Dil ve diğer şeyler

Dil ve diğer şeyler

Şahin Altuner, iki dili de yeterince bilmediğinden bir ömür kendini yeterince ifade edemeyen nesilleri Evrensel Pazar'a yazdı.

Şahin ALTUNER

1982 yılıydı; buğulu camın arkasındaki görüntüler gibiydi, hatırlıyorum. Aylarca sürmüş çatışmalar sonrasında haritadan yok edilmiş Xançepek/Gavur Mahallesi’ndeki kalabalık hanemizden her sabah okula ağlayarak giderdim. Sanırım her Kürt çocuğunun ilk gurbeti okuldur. Başka sokaklarda ileride mecburen delişmen olacak çocuklar vardır. O sokaklardan henüz geçmemiş o dille konuşmayı öğrenmek, “tehlikeli biri” olmamak için asimilasyonun ilk mabetleri olan köhne sınıflarına sığmak zorundaydım. Vatandaş, Türkçe konuşup çok konuşmak lüksüyle yaşamaktan neden mahrum bırakılsındı ki?!

Düşüş ve yükseliş zamanları olmuştur elbette bütün hakların. Kimlerin ölülerine bir mezar bile kazamadan her şeyini arkada bırakarak topraklarından sürüldüğünü efendiler iyi bilir. Gelip geçenlerin atlarının nallarından havaya karışmış sesler ve geride çığlıklar hâlâ asılı duruyor. Her şehrin eski mahallelerinde çok eski ve yıkılmak için bekleyen bir ev varsa gidin taşlarına elinizi sürün hele. Acının hafızası olmuş taşlar söyler el konulmuş, çürümeye terk edilmiş ve kadastroyla eşrafa pay edilmiş mülklerin kime ait olduğunu. Yok saymanın, sürmenin ya da uzaklarda iskan etmenin, efendinin en sevdiği “idari tedbir” olduğu muhakkak. Hem Ermeni, Laz yahut Kürt’ün dertlerinin önemi ve onu anlatmanın bir hükmü de olmamıştır efendinin dilinden yazmadıkça. Zorla öğretmekle övündüğü diliyle bir dilekçe yazamadıktan sonra cahil demiştir sana. 

Herkesin anılarında okul bahçelerinin uğultulu şenliği ve iyi öğretmenleri durur. Vardır elbette, ilkokul önünde her geçtiğimde benim de hatırladığım. 1983 yılında teneffüs zili çalınca bahçeye çıkmak isteyen onlarca yaşıtımın yarattığı izdihama sağ kolunu birkaç yerinden kırdırarak feda etmiş ben, öğretmenin ne dediğini anlamıyor ve yazamıyordum. Çünkü öğretmen ne anlatırsa anlatsın ben annemle ana dilimle anlaşmaya altı yıldır başlamıştım. Harfleri tanımak dışında öğrettiklerinin karşılığı yoktu ama zorla da olsa olmalıydı, olacaktı. Ne kadar başarılı olduklarını öğrettikleri dilin şiirini yazmış olmakla anlamış sayıldım. 

Öğretmen de bizdendi üstelik. Çoğunun da sonradan devrimci, solcu yahut yurtsever olmaları nedeniyle Kürt coğrafyasından sürüldüklerini ve kalanların da Hizbullah tarafından öldürüldüklerini de gördük. Ancak memurdular sonuçta ve bize dili öğretmeleri lazımdı. Eğitimli iyi bir yurttaş olmamız için. Geleceğimiz için hem!

Okulları, özellikle yatılı bölge okullarını, asimilasyon merkezleri olarak tasarlayanlar, Kürt çocuklarının ileride Türkçe kitaplar okuyup devrimci, solcu, yurtsever olacaklarını tahmin edemediler mi acaba? Türkçe okusunlar da ne olursa olsun mu dediler yoksa? 

Kürtlerin kendi dillerini ve edebiyatlarını sevmeleri için daha başka ne yapmalarını, efendinin tahammül etmedikleri için her gün değiştirdikleri Kürtçe tabelalarına bakarak öğrenmeleri gerekmiyor.    

Sur’daki ilkokulumu da onlarla yaşanan çatışma günlerinde yıktıklarını duydum. Hiçbir okul yıkılmasın ancak anneyle çocuğun arasına da girmesin. İki dili de yeterince bilmediğinden bir ömür kendini yeterince ifade edemeyen nesiller.

Biliyoruz ki sömürgelinin diliyle konuşmayı sömürgeli adına sakıncalı gören devlete sömürgeci denir.

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Kasım 2017 07:51
www.evrensel.net