Gelin Anadolu'yu birlikte keşfedelim

Gelin Anadolu'yu birlikte keşfedelim

Doğu Anadolu’dan tutun Ege’nin ücra antik kentlerine kadar gezme fırsatımız oluyor. Ama her şeyden öte Arkeoloji Topluluğu bir dostluk ortamı.

Sinancem ALİKOÇ

ODTÜ

ODTÜ Arkeoloji Topluluğu 1988’de kurulmuş, o günden bu güne ODTÜ’de birçok iş yapmış. Topluluk odalarında buluşmak için sözleşmiştik. Arkeoloji topluluğun odası butik bir oda. Küçük, ancak topluluk etkin kullanıyorlar odayı. Gezilerine ait resimler duvarda, topluluğun simgesi Ana Tanrıça figürü yazı tahtasında yerine almış. Kütüphanesi olabildiğince zengin, daha da zenginleştirmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Çay düzenekleri de hazır bize de hemen çay vermeyi ihmal etmiyorlar. Bizde çayımızın ardından Onur Doğan (2003 yılından beri toplulukta aktif, inşaat bölümü mezunu, ayrıca ona kendi aralarında topluluk duayeni diyorlar), Şakir Karakoç (topluluk başkanı, tarih bölümü öğrencisi), Özce Özceçelik (Yönetim Kurulu üyesi, Psikoloji bölümü öğrencisi) ve İrem Sayılgan (Yönetim Kurulu Üyesi, Sosyoloji bölümü öğrencisi) ile arkeoloji topluluğu, arkeoloji metodları, ülkemizde arkeolojinin durumu üzerine sohbet ettik.

ARKEOLOJİ TOPLULUĞU HER ŞEYDEN ÖTE BİR DOSTLUK ORTAMI

Arkeoloji Topluluğu ne yapar? Ne gibi işlerle meşguldür? Amacı nedir?

Onur Doğan: ODTÜ Arkeoloji topluluğu, Türkiye’de üniversite kulüpleri bünyesinde kurulan ilk amatör arkeoloji topluluğu. Topluluğumuzun kuruluş amacı; arkeolojiyi, antropolojiyi de kapsayarak insan geçmişini öğrenmeye çalışmak. Bu bünye içinde sunumlar ve geziler yapıyoruz. Bu geziler ve sunumlar aracılığıyla, Türkiye’nin birçok antik coğrafyasını hep beraber keşfediyoruz. Zaten topluluğumuzun da sloganı; “Anadolu’yu birlikte keşfedelim.” Doğu Anadolu’dan tutun Ege’nin ücra antik kentlerine kadar gezme fırsatımız oluyor. Ama her şeyden öte Arkeoloji Topluluğu bir dostluk ortamı.

Özce Özceçelik: Ayrıca diğer arkeoloji topluluk ve kulüpleri ile de iş birliği içindeyiz. Mesela geçen sene Adana’daki Arkeoloji sempozyumuna davet edildik.

İrem Sayılgan: Tabii biz bu işi amatörce yapıyoruz. Bize her zaman sorulan bir soru oluyor; kazıya gidiyor musunuz? Keşke gidebilsek. Genel olarak tarihinden bahsediyoruz arkeolojik alanların. Ayrıca gittiğimiz her yerde bilinci uyandırmaya çalışıyoruz.

Şakir Karakoç: Haftada bir kere sunum yapıyoruz, genelde haftada bir de belgesel gösterimi oluyor. Söyleşiler yapıyoruz. Farklı bölümlerden insanlar var topluluğumuzda. Bu, incelediğimiz alanları da genişletiyor aslında. Sunumlarımız profesyonelce olmuyor, dediğimiz gibi biz amatör bir topluluğuz. Kaynak ve referans gösteriliyor elbette. Ancak temel amacımız bilincin yayılması. İşini severek yapsın sunum yapan kişi yeterli. Bu şekilde olunca, hem sunucu hem dinleyici öğrenmiş oluyor. Biraz gezilerden de bahsetmek gerekirse, biz her dönemi Antik Ankara Gezi ile açıyoruz. Bunun amacı, yaşadığımız ildeki arkeolojik yerleşimleri tanımak. Ayrıca her dönem farklı bölgeleri, Frigya, Lidaya, Likya ve İyonya gibi büyük geziler oluyor. Her dönem değişiyor hatta. Yani her devre birden fazla geziyi görmüş oluyor.

