Türkiye’nin en güncel iklim siyaseti

Türkiye’nin en güncel iklim siyaseti

Menekşe Kızıldere, Türkiye ve içerisinde bulunduğu 'iklim politikası'nı ele aldı.

Menekşe KIZILDERE

Genellike bu tür yazılarda iklim politikası ifadesi kullanılır fakat son gelişmeler ışığında iklim politikasının bir iç siyaset malzemesine dönüşmesi söz konusu bu yüzden, kalıcı iklim politikası edinmekten çok Türkiye için geçici seçimlik iklim siyaseti yapması varılan son nokta. Üstelik her yeni gün devlet adamlarınca (kadınlar eşit temsiliyete sahip olmadığı için hep adamlar konuşuyor) yepyeni fantastik açıklamalar yapılarak iklim gündemi oradan oraya savurulmakta. Son güncellenmeler öncesinde artık mazi olan iklim politikasını bir hatırlayalım.

Türkiye’nin iklim değişikliği politikasını analiz ederken ilk başta COP21’de tarafı olduğu Paris Anlaşması’nı onaylamayan Rusya ile birlikte ikinci G20 ülkesi olduğunu vurgulamak gerekir. Türkiye, COP21 öncesinde sera gazı emsiyonu ulusal azaltım katkı niyetini (intended national determined contribution, İNDC) sunmuş olmasına ve 22 Nisan 2016’da New York’ta anlaşmaya imzasını sunan bir taraf olmasına rağmen, Paris Anlaşması’nı henüz parlamentosunda onaylamış değil. Türkiye 2010-2023 İklim Değişikliği Stratejisi17 planında küresel sera gazı azaltımına katkı sunacağını temel bir ilke olarak bildirmektedir. Ayrıca tüm yönetişim birimlerinde sürdürülebilir kalkınma hedeflerini (sustainable development goals, SDC) uyumlaştıracağını ve bu hedeflerden iklim aksiyo-nununa ilişkin politikalar geliştireceğini bildirmiştir. Bu strateji planı incelendiğinde, Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçişte finansmana ihtiyaç duyduğu ve bu sebeple “iklim finansmanı”na ulaşmanın, iklim değişikliği ile mücadele açısından kritik öneme sahip olduğunun altının çizildiği görülmektedir. Türkiye iklim değişikliği ile mücadele için politikalar geliştirmede iklim finansmanını koşul olarak görmektedir. Paris Anlaşması’nı onaylamamasının temel sebeplerinden birisi istediği koşullarda iklim finansmanına ulaşmamasıdır.

Türkiye Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Sekretaryasına INDC’sini 30 Eylül 2015 tarihinde sunmuştur. Bu INDC’de sera gazı azaltımı hedefi 2030’a kadar, baz (referans) senaryoya göre yüzde 21 azaltma olarak belirtilmektedir. Buna göre baz senaryoya göre 2030’da 1 milyar 175 milyon tona çıkacağı öngörülen karbondioksit eş değeri sera gazı miktarının aynı yıl 929 milyon tonda tutulması hedeflendiği görülmektedir. Yüzde 21’lik azaltım hedefi, Türkiye’yle benzer nitelikteki ülkelerin baz senaryo hedeflerinde belirtilen rakamlardan daha düşüktür (örneğin Peru yüzde 20, Tayland yüzde 20, Meksika yüzde 22, Endonezya yüzde 29, Fas yüzde 32, Güney Kore yüzde 39 vb.). Bilkent Üniversitesinden Prof. Erinç Yeldan ve ODTÜ’den Doç. Ebru Voyvoda, İstanbul Politikalar Merkezi ve WWF Türkiye’nin ortak projesi olan “Türkiye İçin Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları ve Öncelikleri Raporu”nda 19 Türkiye’nin 2030’a kadar olası emisyon patikaları hesaplanmıştır. Bu hesaplara göre, Türkiye’nin yüzde 5’lik büyüme ile 2030’da ulaşacağı emisyon miktarı 1 milyar tondur. Bu hesaplara göre, resmi INDC’de öngörülen 1 milyar 175 milyon ton, muhtemelen daha da yüksek bir büyüme, ya da daha yüksek bir enerji talep artışı tahmininden kaynaklanmaktadır. Öngörülen emisyonların artışını 929 milyon tonda sınırlama hedefi yaklaşık yüzde 7 artıştan azaltıma denk gelmektedir. Bahsi geçen rapora göre Türkiye’nin 2030’a kadar sabit yüzde 5 büyümesi ve belki bu büyüme rakamının yaratacağından da yüksek bir enerji talep artışı mümkün görünmemektedir. Türkiye 2014’te yüzde 2.9 büyümüştür, bu yıl da büyümenin yüzde 3’ün altında kalacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin G20 ev sahipliğinde karalar arasında yer alan enerji verimliliği konusu maalesef INDC’sinde yer almamaktadır.

