Krizlerle büyüyen bir canavar: Uyarca

Krizlerle büyüyen bir canavar: Uyarca

Ayşen Güven, DasDas Sahne'de sahnelenen Uyarca oyunu ile ilgili yazdı

Ayşen GÜVEN
[email protected]

Hayatın cilveleri, nihayetinde tiyatro sezonunu geç açanlardan oldum. Aynı zamanda DasDas Sahne’deki ilk seyirdi de benim için. Sanırım bu “ilkler” sayesinde anısı da kalacak oyunun, kafamda o günden beri durmayan tartışması da. Oyunu yazmaya niyetlenince kafamdaki tartışma önce -bir klişe de olsa-  “uyarca”nın kelime anlamını sordu. “Mevsim değişikliklerine uyum sağlayan bitkidir” diyordu sözlükler kelime için. İnsanın, doğadaki onca güzel, hayata yakışır şey yerine “uyarcasını” model alması oyunun sistem tahliliyle birleşince daha bir hazin hal almadı değil. Bir bitki için mevsim değişikliklerine uyum sağlamak daha dirençli olmak anlamına gelir muhtemelen. Peki ya insan için her mevsime her düzene uyum sağlamak aynı şeye mi tekabül eder? Maalesef değil! İşte insana “uyarca” olmanın aczini çiziyor oyun. 

Oyunun Yazarı Friedrich Dürrenmatt, “Uyarca” metnini 1972/73 yıllarının Almanyası’nda yazmış, 1980’de ise revize etmiş. Metin tamamlanmasının hemen ardından yani yine 1973’te dünya prömiyerini yapmış oyun. Ülkemizde ise 1993/94 tiyatro sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosunda Şakir Gürzumar tarafından ilk kez sahnelenmiş. Bu nefis metnin çevirisinde o gün de bugün de Yücel Erten’in imzası var. Ahmet Mümtaz Taylan’ın yönettiği “Uyarca”nın, yaratımı da bizdeki ilk sahnelenmesi de bugün yeniden Türkiyeli seyirciyle buluşması da tesadüf değil elbette; olsa olsa aklın yolu bir! 

Neden derseniz, oyun ekonomik kriz sonrası tüm sınıfsal katmanlarıyla ayrı ayrı çöken bir toplumu anlatıyor. Kazandığını sanan “kocabaşların”, “şeflerin” bile -yerini yenilerine bırakarak da olsa- eriyip buharlaşmaya mahkum olduğu çöküş zamanları... Ve tesadüf değil çünkü 72/73’lü yıllar Almanya için markın devalüasyonuyla ekonomik krizin patlak verdiği, dahası adına “Petrol Krizi” denen dünyayı sarsan bir çalkantının da tarihi o yıllar. Yani sosyal devletin varlığını, neoliberalizmin varlığına armağan ettiği bir dönemeç. Türkiye’de sahnelendiği 93/94 yıllarına gelirsek, Yücel Erten’in “5 Nisan” paketinden halka ekonomik kriz çıkmasına söz söyleme ihtiyacıyla bu oyunu bizlere kazandırdığı gibi kabaca bir tahmin yürütebiliriz. Ve en sonunda bugün “adaletin” mevsimi olmayan bir sebze gibi arandığı günlerdeyiz. Yoksulluğun şehirlerdeki binalar gibi büyüdüğü, ölümün selam vermek kadar gündelik, hayatta kalmanın karda açmak kadar mucizevi göründüğü bir çağa eşlik ediyoruz. Her gün “dışarıdan” gelen bir para akışıyla sakinleştirildiği anlatılan ekonomik krizin “geldi/gelecek” efsanesi, yılın ağustos ayı itibariyle milyonlarca işsize eklenen 330 binle nasıl açıklanmalı? Velhasıl Ahmet Mümtaz Taylan, bu defa belki adı bile konmayan bir ekonomik, sosyal, ahlaki, bilimsel, insani krize laf ediyor illa ki.