HERKES NE BİLİYORSA BİRBİRİNE ÖĞRETİYOR”

İrem Sayılgan: Çeşitli etkinliklerimizde var bunlar dışında. Yunanca, Farsça, Fransızca dersleri… Arkeolojinin dışına çıkıyoruz belki ama herkes ne biliyorsa birbirine öğretiyor. Bu biraz topluluk odası kültürü aslında. Ders aralarında geliyoruz, akşamları odada toplanıyoruz. Bu odada insanlar sürekli beraber. Kollektivite gelişiyor burada.

Onur Doğan: Yaptığımız işin her şeyden önce bir misyonu var. Bu topluluktaki insanlar belki hiç kazı yapmayacaklar belki hiç arkeoloji alanında çalışmayacaklar ama her zaman geçmişe saygı bilincine sahip olacaklar. Atıyorum bir inşaat mühendisi bir arkeolojik alana rastlarsa ne yapması gerektiğini bilecek. Kaçak kazının ne kadar yanlış bir şey olduğunu bilecek. Özeti, sayısalcı insanlara arkeolojiyi sevdirmek.

ARKEOLOJİ TOPLULUĞU, OKULU KAYNAŞTIRIYOR

Anladığımız kadarıyla Arkeoloji Topluluğunun bileşimi oldukça geniş bunun olumlu ya da olumsuz etkilerini nasıl özetleyebiliriz?

Onur Doğan: Olumlu etkileri olduğunu düşünüyorum. Farklı bölümlerden insanlarla tanışmak tam bir sinerji ortamı.

İrem Sayılgan: Okulu kaynaştırıyor bence. Hiçbir zaman görmeyeceğin farklı bölümlerden insanlarla tanışabiliyorsun, birlikte çalışma yürütüyorsun. Çok önemli bir şey bu. Yani biz odamızda hem arkeoloji konuşuyoruz, hem birçok başka meseleyi. Organize olmuş bir topluluğuz bu anlamıyla. Okulun bir köşesinde bir şey olduğu zaman haberdar olmuş oluyoruz. Zaten ODTÜ topluluklarının amacı okulu bir araya getirmek bir noktada.

Özce Özceçelik: Farklı bölümlerden arkadaşlarımızın olması da farklı bakış açılarının oluşmasını sağlıyor.

ODTÜ’de birçok topluluk var. Arkeoloji Topluluğu okulun diğer topluluklarıyla ortak işler yapmaya, ortak projelere imza atmaya niyetli midir? Geçmişte böyle örnekleri var mı?

Onur Doğan: Geçmişte yaptığımız pek çok aktivite var diğer topluluklarla. Mimarlık Topluluğuyla, Yapı Topluluğuyla, Amatör Fotoğrafçılık Topluluğuyla… Bunları da sürdürmek isteriz. Diğer topluluklardaki arkadaşlara da buradan bir çağrı yapıyoruz. Örneğin Amatör Astronomi Topluluğu ile Arkeoastronomi konusu tartışılabilir.

İrem Sayılgan: Aynı zamanda toplulukların bir araya gelmesini önemsiyoruz. ODTÜ yol projesine karşı bir konsey oluşturulmuştu. Onun içinde de varız. Mesela Ankara’daki ve ODTÜ’deki arazilerin arkeolojik değerlerine ilişkin sunumlarımızın da motivasyonu buradan. ODTÜ’ye yol yapılıyor ama yapıldığı yer neresi? Bir bilinç kazandırma meselesi bir yandan da. Mühendislere bilinç kazandırmak, belediyeye bilinç kazandırmak. Kendi çapımızda yapmaya çalışıyoruz ama her toplulukla da iş birliği yapmaya çalışıyoruz.

Onur Doğan: Diğer üniversitelerdeki arkeoloji topluluklarıyla özellikle Ankara’dakilerle iş birliği yapıyoruz. Geçtiğimiz senelerde Arkeoloji günleri düzenledik mesela. Bunun devam etmesini de arzularız. Sürekli hale getirmek istiyoruz.

