Cumhuriyet davasında yine tahliye yok

Cumhuriyet gazetesinin dört çalışanının tutuklu yargılandığı davanın beşinci duruşmasında tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Cansu PİŞKİN
İstanbul

Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının suçlama konusu edildiği Cumhuriyet Davası'nın beşinci duruşmasında beyanda bulmak isteyen tutuklu gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasını "siyasi" diyerek kesen mahkeme başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, salondan yükselen tepkiler üzerine duruşmaya 14.00'a kadar ara verdi.

"FETÖ/PDY ve PKK/KCK örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" ile yargılanan 4'ü tutuklu 18 Cumhuriyet gazetesi çalışanı bir kez daha hakim karşısına çıktı. Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi 27. Ağır Ceza Mahkemsi'nde görülenm davanın duruşmasında, cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, muhabir Ahmet Şık ve muhasebe çalışanı Yusuf Emre İper, tutuksuz yargılanan gazeteciler hazır bulundu. HDP Milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu, Garo Paylan, CHP Milletvekilleri Barış Yarkadaş, Sezgin Tanrıkulu, Mahmut Tanal ve aralarında yabancı gözlemcilerin de bulunduğu çok sayıda kişi duruşmayı izledi.

DOSYADAKİ EKSİKLER TAMAMLANMAMIŞ

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, bir önceki celseden bu yana dosyaya istenen evraklarda eksiklikler olduğunu ve istenen ilerlemenin sağlanamadığını söyledi. Önceki celse çağırılan tanıkların bugünkü duruşmada dinleneceğini ve mahkemece başka delil oluşturacak taleplerinin olmayacağını belirtti. Avukat Fikret İlkiz, önceki celse hakkında zorla getirme kararı çıkarılan tanık Mehmet Faraç hakkındaki zorla getirme emrinin iptalinin nedeni sordu. Ilkiz, "22 Aralık 2017 tarihli tezkere dışında zorla getirmenin neden kaldırıldığına ilişkin bir belirti göremedim" dedi. Mahkeme başkanı Dağ, dieğer dosyalardaki tanıkları da davet etmek için defaaten aradıklarını belirterek, "Faraç'ı aradığımızda jandarmayla getirilmenin kendisini zor duruma sokacağını, duruşmada hazır bulunacağından kaldırdık" dedi.

Cumhuriyet davası
Çizim: Tarık Tolunay

SÖYLENEN SÖZLER ONA AİT DEĞİLMİŞ

Daha sonra tanık Doğan Satmış'ın dinlenmesine geçildi. 2015-2016 yıllarında Cumhuriyet gazetesi köşe yazarlığı ve genel yayın yönetmenliği danışmanı  yapan Satmış, yazılı ifade hazırladığını söyledi. Avukatlar "yazılı tanıklık olmaz, ceza mahkemesi sözlüdür" diyerek tanıklık beyanının sözlülük esasınca okunmasını istediler. Avukat Bahri Belen ise, "Savunma psikolojisiyle yapılan tanıklığın davayı ne kadar aydınlatacağını taktirinize bırakıyoruz" dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı Dağ Satmış'tan sözlü tanıklık yapmasını istedi. Satmış, davaya tanıklığının bir röportajının bazı gazetelerde yanlış lanse edilmesi ile olduğunu söyleyerek, "Gazetecilerin  FETÖ bağlantısı ile ilgili bir şey demedim. FETÖ bağlantısı olduklarına inanmıyorum. Yazılarıyla, haberleriyle uzun süre FETÖ ile mücadele etmişlerdir. Söylenen sözler bana ait değildir. Gazeteciliğin böyle yargılanması Türkiye'nin dışarıya karşı imajını bozuyor. 35 yıllık gazeteci olarak bunu yanlış buluyorum" dedi. Röportajının bazı gazetelerde çarpıtıldığını savunan Satmış'a mahkeme başkanı Dağ, şikayetçi olup olmadığını sordu. Satmış ise Twitter hesabından yanlış haberleri eleştirdiğini anlatarak, "Tekzip vermedim bir gazeteci olarak başka bir gazeteye haberi yüzünden tekzip yayınlatmayı doğru bulmuyorum" dedi. Satmış, Avukat tora Pekin'in soruları üzerine de Akın Atalay ile ilgili söylediklerinin ve "tasfiye" ifadelerinin medyadan duyduklarıma dayandığını kaydetti.  

