Onlar vurursa gol olur

Onlar vurursa gol olur

Ostim metrosunun tam karşısındaki büfede elinde çay-simit bekleyen bir arkadaşın yanına gidiyoruz.

Deniz ORTAKCI

Ekin Yoldaş KALI

Ankara

Sabah 6.30 suları gibi, havada güneşe dair en ufak bir belirti yok. Mamak’ta Tuzluçayır meydandan geçiyoruz, işçiler fabrika servislerini bekliyor. Otobüs durağı her zamanki gibi full çekiyor. Sonra direkt Ostim’e giden otobüslere biniyoruz, otobüs de ağzına kadar dolu. Çoğu da bizim gibi o saatte Ostim’e gidiyor. Trafik çok yoğun, otobüs bir hayli sıkışık; “İnip Metro’yla gidelim, yoksa yetişemeyiz” diyoruz. Ostim metrosuna binip 7:45 gibi Ostim’e ulaşıyoruz. Hava hafif aydınlanıyor gibi, metrodan inen telaşla Ostim’in en ücra köşelerine giden ring otobüslerine koşuyor. İşçiler işe yetişme telaşıyla koşuştururken “Biz nasıl sohbet edeceğiz” diye tereddütlü düşünüyoruz. “Neyse, bir yerinden başlayalım artık.”

EĞİTİM SİSTEMİ DE BOZUK, FUTBOL SİSTEMİ DE”

Ostim metrosunun tam karşısındaki büfede elinde çay-simit bekleyen bir arkadaşın yanına gidiyoruz. Kendimizi tanıtıp, başlıyoruz muhabbete. Arkadaşın ismi Ertan, Ostim’de staj yapan bir meslek lisesi öğrencisi. “Futboldan anlar mısın?”, dediğimizde “Fazla anlamam.” diyor biraz da çekinerek. “Türkiye’de futbol hakkında ne düşünüyorsun, en çok tartışılan konulardan birisi olan yabancı sınırı hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorduğumuzda açılıyor Ertan: “Abi yabancı sınırı olmamalı, ama futbolcu yetişmesi lazım bir yandan da. İkisini aynı anda yapmak için eğitim sisteminin de değişmesi lazım. Eğitim sistemi de bozuk, futbol sistemi de. Biz iyi futbol izlemek istiyoruz, Fener’de Hasan Ali oynuyor solda Beşiktaş’ta Adriano. Oradan ölçün işte.” Futbol ekonomisine dair stajyer bir öğrenci ve geleceğin işçisi olarak neler düşündüğünü soruyoruz, “Bir yanda milyonlarca Euro, bir yanda açlık sınırının altında asgari ücret, nasıl olacak?” diyoruz. Yanıtı net: “Düzen böyle.” Fazla yorum yapmıyor, ama asgari ücrete dair de “Hiçbir şeye yetmiyor, o yüzden en az 2000 lira olmalı ki bir anlamı olmalı.” diye işyerine gitmek üzere sohbete noktayı koyuyor.

KRAMPON ALMAK İÇİN...

Metro durağının önünde sigarasını tüttüren Ozan’la tanışıyoruz. Kendisi temel liseye gidiyormuş ve metroda bunalıp sigara içmek için Ostim’de mola vermiş. Futbol oynamayı çok seviyormuş, okul yüzünden bırakmış. “Türkiye’de futbol ancak altyapıdaki gençlere önem verilirse ilerler.” diyor. Eğitim sistemi, sınav sistemi bu kadar fazla değişiyorken; Türkiye’de spor da gelişmez fikrine katılıyor, “Ben o sistemin en büyük mağduruyum.” diyor. Futbolcu transferlerinin bu kadar yüksek meblağlarla gerçekleşmesine dair de, "Hak edene verilir. Hak etmeyene veriyorlar bizim ülkemizde.” diyor. “Futbolu para babaları yönetiyor, onlar hak eden futbolcuya diyelim ki hak ettiğini veriyor. Ali Koç mesela seneye Fenerbahçe’nin başkanı olacak. Ama kendi işçisine hak ettiğini verecek mi? Asgari ücretli çalışanlar da bunu hak ediyor mu?” diye söze giriyoruz. “Tabi ki hak ettiğini alamıyor işçiler. Mesela, babası asgari ücretli çalışan bir arkadaşım vardı. Babası günde 3 liradan fazla harçlık veremezdi. Arkadaşım futbolu çok severdi, ayakkabısı bile yoktu. En son babasının verdiği 3 liraları biriktirip kendine krampon aldı. Çok da iyi futbol oynuyor kendisi. Arkadaşım gibi çok örnek varken, ülke futbolu nasıl gelişsin. Onun için işçilere hak ettikleri ücret, gençlere de hak ettikleri şans verilmeli.”

