Dicle Nehri kirletiliyor, Hasankeyf tahrip ediliyor!

Dicle Nehri kirletiliyor, Hasankeyf tahrip ediliyor!

Hasankeyf Yaşatma Girişimi ve Hasankeyf Matters'in ortak açıklamasında Ilısu Barajı'nın çevreye ve tarihe verdiği tahribata tepki gösterildi.

Özer AKDEMİR
İzmir

Tarihi 12 bin 500 yıl öncesine dayanan Hasankeyf'te tahribat devam ediyor. Yapımı büyük ölçüde tamamlanan Ilısu Barajı altında kalma tehdidiyle karşı karşı bulunan Hasankeyf'teki son durum hakkında Hasankeyf Yaşatma Girişimi tarafından yapılan açıklamada antik kentte "güçlendirme" adı altında tahribatın devam ettiği dile getirildi.

'DİCLE NEHRİ'NİN YÖNÜ DEĞİŞTİRİLDİ'

Hasankeyf Yaşatma Girişimi ve Hasankeyf Matters'in ortak yaptığı çakılamaya göre bir süredir “Ilısu Barajı yapım ve Hasankeyf Antik Kentinin Jeolojik-Jeoteknik Bakımdan Araştırılması ve Güçlendirilmesi Yapımı İşi Çalışmaları” adı altında tarihi kayaların patlayıcılarla tahrip edilmesi ile gündemde olan Hasankeyf'teki tahribatın artarak sürdüğü söylendi.

Açıklamaya göre Hasankeyf Kalesi’nin 200 civarı mağarasını doldurmak ve kayalarını kapatmakta kullanılacak hafriyatın taşınmasına dönük Dicle Nehri üzerinde Ağustos ayında yapımına başlanan köprü için nehir suyunun önüne setler çekildi ve suyun yönü değiştirildi. 

Bu çalışmalarda ağır tonajlı iş makinelerinin kullanılması nedeniyle kirlenen nehrin yatak yapısındaki yaşam alanları en az bir buçuk km boyunca büyük oranda zarar gördü. Açıklamada, "Nehrin kıyısındaki doğal ortam şirket eli ile tahrip edilmiş, başta balıkların olmak üzere diğer su organizmaların doğal ortamları yok edilmiştir. Nitekim binlerce balığın bu sebepten ötürü öldüğünü gözlemledik" denildi.

Binlerce endemik canlıya hayat veren nehrin su kalitesinin bozulmasının yanı sıra nehir kenarında bulunan ağaçların da kesildiğinin dile getirildiği açıklamada, bu çalışmalarda Hasankeyf’in tarihi ve kültürel dokusuna zarar verildiği belirtildi.

'ŞEFFAFLIK YOK'

Hasankeyfi koruyabilmek için mücadele veren iki kurum olarak yerinde yaptıkları gözlemlerden bilgiler paylaşılan açıklamada antik kentteki "Jeolojik jeoteknik güçlendirme" adı altında yapılan çalışmaların hafta sonları, hatta geceleri bile sürdüğünün altı çizildi. 

Yapılan çalışmalarda bilgilendirme tabelasında işi yapan yüklenici ve alt yüklenici firmalara dair bir bilgiye yer verilmediğine dikkat çekilen açıklamada, "İşi yapan firmaların adlarının saklanması, bu projedeki şeffaflığı ortadan kaldırmaktadır. Bilgilendirme levhalarında firmalara dair bilgi bulunmaması üzerine yapılan araştırmalarda bu projeyi alan yüklenici firmanın 'ICC GRUP' olduğu öğrenilmiştir. Kayaları düşüren firma ise (alt yüklenici) 'Rüzgâr Endüstriyel Dağcılık'tır" bilgilerine yer verildi. Açıklamada mağaraların kayalarla doldurulup kapatılmasının Hasankeyf’in taşınmaz tarihi yapısına ve somut olmayan dokusuna zarar vereceği kaydedildi.

'KİMSE HASANKEYFLİLERE SORMUYOR'

Açıklamada bir diğer dikkat çekilen konu ise Hasankeyflilerin bu süreçte görüşlerine yer verilmemesi ve dışarıda tutulması oldu. Halkın görüşlerinin alınmamasının yasalara aykırı olduğunun altının çizildiği açıklamada; "Ulusal yasalara göre somut olmayan kültürel mirasın korunması gerekmektedir. Taşınmaz kültürel mirasın korunmasını hedefleyen çalışmaların planlanıp gerçekleştirilirken düzenli olarak halkın görüşlerinin alınması ve kamuoyunun sürekli bilgilendirilmesi gerekmektedir. Buna rağmen Hasankeyf Kalesi’nin Güçlendirilme Projesi’nin tamamen şeffaf olmayan bir şekilde devam ettiğinin altını çizmek istiyoruz" denildi. 

'PROJE ÇÖPE ATILSIN'

Hasankeyfte yapılan işlemin ulusal ve uluslararası birçok yasaya göre hukuk dışı olduğunun dile getirildiği açıklamada şu görüşlere yer verildi; "Hasankeyf Kalesinin etrafındaki kayaların güçlendirilmesinin insan hakları arasında yer alan kültür hakkı üzerindeki etkisinin de dikkate alınması gerekmektedir. Yerel halk ise bu çalışmaları yüzyıllar boyunca yaşadıkları çevrenin yok edilmesi olarak görmektedir. Bu projenin yarattığı patlama sesleri ve toz bulutları ile kendi kültürleri için önemli mekân ve varlıkların yok edilmesine tanıklık ediyor. Bu da travmanın boyutlarını katmerleştiriyor. Tarihi dokuya ve Dicle Havzasındaki ekosisteme zarar veren şirketlerin, bu projelerden derhal çekilmesi ve bu projenin çöpe atılarak, tahribatları onarıcı politikaların uygulamaya geçilmesi gerekmektedir".

www.evrensel.net