‘CUMHURİYET DOSYASI SİYASİ LİNÇ’

Mahkeme başkanı Dağ, bugün dinlenecek diğer tanıkların 14.00’da hazır edileceğini bu nedenle duruşmaya ara vereceğini söyledi. Tutuklu gazeteci Ahmet Şık, beyanda bulunmak istediğini belirtti. Mahkeme başkanı Dağ, Şık’ın savunma dışına çıkarsa savunmasını sonlandıracağını belirtti. Bunun üzerine Şık, Cumhuriyet dosyasının siyasi linç olduğunu, dolayısıyla siyasi değerlendirmelerde de bulunacağını beyan etti. Şık beyanında, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in, yeni adli yılın açılışında yaptığı konuşmayı hatırlatarak, “2016 yılı adli suç istatistiklerine göre 80 milyonluk ülkemizde yaklaşık 6 milyon 900 bin şüpheli bulunduğunu açıklayan Cirit; 'Demek ki Türkiye’de, nüfusa oranladığımızda yüzde 8 civarında kişi şüphelidir. Haklarında ilk derece soruşturma yürütülmektedir' dedi. Bu sözleri referans alsak bile, ülke nüfusunun yüzde 8’inin şüpheli olması çok yüksek bir oran. Ama Yargıtay Başkanı Cirit’in yaptığı basit hesap hatasını düzeltmek gerekiyor. Şöyle ki; 0-15 yaş grubunda yer alanlar ile akıl hastalarının ve benzeri isnat yeteneği bulunmayan insanların ülke nüfusuna oranı yaklaşık yüzde 25’tir. Bir yüzde 10 da bedensel engelli olan ya da yatalak ve fiziken suç işleyemeyecek durumda olan insanlar var. Bu iki kategoride yer alanları hesaptan düştüğümüzde, yasalar karşısında isnat yeteneğine sahip yaklaşık 50 milyon insan kaldığını söyleyebiliriz. Eğer, Yargıtay Başkanı’nın ifade ettiği gibi yaklaşık 7 milyon şüpheli varsa bu oransal olarak ülke nüfusunun yüzde 15’inin devlet nezdinde şüpheli görüldüğü anlamına gelir. Başka bir deyişle sokaktaki her 7 kişiden biri şüpheli. Buradan yola çıkarak günümüz Türkiye’sini kısaca özetlemeye kalksak karşımıza çıkan tablo şöyle bir şey oluyor: Çoğulculuğa değil çoğunlukçuluğa sırtını dayayarak memleketin kendinden olmayanlarına değişik biçimlerde ve düzeyde terörist muamelesi yapan bir iktidar var."

‘AHMET’E SAYGI GÖSTERECEKSİNİZ’

Mahkeme başkanı Dağ araya girerek, “Böyle gidersen izin vermem tamamlamana. İktidarla, güdümünde yargıyla senin işin yok. Savunman kapsamında kalacaksan devam et” dedi. Salonda seyirci sırasında oturan biri mahkeme başkanının üslubunu eleştirerek, “Sen değil, siz diyeceksiniz” dedi. Dağ, “Arkadan kimse müdahale etmesin burası forum değil” diye sesini yükseltti. Salondaki seyircinin, “Siz de Ahmet’e sen diyemezsiniz! Ahmet babanızın oğlu değil! Saygı göstereceksiniz. Göstermek zorundasınız” sözleri üzerine Dağ, şahsı salondan çıkardı. 

