Tesadüf değil tarihsel zorunluluk

Tesadüf değil tarihsel zorunluluk

Tarihi yazanlar egemenlerin çıkarlarına göre yazmaktadır.Egemenlerin arzu ettiği şeyleri abartarak anlatır,egemenlerin arzu etmediklerini ise siler.

Kamile KARKUŞ 
Meryem GÖKSEL 
Kocaeli Üniversitesi

Tarih bize ezberlenen, papağan gibi tekrarlanan birbirinden kopuk olaylar bütünüymüş gibi gösteriliyor. Peki, bugünler geleceğin tarihi değil mi? Bugüne kadar okullarda öğrendiğimiz tarih nasıl bir düşünelim. . . Örneğin Birinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkışı Avusturya-Macaristan veliahdını bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi olabilir mi? 1. Dünya Savaşı’nda yaklaşık 17 milyon kişi ölmüştür, 20 milyon kişi de yaralanmıştır. Kayıpların çok büyük bir bölümü ise işçi, emekçi, yoksul kesimlerdendir. Bütün bu savaşlar silsilesinin sebebi gerçekten bu mudur? Tabii ki değildir. 

MESELENİN ÖZÜ

Bize anlatılan sadece milliyetçilik duygusunun taraflar arasında körüklenmesidir. Meselenin özü ise kapitalizmin sömürgecilik faaliyetlerinin ayyuka çıkması, kapitalizmin sömürü düzenini “ulusal çıkarlar” perdesiyle örtmesi ve bunu ulusların menfaati için yaptığını dile getirmesi bütün bu yaşananların esas nedenlerini gizlemektedir. Tarihi yazanlar egemenlerin çıkarlarına göre yazmaktadır. Egemenlerin arzu ettiği şeyleri abartarak anlatır, egemenlerin arzu etmediklerini ise sildirtir. 
Egemenlerin tarih yazımının tekerine çomak sokan tarihsel materyalizmdir. Tarihsel materyalizmi ortaya çıkaran Marx’tır. Materyalist tarih anlayışına göre tarihteki belirleyici unsur gerçek hayattaki üretim ve yeniden üretimdir. Bugün tüm tarihçiler geçmişi yorumlarken yüzyıl önceki görüşlerinden çok farklı görüşlere sahipler; çünkü bir topluluğun zenginliğinin üretim ilişkileri ile doğrudan ilgili ve bu üretim ilişkilerinin doğurduğu, etkilediği kurumlarla toplumsal meselelerle iç içe olduğunu biliyorlar. Bir diğer taraftan ekonomik sınıfların tarihsel gelişimde oynadıkları rol artık giderek belirginleşmiştir. Tarihçiler geçtiğimiz yüzyıl boyunca insan düşüncesinin ideolojisini ve toplumsal kökenlerini araştırmaya, görmeye başladılar. Marx tarihsel materyalizmi toplumun bir üretim tarzından ötekine geçişi olarak nitelendirir. Bu süreç ilkel komünal toplumdan köleci topluma kölelikten feodal topluma feodal toplumdan ise kapitalizme kadar süre gelmiştir. 

TARİH, SINIFLI TOPLUMLAR TARİHİDİR

Yani Materyalist tarih anlayışına göre tarih sınıflı toplumlar tarihidir. Tarih, sınıflar mücadelesinin tarihi olduğu gibi, tarih yazımı da sınıflar mücadelesinin bir alanı olmuştur. Tarihte hiçbir şey ebedi değildir. Her şey değişir ve gelişir. Tarihin tekeri geriye dönmez daima ileriye akmalıdır. Bundan sonraki süreç ise sosyalizmi getirecektir. Kapitalizm ve egemenler insanlığın gelişimine ayak bağı olmaktadır. Bunun en somut örneği Ekim Devrimidir. Ekim Devrimi egemenlerin söylediği gibi tarihsel bir sapma değildir, tesadüfi olarak ortaya çıkmamıştır. O tarihsel zorunluluktur. Er geç tüm bu sömürü düzeni yıkılacaktır. Ekim Devrimi bize şunu göstermiştir: sömürücü sınıfın iktidarına son vererek dünyanın bütün ezilen uluslarına, işçi sınıfına ilham kaynağı olmuştur. Ekim Devrimi geçmişte kalan bir anı değil geleceğimizdir, Marksizm hala günceldir. Marx’a göre gerçek tarih sınıfsız toplumlar var edildiği zaman başlayacaktır. Tarih sadece yazılmaz, okunmaz tarih yapılır. İnsan toplulukları tarafından sınıflar tarafından yapılır. Tarih bir trajedidir, ama anlamsız bir trajedi değil. Bizlerde seyirci değiliz. Eylemde bulunarak kendi rolümüzü oynuyoruz.   Bugünün tarihini yazmak için tarih yapmaya, Ekim Devrim’i yolumuzu aydınlatırken, tarihin tekerini geriye döndürmek isteyenlere karşı hep birlikte mücadeleye. 

www.evrensel.net