HİÇBİR TİCARİ KAYGIMIZ YOK”

Onur Doğan: Soru dışı bir başka önemli konuda, tüm bunları yaparken hiçbir ticari beklentimiz yok. Yaptığımız her aktivite tamamen bir bilgi paylaşımı.

Şakir Karakoç: Hazır yeri gelmişken kültür işlerine, rektörlüğe bir çağrı olarak şunu söyleyebilirim; gezilerimizde bize herhangi bir destek gelmiyor. Gezi organizasyonları, ya da diğer organizasyonlarımıza maddi bir destek gelmiyor. En azından gezilerimize destek gelse daha kolay halledebiliriz. Bu olsa hem daha fazla gezi yaparız hem de daha büyük etkinlikler…

İrem Sayılgan: En kötü yol parasını alabilirsek Ankara’dan daha uzak yerlere de gidebiliriz. Biz kalacak yer parasıdır, yol parasıdır vs. diye çok uzun günler süren geziler yapamıyoruz. Yani bazen gittiğimiz yerin hakkını veremiyoruz. Her gittiğimiz yerde atlamak zorunda kaldığımız antik kentler veya kalıntılar oluyor. Bu da aslında hepimizin içinde kalıyor. Okulun bize araç desteği bile Anadolu’yu beraber keşfetmemize önemli bir katkı olur. Eskisi kadar destek gelmiyor.

Yani eskiden daha fazla mı destek geliyordu?

Şakir Karakoç: Bizim kurucu üyelerimizin anlattığına göre; dönem başında üç büyük gezi yapılıyormuş. Servislerden kalacak yerlere okul yönetimi karşılıyormuş. Yani biz kendimiz de hallediyoruz ama en azından bize az da olsa destek gelse çok iyi olur. Mesela şimdi gezilere 40 kişilik kontenjan açabiliyoruz, destek olursa bunu arttırabiliriz.

TİCARİ YA DA POLİTİK KAYGILAR YENİ BULGULARIN ÖNÜNÜ KAPATIYOR

Peki, sizle ülke çapında ya da dünyada arkeolojiye olan desteği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Doğan: Bununla ilgili saatlerce konuşabiliriz. Arkeoloji 1700’lü yıllardan beri popüler olan bir alan. Anadolu’ya bakacak olursak Cumhuriyetle ancak başlıyor. Tabii milliyetçilikle alakalı olarak belli başlı argümanları meşruiyet kazandırmak adına çok ciddi yatırımlar yapılmış. 1950’li yıllardan sonra bu alana alakalı “yatırımın” azaldığını söylemek mümkün. Üzülerek söylüyoruz ki ümmetçilik ve muhafazakârlıkla alakalı bir gerileme var. Bu dönem için bunları söyleyebiliriz. Bir başka problem de şu; Neoliberalizm. Ticari kaygı ile bu işin yapılmasına yol açıyor. Eğer bir arkeolojik alan bize para getiriyorsa, biz bu alanı destekleriz. Aspendos mesela. Ticari kaygı ile arkeolojiye yatırım yapılması çok ciddi bir sıkıntı. Hatta bence arkeolojinin yaşadığı en büyük problem bu ülkemizde. Mesela Göbeklitepe şu an Türkiye’de çok popülerdir. Gariptir, orası Âdem ile Havva’nın yeryüzüne ilk indiği yer olarak kabul ediliyor. Bu da insanların orayı “hac merkezi” haline getirmesine yol açıyor.