‘HEPSİ YARGILANACAK’

Beyanlarına devam eden Şık, “Terörist muamelesini akıl almaz suçlamalara dönüştüren iktidar güdümünde bir yargı var. Hakikati örtbas eden, gizlenen her gerçekle ortak geleceğimizin karartılmasına suç ortaklığı yapan bir medya var. Her şey gözlerinin önünde cereyan ederken korkuyla ya da konforunun bozulacağı endişesiyle bir suskunluk sarmalına hapsolmuş bir sessiz çoğunluk var. Hal bu iken, tamamen zalimliğe adanmış ve kötülüğünü şiddetle besleyen bir dikta rejiminde doğal olarak, özgürlüğünün sınırlarını genişleten de sadece kötülük oluyor. Öyle maharet ya da zekâ gerektiren bir kötülük değil. Gücü elinde tutmanın kibri ve pervasızlığıyla hayata geçirilen sıradan ve organize bir kötülük. Kötüler. Farkındalar ve biliyorlar kötü olduklarını. Ve bu da, onları daha kötü yapıyor. Bu karanlık iklimi yaratanlar kendileriyle ve kötülükleriyle yüzleşmenin ağır sonuçlarını geciktirmek için de kendilerinden olmayanları, kendileri gibi olmayanları, suçlarını ifşa edenleri suçluyorlar. Bu tablonun ortaya çıkmasında AKP iktidarının en güçlü silahı kuşku yok ki medyası oldu. El koymalar, satın almalar yoluyla iktidar sözcülüğünü üstlenen bir medya inşa edilmişti. Ancak kamusal etki yaratma becerileri olmadığı için ana akım diye anılan medya gruplarının da istenilen çizgiye getirilmesi gerekiyordu" dedi. Mahkeme Başkanı Dağ, bir kez daha Şık'ın sözlerini keserek, "Bu savunma değil. AKP'yi eleştirecekseniz milletvekili olun. Bu bir siyasi dava değildir" dedi. Şık, “Bu yargı medya eliyle yürütülen siyasi bir davadır. Umarım siz de bir gün kendiniz gibi bir mahkeme tarafından yargılanmazsınız" diye tepki gösterdi. Dağ, Şık’ın salondan çıkarılması talimatını verince salondaki seyirciler heyeti yuhaladı ve “rezalet” diye bağırarak protesto etti. Şık, “Hepsi yargılanacak” dedi. Ahmet Şık salondan çıkarılırken “Ahmet çıkacak yine yazacak sloganı” atıldı. Mahkeme heyeti de salonu terk etti. Duruşma saat 14.00'de devam edecek.

DURUŞMAYA SEYİRCİ KISITLILIĞI GETİRİLDİ

Güvenlik görevlileri mahkeme başkanının talimatı olduğunu iddia ederek sarı basın kartı olmayan muhabirleri ve sanık yakınlarını salona almadı. Güvenlik görevlilerinin iddiasına göre, mahkeme başkanının talimatı doğrultusunda salona yalnızca avukatlar ve sarı basın kartı olan gazeteciler alınacak. 

DAĞ: ŞIK MAHKEMENİN DÜZEMİNİ BOZDU

Duruşmanın öğleden sonraki kısmında mahkeme başkanı Dağ,  “CMK 203 ve CMK 204 maddeleri uyarınca bir sanığın savunması dışında beyanlarda bulunması kabul edilemez. Ahmet Şık’ın protest bir adam olduğunu biz de biliyoruz burayı forumcu arkadaşlarıyla slogan atılan bir yer haline getirmesi doğru değildir. Ahmet Şık yargılamanın bariz düzenini bozdu böyle devam edeceği hususunda benim şüphem yok” diyerek Şık’ın savunmasının tamamlandığını, sorgusunun yapıldığını ve bugün yargılamanın bundan sonraki aşamasında olmayacağını söyledi. 

‘AHMET ŞIK SANIKTIR, SAVUNMA HAKKIDIR’