Türkiye’nin COP21 müzakereleri öncesinde “özel şartlar” pozisyonunu korumaya ilişkin çabaları, ekler sisteminin kaldırılması tartışmalarında yalnızlaşmasına sebep olmuştur. Zira artık yeni iklim rejiminde farklı ulusal koşullar ışığında, eşitlik, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler ülkeleri fosil yakıtlara dayalı kalkınma modellerine sahip ülkelere dokunulmazlık sağlamamaktadır. Fakat Türkiye için bir vaadi olmayan ve sönük geçen COP22’nin ardından, görünüşte Fiji’nin başkan olduğu ama asıl görüşmeleri Almanya’nın götürdüğü COP23 Türkiye iklim gündemine güneş gibi doğdu. O beklenen şans aslında ayağına kadar geldi. Türkiye’nin önüne, finans sorununu çözmek üzere hiçbir COP’ta görülmemiş özel bir Türkiye kararı taslağı geldi. Üç maddelik taslak Türkiye’nin tam olarak Yeşil İklim Fonu’na ulaşımını sağlamasa da bu fonun diğer iş birliği ya da ortaklıklardaki fonlara engel olmayacağını karar altına alıyordu. En önemlisi yılardır bitmeyen EKler sorununu, özel koşullarını bir COP kararı ile tanıyarak çözmüş olacaktı. Bu taslak büyük fon sağlayıcılarının desteği ve ara bulucu Almanya’nın çabası sonucu ilgili taraflara sunulmuştu. Fakat fon pastasını paylaşmayı istemeyen başta Çin ve Brezilya yanlarına G77 birliğini de alarak karşı çıktılar ve bu karar alınamadı. Arabulucular bu tarafları ikna edemedi. Türkiye ise Yeşil İklim Fonu’na tam üyelikte ısrar ederek orta yolda buluşmadı. Türkiye delegasyonu geçmiş COP’larda olduğu gibi son kez söz aldığında gücenmişliğini ifade etti ve çözümsüzlüğe karşı Paris Anlaşması’nı parlamentosundan geçirmeyeceği kartını tekrar açtı.

Türkiye kendisi ile aynı ekonomik şartlara sahip Brezilya ve Çin’in ulaşabildiği fonlara ulaşırken Yeşil İklim Fonu’nun ayak bağı olmaması talebinde son derece haklı. Ekler düzeni ve arafta kalmış özel şartlar hali ile grupsuz ve yalnız bırakılmış olmanın isyanında da haklı. Fakat haklıyken hep haksız konuma düşüyor. Belli ki ülke içindeki otoriteler derin görüş ayrılığı içindeler. Bu da neden ülke dışında başka, ülkeye dönünce başka söylemler edildiğini kanıtlıyor. Kaldı ki finansman meselesi Türkiye gibi büyüyen bir devin takılabileceği iklim politikasını tıkayabileceği bir konu değil. Ya birileri bilerek özellikle iklim politikasını bu bağlamda tıkıyor ya da bu konuda liyakatsızlık sebebi ile derin eksiklikler var. Bir devlet için ikincisi söz konusu olamayacağından belli ki Türkiye, Paris Anlaşması’nı yürürlüğe geçirmeyi sündürebileceği kadar sündürüp, son noktaya kadar kömür eksenli enerji politikasına zaman kazandırmaya çalışıyor. Özellikle Sayın Çevre Bakanı Özhaseki’nin COP sonrası demecine ilişkin haberlere bakınca durumun vahameti daha da ortaya çıkıyor. Yanlış bilgiler, bükülmüş politik ifadeler ve en tehlikelisi dış politikada prestij meselesi de olan bir konunun iç politika sularına çekilmesi... Bu tehlikeli sulardan ivedilikle sağlam bir iklim politikası ve sorunların çözülmesi için doğru stratejilerin izlenmesi koşullarına dönmek gerekli. Kömür eksenli enerji politikasının sonunun geldiği malum. İklimi kömür ile çatıştırmaktan kimse faydalı çıkmayacak.

Umutla...

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Aralık 2017 09:33
www.evrensel.net
ETİKETLER COPUNFCCC