İrem Sayılgan: Bu ideolojiyle de alakalı bir şey. Mesela Bergama’daki Zeus Sunağının Osmanlı toprağında götürülmesi çok büyük bir güç göstergesi. O zaman da Osmanlı’nın ideolojik olarak arkeolojiye bir alan açmadığını söyleyebiliriz. Şimdi de müzeler bir güç göstergesi. Müzelerin de hangi alanlardan bulguların olduğu, kaç farklı medeniyete ait eserlerin bulunduğu önemli şeyler. Mesela British Museum’a gittiğiniz zaman orada Mısır’a ait birçok eserle karşılaşabilirsiniz. Türkiye’nin de bu alana değer vermesi gerekiyor.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi ideoloji bu alanda temel bir etken. Mesela, Beşiktaş’ta yapılan kazıda Kurgan bulgusuna rastlanıyor, çalışma alanındaki arkeologların aksi yöndeki ifadelerine rağmen bazı medya kuruluşları alanda  “Türk tipi mezar”ların olduğuna dair haberler yayımlıyorlar. Burada fikri motivasyonun doğrudan devreye girdiğini görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şakir Karakoç: Az önce Onur ağabey de bahsetti, Türkiye’de ilk olarak arkeoloji Türklerin Anadolu’daki varlığını kanıtlamak amacıyla kullanılıyor. Temel hareket noktası bu en azından. Devletlerin temel politikası da bu oluyor aslında bir yönde; “Biz şimdi buradayız çünkü geçmişte de buradaydık.”

Peki, bunun çalışmalara zararı oluyor mu?

Onur Doğan: Bence oluyor. Şöyle anlatayım; ister istemez yapılan bilimsel çalışmaların doğruluğunu erteliyor, öteliyor. Beşiktaş kazılarını örnek alacak olursak, belki Beşiktaş’ta aynı kültürde başka bir uygarlık var, doğrudan kabul bu toplumun araştırılmasını engelleyebilir. Arkeoloji metot olarak maddi kalıntıları esas alıyor. Mesela bir taştan koca bir uygarlığı yorumlamak durumunda olabiliyorsun. Bu açıdan insanların kendi görüşleriyle harmanlayarak bulguları kesin doğrularmış gibi yorumları gerçeği saptırıyor. Elbette gerçek ortaya çıkacak ama bunu öteliyor. Türkiye’de pek çok arkeoloji mezunu var ve bunların birçoğu geçim sıkıntısı nedeniyle farklı işler yapmak zorunda maalesef. Devlet arkeolog istihdam etse, antik alanlar başta olmak üzere köylere, kazalara bu arkeologlar aracılığıyla bir eğitim ortaya konulabilir. Çünkü ilkokul ve orta öğretim düzeyinde öğretmenlerimiz bu alanda yetersiz. Ayrıca müfredat da yetersiz. Arkeoloji ufak tefek bir iki cümle ile tarih ders kitaplarında geçiyor. Mesela pek çok insan topluluğumuza katıldıktan sonra kendi köyündeki çeşmenin ve ya yıkıntının antik dönemden kalma olduğunu anlayabiliyor. Bu çok acı bir şey. Bu meselenin Milli Eğitim tarafından sıkıca ele alınması, ilkokullardan başlayan sıkı bir programla anlatılması gerekiyor. Bir başka mesele de medya az önce konuştuğumuz gibi abartıyor. Bunun için de medyada arkeolog istihdam etmek önemli olacaktır. Yanlışa izin vermemek gerekir bu alanda.

HER SOHBET BİR KİTAP OKUMAYA EŞ DEĞER

Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Onur Doğan: Arkeoloji sevdirebilmek için daha fazla çabalamamız gerekiyor. Okullara gidip eğitim vermek buna bir örnek. Her düzeyde çabalamak istiyoruz, ilkokullardan üniversitelere kadar.

Özce Özceçelik: Arkeoloji topluluğunda herhangi bir hiyerarşik pozisyon yok, ben en önemli özelliği de bu. Bu ortam insanları etkiliyor. İnsanları değiştiriyor. Bu da önemli.

Şakir Karakoç: Mesela genel kurullarımızda topluluğa yeni gelmiş biriyle, yıllardır topluluğa emek vermiş bir aynı masada karar alıyor. Şimdi üniversitelerde öğrenciler arasında şöyle bir algı var; “Topluluk boş muhabbet, vakit öldürmek için” yahu arkadaş biz burada vakitte öldürüyoruz ama bir sürü şey de öğreniyoruz sunumlarda gezilerde, bir sürü alışkanlık da kazanıyoruz.  

Onur Doğan: Bu odadaki her sohbet, bir kitap okumaya eş değerdir.

Şakir Karakoç: Röportajı okuyanlar gelip odamıza bir de çayımızı içebilirler.

www.evrensel.net