Şık’ın avukatlarından Fikret İlkiz, Şık’ın beyanlarına 12.01’de başladığını, heyet başkanının müdahalesiyle 12.07’de de bitirtildiğini belirtti. Şık’ın beyanlarının “AKP ve siyasi iktidar” dediği anda kesildiğini anımsatan İlkiz, “Ahmet savunmaya başlamadan pazarlık edip dediniz ki, ‘sorgunuzdan hareketle edindiğimiz izlenim nedeniyle savunma sınırını aşmayın’. Bu savunma yapıldıktan sonra suç duyurusunda bulunmanızı söyledim kaldı ki bu bizim yabancısı olduğumuz şey değil. Bu davanın siyasal dava olduğunu hep söyledik. Bu görüşümüz iddianamenin iddialarına bağlı olarak söylenmiş sözlerdir. Bu olayın meydana gelmesinden sonra karar almışsınız ‘Ahmet Şık bu celse getirilmeyecek’ dediniz. Ne zaman yargı, medya, AKP, siyasi iktidar dese ‘durun’ dediniz. Savunmasını yapıyordu. CMK 204 ‘davranışları nedeniyle sanık duruşma sırasında çıkarılır’ der. Davranışlarında ve sözünü kesmenizde Ahmet’in duruşmanın devamı bakımından herhangi bir tavrına tanık olmadık. Olayı kişiliğine bağlı değerlendirmeye götürmeniz tarafsızlık ve bağımsızlık anlamında bizi şüpheye götürüyor. Ahmet Şık konuşmasında savunma yaptı. Ve savunmasını yapıyorken salondan çıkardınız. CMK 203’de ‘savunma hakkı engellenmeden salonda çıkarılır mı diyor.?’ Ahmet Şık sanıktır, siz yargı heyetisiniz. Bu savunma hakkıdır. Savunma hakkı olduğuna göre CMK 203 dikkate alınarak Ahmet Şık’ın diğer sanıklar arasında yerini almasını ve savunmasına devam etmesini istiyoruz. Savunmadan sonra da savcılığa suç duyurusunda bulunursunuz” diyerek heyetin karardan dönmesini talep etti. 

6 DAKİKALIK SAVUNMA DİSİPLİNİ BOZMUŞ(!)

Savcı, İlkiz’in talebinin reddedilmesini talep ederek,  yalnızca 6 dakika konuşmasına müsaade ettikleri Şık’ın esasa ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığını öne sürdü. 
Mahkeme heyeti de, Şık’ın ikaza rağmen savunma içerisinde kalmayarak siyasal temel oluşturan sözleri ve açıklamalarının yargılamanın disiplinini bozacağını ileri sürerek İlkiz’in talebini reddetti. 

AVUKATLAR REDDİ HAKİM TAKEBİNDE BULUNDU

Avukat Bahri Belen, Şık’ın heyete karşı herhangi bir münasebetsizlik yapmadığını belirterek, Cumhuriyet davasının hükümete yakın medyanın haberlerinin konu edildiği iddianame ile açıldığını hatırlattı. Belen, “Adil yargılamayı etkileyen medya ile ilgili biz bir şey diyemeyecek miyiz? Bu hükümetin bakanları yetkilileri Cumhuriyet gazetesini bir sürü silahlı örgüte yardım etmekle suçluyorlar. Tutuklama kararı vermeyen sulh ceza hakimleri, tahliye veren mahkeme başkanları, tahliye talep eden savcılar görevden alındılar bunu hepiniz biliyorsunuz. Adil bir yargılama isteme hakkımız yok mu bu noktada” diye sordu. Cumhuriyet dosyasında her defasında dosyadan elini çekmiş savcılarca bilgi ve belgeler sunulduğunu da anımsatan Belen, “Sayın mahkemeniz bunların hepsini kabul etti. Bütün bunlar mahkeme için önemli olan iddianame açısından endişeler yarattı. Benim cübbemle ilgili dokunulmazlık temsil ettiğim kişinin hakkı ile ilgili. Masumiyet karinesi başta olmak üzere dokunulmazlıklar sizin imtiyazınız değil, vereceğiniz kararlar açısından adaletin korunması için verilmiş müdahaleler. Ceza davalarında maddi gerçeğin ortaya çıkması açısından ve özellikle bunun gibi siyasi davalarda Anayasa'da belirtilen özgürlüklerin kullanılması çok önemli. Bu nedenle Anayasadaki bir takım yargılamalarının özünün korunması gerek” dedi. Mahkemenin tavrının bağımsız yargı konusunda tarihe geçeceğini söyleyen Belen, “Duruşmalarda gösterdiğiniz nezaket ve zerafetin farkındayız ama bunun dışında adil bir yargılamanın ve muhakeme hukukunun kurallarının uygulanmasını da istiyorum. Muhakeme hukukunun kurallara uymadan yürüdüğü yerlerde bu kişi güvenliğini ve hukuk güvenliğini ortadan kaldırır” diyerek mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini dile getirdi. Belen, mahkeme heyetimin görevden çekilmesi ve reddi hakim talebinde bulundu. 

