Özgecan Aslan eylemlerini başlatan Sibel Yükler’e mektup

Özgecan Aslan eylemlerini başlatan Sibel Yükler’e mektup

Ayşegül Tözeren, Özgecan Aslan eylemlerini başlatan gazeteci Sibel Yükler’e, nezarethaneye mektup yazdı.

Ayşegül TÖZEREN

Sibel,

Sen bu mektubu okuyamazken, bir nezarethanede olacaksın. Olsun, zaten ben seni tanımayanlara anlatmak istiyorum. Biliyorum o karanlıkta bile kahverengi gözlerin ışıl ışıldır senin… 

Sibel Yükler’in serçe gülüşüyle beni edebiyat, öykü tanıştırmıştı. Bir gün posta kutumda bir ileti buldum: Sayın Ayşegül Tözeren, Ayşegül abla, Ayşegül… diye başlayan. Sonra o benim için Sibel oldu, ben onun için Ayşegül kaldım. Hayatının hikâyesini yazmıştı. Babaannesinin hikâyesi aslında onundu çünkü. Kadının dünyanın belleği olduğunu anlatan… Yeğsa’dan Lütfiye’ye doğru bir öykü, bu toprakların acı veren ama bir o kadar da bilindik hikayelerinden. Ama onun kaleminden billur gibi dökülüyordu sözcükler, bilmediğimizi anlatıyordu.
PariluysYeğsa!

“Hayli vakittir baharı erguvanla karşılayamadım,” diye devam eden bir yas yığınıydı… ““Günaydın Yeğsa,” diyordu babaannem. Artık ne Yeğsa, ne yayam (babaannem), ne de Refika hayatta. Her ölecek ölmeden bir gizini bırakmıştı ardında kalanlara,” diyordu yazar Sibel Yükler. Ve sonunda söylüyordu: “PariluysYeğsa!”

Sibel’in öyküsü aklımda o kadar mıh gibi kalmıştı ki sonra o, editör olsa da, gazetecilik yapsa da… Benim zihnimde hep öykücü Sibel Yükler’di. 
Serçe gülüşü dediğime bakmayın, onun sadece gülüşü değil, bakışı, yürüyüşü, bedeni de serçedir. Erken yitirdiği anneciğine tıpa tıp benzeyen, bedeni, yüzü, dimdik duruşu… Zaten kadınlar ne olursa olsun annelerinin adımlarına basıp yürümezler mi hep? Dünya Öykü Günü’nü, 14 Şubatlarda Sibel sadece takip etmezdi, aynı zamanda katılımcı da olurdu. Hatta bir öykü gününde serçe Sibel’i kürsüye yükseltmiştik, Ahmet Büke’nin kalbin çatlaklarından sızan bir öyküsünü okumuştu… 

Serçe dediğime yine siz bakmayın. Kadın gazeteciler serçe bedenleriyle yüz bin kaplan gücündedir. Son yıllarda 14 Şubat Dünya Öykü Günleri’nden birine katılamadı, ama koştu kalabalık etkinlik alanına geldi, beni öptü, bana sarıldı: “Çok kötüyüm Ayşegül,” dedi. Çok kötüyüz Sibel, dedim. Özgecan Aslan katledilmişti, Sibel duramazdı. Güvenpark’ta oturma eylemi başlattı. Hoş, gazetelere “İlk Özgecan eylemini başlatan Tokatlı bayan gazeteci” olarak yansıdı ama Sibel onlara da kadına bayan denmemesi gerektiğini belletirdi! Güvenpark’ta Ankara’nın ayazında oturan Sibel Yükler’i güvenlik görevlileri kaldırmaya kalktı, kalkmadı. Oturma eylemi çoğaldı, çoğaldı, sokağa taştı. Ama öykü etkinliğinin ardından yanına koştuğum, battaniyelerin içinde oturan o küçücük kadını hatırlarım hep…

Sibel Yükler, ana akım medyada çalıştıktan sonra, tercih ettiği Jınha, Gazete Sujin ve Jinnews’te sayısız kadın haberine imza attı. Cinsel saldırıya, suistimale uğramış kadınların sadece sokak eylemleriyle değil, haberleriyle de sesi oldu. O erkekler ne hüküm verir diye düşünmeden yaptı haberlerini…Evrensel’e yazdığı bir yazıda, çalıştığı haber ajansının kapatılmasının ardından şöyle not düşüyordu:
“Hüküm verenlere boyun eğmeyeceğiz.”

Boyun eğmedi, bir haberinde cinsel saldırıya uğramış bir kadının başından geçenleri anlatırken, adeta eril dilin tuzağına düşmeden gerçeğin, gerçeğimizin nasıl haber yapılması gerektiğinin dersini veriyordu:

“Kız kardeşlerinin sesi olarak konuştuğunu söyleyen Gülezar şu an memleketinde psikolojik tedavi görüyor. İlerleyen günlerde kasığından ameliyat olacak. Tecavüz sırasında hem anal yolda bir yırtık, hem de kasığında bir zedelenme meydana geliyor ve kist oluşuyor. Olacağı kist ameliyatının yumurtalığı açısından risk taşıdığını söylüyor. “Adımı, ya da bana tecavüz eden erkeğin adını şimdilik vermem bir sıkıntıya neden olur mu?” diye soruyor. “HayırGülezar, bu anlatılan bizim hikâyemizdir” diyorum. Gülezar, ‘Kendimizi hep yalnız hissediyoruz, ama o kadar çoğuz ki’ dediği kız kardeşlerinin sesi olduğunu söylüyor ve son söz olarak şunu söylüyor: “Birbirimize anlatalım. Yalnız değiliz ve asla yalnız yürümeyeceğiz.”

Sibel Yükler, haber yaptığı, sokakta yürüdüğü zaman, hiçbir kadın yalnız yürümezdi… O nezarethanedeyken, her kadın biraz daha yalnız…

Sibel Yükler’e “Pariluys Sibel!” diyeceği günü bekliyor kız kardeşleri.

www.evrensel.net