğunu
unutmayan kaç kişi kaldı şunun şurasında?
Ölmeyeceksin derken, bu söz senden önce bizler için önemli. Tepemizden bakıyor olacaksın hep.

Cengiz BEKTAŞ

www.evrensel.net