‘KIRIK DÖKÜK BİR AŞK HİKAYESİ’

Mahkeme başkanı, “Kayahan’ın şarkısı gibi bizimkisi kırık dökük bir aşk hikayesi” diyerek, bu aşamada diğer tanıkların dinlenmesine gerek kalmadığını söyledi. Mahkeme başkanı Dağ, tutukluluk konusunda bir değerlendirme yapması, ret sebebi yazma aşamasına geçme, tutuklu sanıklar yönünden tutukluluk durumları hakkındaki mütalaasını, adli kontrolü olanlar açısından savcıdan mütalaasını istedi.

SAVCI TUTUKLULUĞA DEVAM DEDİ

Savcı mütalaasında Firari sanıklar olan Can Dündar ve İlhan Tanır’ın yakalamasının infazının beklenmesi, adli kontrol talebi olanların adli kontrollerin devamı ile tutuklu sanıkların bir önceki ara karardaki koşullar ortadan kalkmadığı için tutukluluk haline devam edilmesi talep etti. 

‘SİZ VERMEZSENİZ AİGM KARAR VERECEK’

Mütalaadan sonra söz alan Avukat Duygun Yarsuvat, tutukluluğun devamını gerektirecek koşulların ortadan kalktığını ve kaçma şüphesi olmadığını belirterek, “Dinlenmeyen sanıklar diyorsunuz herkes kendinden sorumludur bir sanık yurtdışından gelmediyse onun sorumluluğunu buradakilere yükleyemeyiz. Bu dava siyasi bir davadır. Bu siyasi dava yine devam edecek ve hukuk tarihi içinde yerini siyasi davalar içinde alacaktır. Adil bir yargılanma yapmak istiyorsa bunu kuralına göre yapalım. Tutuklu olmalarına bir sebep yok. Siz vermezseniz AİHM bu yönde karar verecek o karardan önce siz verin hiç değilse yüzümüzün akıyla buadan ayrılalım ama unutmayalım ki bu siyasi dava” dedi. 

‘SADECE GAZETECİLİK YAPTIK’

Daha sonra söz alan Murat Sabuncu, “Dün 14 ay bitti 15’e girdim. Savunma hazırlamıştım ama Ahmet yapamadığı için ben de okumayacağım. Arkadaşım yapamazken ben yapamam. Cezaevinde sizleri hayal ediyor tutuklular ve savunma için çalışıyorlar. Arkadaşım Ahmet Şık da bunun için yazdı. Ahmet, şimdi yurtdışında kaçak olan savcı Zekeriya Öz yüzünden 12 ay yattı. Bu onun cezaevindeki 24. ayı. İkimiz de çıkacağız ve savunma yapacağız diye bekliyoruz. Sizin gözlerinize hep dik baktık. Ahmet Şık bu ülkedeki en dürüst gazetecilerdendir ve bu savunmayı yapabilseydi yine doğruları söyleyecekti. Sizden tek bir talebim var arkadaşım aşağıda yalnız duruyor onun yanına gitmek istiyorum” dedi. 

Bunun üzerine salondakiler Sabuncu’yu alkışladı. Mahkeme başkanı Dağ, “Bu alkış ve protest tavır yargılamaya katkı sunmuyor” dedi. 

Sabuncu tekrar söz alarak, “Bugün oğlumun doğum günü ve oğlumu içeri almadınız. Ben oğlumu bu 14 ay boyunca 4-5 kere görebildim ve salona almıyorsunuz oğlumu. Bu mu? Size serzenişte bulunmuyorum. Biz sadece gazeteciyiz. Sadece gazetecilik yaptık. Merhamet istemiyorum. Ahmet keşke burada konuşabilseydi. Okumadım ama dediği her şeyin altına imzamı atarım. Keşke konuşabilseydi, bize bir saat daha onu dinleme fırsatı verseydiniz” şeklinde konuştu.