KİMLİĞİMİZ OLSAYDI BELKİ BİZ DE FUTBOLCU OLURDUK”

Mesai saati giderek yaklaşıyor, otobüs duraklarının karşısındaki telefon kulübesinde elleri cebinde üşüdükleri her halinden belli olan dört genci gözümüze kestirip yanlarına gidiyoruz. Irak’tan göç etmiş olduklarını öğreniyoruz. İkisinin adı Muhammed, diğerleri Ahmet ve Himmet. Ostim’de bir matbaada çalışıyorlar. “Futbol” deyince gözleri parlıyor adeta hepsinin. Muhammed’lerden birisi “Irak’ta hepimiz aynı mahalledeydik. Her zaman futbol oynardık. Aralarında okulu bitiren sadece ben varım. Okulda da çok oynardım. Çok da iyi bir futbolcuydum. Türkiye’ye geldiğimde önce İstanbul’a gittik. Ben futbolcu olmak istemiştim. Birileriyle görüştük, beni muayene bile ettiler. Ama kimliğim çıkmadığı için futbolcu olamadım. Bir seneden fazla oldu daha hala kimliğin çıkmasını bekliyoruz. Bize anca bekleyin diyorlar.” Diğer Muhammed’in üç hilal kolyesi dikkatimizi çekiyor ve kendisi söze giriyor, “IŞİD’den kaçmak zorunda kaldık. Biz de ülkemizi bırakmak istemezdik ama artık dönmeyiz.” diyor. Dördü de Yenimahalle Demetevler civarında oturuyorlar. Geçtiğimiz dönemde o bölgede mültecilere yönelik şiddet olayları yaşanmıştı, olaylardan nasıl etkilendiklerini soruyoruz. Himmet sanki bir anlık refleksle giriyor araya, “Onlar Suriyeli Araplardı, biz Türkmen’iz.” diyor. “Ne farkınız var ki, Suriyeliler de Iraklılar da Ostim’de çok ucuza çalışmak zorunda.” dediğimizde, “Mecburuz ne yapalım?” cevabını veriyor 'kolyeli Muhammed'. Asgari ücrete dair düşüncelerini sorduğumuzda, asgari ücretin ne olduğunu bilmediklerini söylüyorlar. Kolyeli Muhammed, “Biz yevmiye usulü çalışıyoruz. Günlüğü 66 liraya geliyor. Bazen iş olmuyor ama şu sıralar yoğunuz. Çok yoruluyoruz, para hiçbir şeye yetmiyor. Ama bakmak zorunda olduğumuz aileler var. Ekmek bekliyor evdekiler.” diyor. En küçükleri Ahmet belli ki 12-13 yaşlarında, Muhammed’in kardeşi aynı zamanda. “Abi maç yapacaksanız, bizi de çağırın” diyor. Hepsiyle numaralarımızı birbirimize veriyoruz ve halı saha yapma sözü kesip ayrılıyoruz.

İŞÇİLER VURURSA GOL OLUR

Ostim’de çocuk ve genç işçi çokça çalıştırılır. Meslek liselerinden gelen stajyerler de cabası. Mahalle’de top oynama hevesi güderken, “gol atan kaleye” oynaması gerekirken; tezgahlardaki soğuk makineleri ısıtanlardır onlar. Her işi yapmak zorunda olanlar, gerektiğinde ustanın çayını getirecekler, gerektiğinde yerleri temizleyecekler, aynı zamanda da iş öğrenecekler... Onlara göre başka çareleri yok. Ama bizce öyle değil, çünkü onlar birleşip örgütlenirse “işler değişir”. Çünkü “işçiler vurursa gol olur!”

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Aralık 2017 02:32
www.evrensel.net