Oyuna ekonomik krizin işsiz bıraktığı bir bilim insanı rolündeki Tansu Biçer’le başlayalım. Tayfun Çebi’nin tasarladığı köhne bir depodan laboratuvara çalan ve oyun için çok güçlü bir atmosfer yaratan dekorun önünde oyunculuğuyla yine parlıyor Biçer. Hem de geçen yıl Semaver Kumpanya’da yönettiği “Cimri” için yaptığımız röportajda “Ekmeğin olmadığı yerde ahlak beklemek hata” okumasını tamamlar gibi. Varlığın ve yokluğun çözelti haline getirdiği amaçlarımız, kimliklerimiz, ilkelerimiz “Uyarca”da bir kanalizasyona karışıp gidiyor sonuçta. Ve bu anlatıyı sahnede boyutlandıran dekorla Kanbolat Görkem Arslan’ın oyunculuğu da sağlam baş ediyor doğrusu. Arif Pişkin’in solo sahnesinin etkileyiciliği yanında Armağan Döşlüoğlu, Kudsal Döşlüoğlu’nun büyük oranda sessiz ve ziyadesiyle cool oyunculukları da not edilesi. 

Öte yandan oyuncular arasında role yaklaşımda farklılıklar hissediliyor. Bu üslup farkının zamanla kapanacağını, böylece sahnenin daha etkileyici kılınacağını düşünüyorum. Sahnedeki laptop, cep telefonu gibi aksesuarlar dekor ve kostümlerin arasında bir yabancılaştırma yaratıyor. Bu fantastik de diyebileceğimiz hal güzel ama vurgusu daha belirgin olmalı gibi geliyor. Yoksa oyunda bir zaman uyumu sorunu gibi anlaşılmaya da kapı aralıyor. Oyuncuların giriş çıkışlarının biraz daha ritimli olması da sahnenin gücünü arttırabilir. Hem oyuncaklı hem kolay olmayan bu metni, oldukça çarpıcı sahneye koyan tüm ekibe bir daha teşekkür ederiz. 

Sonuçta bugüne, yarına sorular bırakmak büyük maharet. “Uyarca” bu açıdan sermaye, iktidar, kolluk gücü, kültür ve bilimin kokuşmuş bir düzende çevirdikleri çarkın sahnesini kuruyor bize. Ekonomik krizleri fırsata çeviren, onlarla iyice serpilip büyüyen bir canavarın “Uyarca”nın öyküsü de denebilir. Şikayet ve tahlillerle vicdan mastürbasyonu yapan aydınlar, sadece hayatta kalmak için ruhunu satanlar hatta kimisi bilim insanı, kendini şef sanan tetikçiler, hükmünün sonu yok sanan kocabaşlar hepsi bir kanalizasyondan burnunuza kokuyor sonunda. Bence “Uyarca” sahnede bir soğuk savaş. Tıpkı kapınızın eşiğinden adım attığınızda içine girdiğinize benzer.

KÜNYE

Yönetmen: Ahmet Mümtaz Taylan
Çeviren: Yücel Erten
Dramaturg: Aylin Alıveren
Işık Tasarım: Ayşe Sedef Ayter
Kostüm Tasarım: Funda Çebi
Dekor Tasarım: Tayfun Çebi
Afiş Tasarım: Ethem Onur Bilgiç
Reji Asistanı: Cansu Sıtacı
Mekanik Tasarım: İrfan Sayar
Ses Tasarım: Tuna Pase
Oynayanlar: Tansu Biçer, Mehmet Ali Nuroğlu, Arif Pişkin, Kanbolat Görkem Arslan, Zamire Zeynep Kasapoğlu, Serhan Onat, Armağan Döşlüoğlu, Kudsal Döşlüoğlu

“Uyarca” 2-3, 23-24-25 Aralık tarihlerinde DasDas Sahne’de seyredilebilir.

www.evrensel.net
ETİKETLER UyarcaDasDas Sahne