‘BİZİ HEDEF ALAN ZANLILARLA AYNI KORİDORDAYIZ’

Tutuklu yargılanan Akın Atalay da bir savunma hazırladığını ancak yapmayacağını belirterek, “Ben de gelişen yargı sürecine ve tanıklık beyanına ilişkin görüşlerimi erteliyorum. Bir an önce aşağıda yalnız bekleyen arkadaşımın yanına gitmek istiyorum. Ama siz tutukluluk konusunda karar vereceksiniz buna bir şey söylemek istiyorum. Heyetiniz 2 hafta önce Silivri’de 5 gün üst üste Reina katliamının yargılamasını yaptınız. Reina failinin asıl hedefinin Cumhuriyet gazetesi olduğunu, eyleme saatler kala bundan vazgeçtiğini siz iddianameden okudunuz. Bunu duyan bir avukat arkadaşım bana şunu demişti, ‘Desene sizi ziyarete cezaevine değil mezarlığa gelebilirmişiz. Neredeyse tutukluluğuna sevineceğiz.’ Bizi hedef alan katil zanlılarıyla bir koridorda yatmamıza sebep veren kararlar veriyorsunuz” dedi. Atalay sözlerini Yahya Kemal’e atıf yaparak şu şekilde bitirdi: “Tutuklu olmak değildir hayatımızın en müşkül işi. Müşkül odur ki hürriyetini ve haysiyetini kaybeden kişi.”

Duruşmaya ara karar için ara verildi

MAHKEME TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA KARAR VERDİ

Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, reddi hakim talebini kabul etti. Tüm tutukluların tutukluluk halinin devamına karar vererek bir sonraki duruşmanın 9 Mart 2018’de görülmesine hükmetti.
 
Mahkeme heyeti ayrıca Dündar ve Tanır’ın yakalama infazının beklenmesine, dosyanın 28. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verdi. Ara karara göre bir sonraki duruşma Silivri’de görülecek duruşmada  3 avukat sınırı getirelecek.

TGC: GAZETECİLERİN SAVUNMA HAKKI SINIRLANDIRILAMAZ

TGC tarafından yapılan açıklamada Ahmet Şık’ın mahkeme salonundan çıkarılmasına tepki gösterilerek “Gazetecilerin savunma hakkı sınırlandırılamaz” denildi.

TGC Yönetim Kurulu bu olayın ardından yaptığı açıklamada şu görüşlere yer verdi: “Yargıcın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu karşısındaki konumu nedeniyle sanık savunmasına başlamadan önce savunmanın sınırlarını çizmesi ve belirtmesi adil yargılanma ilkesinin ihlalidir. Yargıçlar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 204. Maddesine göre sanığın savunmasını kısıtlayamaz. Ahmet Şık hakkında uygulanan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ilgili maddesi halen görülmekte olan duruşmada geçerli değildir. Ahmet Şık’ın savunmasına siyasi iktidarı eleştirerek başlamasından bağımsız yargının rahatsızlık duyması kabul edilemez. Dolayısıyla yaşanan olay ortada Ahmet Şık’ın sözlerinden gocunan bir yargı olduğunu bize gösteriyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak Cumhuriyet davasında tutuklu yargılanan gazetecilerle, bütün tutuklu gazetecilere adil yargılanma hakkı istiyoruz. Son dönem yargılamalarının tümünde şunu gözlemlemekteyiz; sanıkların nasıl savunma yapmaları gerektiği mahkeme heyetlerince sanıklara dikte ediliyor ve sanıklar sürekli bu yönde uyarılıyor. Adil yargılamada sanık savunmasını özgürce yapmalıdır ve bu hakkı hiçbir biçimde kısıtlanmamalıdır.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu halen dördü tutuklu 17 sanıklı davayı yakından izliyor. TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş ve Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı’nın hazır bulunduğu duruşmada çok sayıda gazeteci, hukukçu, milletvekili davayı izleyerek olaylara tanık oldular.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki yargının bağımsızlığı sağlanmalıdır. Gazetecilik suç değildir. Adil yargılamaya, düşünceyi ifade özgürlüğüne ülkede büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Çağdaş bir demokrasinin ancak basın özgürlüğüyle sağlanacağı da unutulmamalıdır.”

DAVA ÖNCESİ AÇIKLAMA

Cumhuriyet Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, muhabiri Ahmet Şık ve muhasebe çalışanı Emre İper ile 'Jeansbiri' hesabının sahibi olduğu iddia edilen Ahmet Kemal Aydoğdu'nun tutuklu olduğu 19 sanığın yargılandığı davanın 5. duruşması, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülüyor. 

Duruşma öncesi, yargılanan Cumhuriyet çalışanlarına destek vermek için yapılan basın açıklamasına; CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Barış Yarkadaş, HDP Milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu ve Garo Paylan ile gazeteciler, avukatlar ve meslek örgütü temsilcileri katıldı.   

‘BU SÜREÇ, EN ÇOK DA FETÖ SANIKLARINA YARAYACAKTIR’

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, "KHK ile getirilen en vahim düzenleme 'resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına ve resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın' darbe teşebbüsü ve terör eylemlerinin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler için getirilen cezasızlıktır. Peşinen ifade edelim ki, bu hüküm yok hükmündedir. Suç teşkil eden bir eyleme rağmen herhangi bir kişinin hukuken sorumlu tutulamayacağına ilişkin cezasızlık düzenlemesi hukuken genel mantığa ve felsefesine aykırıdır. Biz demokrasi özlemimizi hukuku temel kılarak ararken, dün 695. ve 696 sayılı KHK'lar ile getirilen bu yeni düzenlemeler, işimizi daha da güçleştirdi. Kısaca dünden bu yana yükümüz daha da ağır. Çünkü bu KHK'lar kanun hükmünde olsa bile hukuk hükmünde değildir. Savunma hakkı, böylesine yok sayılıp görmezden gelinince, adına yargılama dediğiniz o oturumların daha hızlı ve dilediğiniz şekilde yürüyeceğini sanıyorsanız bunların hepsi AİHM'den dönecektir. Bu süreç, en çok da FETÖ sanıklarına yarayacaktır. Hukuktan vazgeçerek adalet sağlanması olanağı yoktur. Avukatlar olarak mücadelemizi yılmadan sürdüreceğiz" dedi.

‘SON İKİ KHK, HUKUK DEVLETİNİN TABUTUNA ÇAKILAN SON ÇİVİDİR2

Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran da, dün çıkarılan KHK'ları eleştirerek, "Ne yazık ki paramiliter güçler oluşturulmak için ön açıldı ve bilinçli yapıldı. Vatandaş vatandaşa kırdırılacak hale geldi. Bu ülkede kolluk güçleri yok mu da, vatandaşa böylesine bir yetki verilme çabasına girildi. Bunun bir iç savaşa götüreceğini tahmin etmiyorlar mı? Tam tersi tahmin ediyorlar. Bunlardan çıkan sonuç şudur; artık TBMM bitmiştir. OHAL artık uygulanan rejim haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesi sadece adı olan bir mahkemedir. Üzülerek söylüyorum. Bu son iki KHK, hukuk devletinin tabutuna çakılan son çividir" ifadesinde bulundu. 

‘GİZLİ SAKLI BİRŞEY DE KALMADI ARTIK... ÖZGÜR BIRAKILSINLAR...’

DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren de, Akın Atalay ile Murat Sabuncu'nun 421 gündür, Ahmet Şık'ın 360 gün, Emre İper'in ise 263 gündür tutuklu olduklarına dikkat çekerek, "Herkes biliyor ki Cumhuriyet Gazetesi'ne başlatılan operasyon, tutuklamalar ve sonrasındaki yargılama süreci daha ilk günden itibaren kocaman bir yalandı. Gizli saklı bir şey de kalmadı artık. O yüzden tavsiyemiz; ülkenin daha fazla ne kadar rezil olabileceği hesabını yapmayı bırakıp arkadaşlarımıza özgürlüklerini iade etmenizdir" diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

Çizim: Tarık Tolunay

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Aralık 2017 09:56
www.evrensel.net