Türkiye'de heykel tartışmaları: Putlaştırma iddiası

Türkiye'de heykel tartışmaları: Putlaştırma iddiası

Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin, heykele saldırmanın, heykel kaldırmanın altında yatanları ve Türkiye'deki heykel tartışmalarını kaleme aldı.

Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN 

Türkiye’de ilk Atatürk heykelleri, Atatürk’ün sağlığında yapıldı. Kemalist tarih yazımının gözden kaçırmamızı istediği birkaç bilgiyi burada anımsatalım: Sabahattin Ali, bir şiiriyle Atatürk’e hakaret ettiği iddiasıyla hapis yatmış; çıktığında iş bulabilmek için Atatürk’ü öven bir şiir yazmak zorunda kalmıştı. Nâzım Hikmet, Atatürk zamanında, yazılarından dolayı 15 yılla yargılanır, ceza almamak için Sovyetler’e kaçar, ancak 1928 affıyla dönebilir. Marksist klasikleri Türkçeye ilk kazandıranların bir bölümü, Atatürk’ün sağlığında hapislerde süründürülür. Bir liderin sağlığında kendi heykelini yaptırması başkadır; öldükten sonra sevenlerinin onun heykelini yapması bambaşkadır. Atatürk, yaşarken, heykelini yaptırmıştır. Karşılaştırma tam anlamıyla doğru olmasa da, bugün nasıl Erdoğan heykellerine, adının üniversitelere vb. verilmesine tepki gösteriyorsak, Atatürk zamanında yaşamış olsaydık herhalde benzer bir tepkiyi ona da gösterecektik. 

Kuşkusuz, Atatürk’ün getirdiği düzende olumlu gelişmeler olmuştur. Özellikle kadın hakları ve laiklik, öne çıkan değerlerdir ve bugün de, en geniş mücadele hattının temel ögelerini oluşturmaktadır. Ancak, olumsuz gelişmeler de olmuştur ve bunlar, çeşitli kesimlerin kendilerini Kemalist olarak adlandırmamaları için yeterli görülmektedir. Bugün sık sık Atatürk heykellerine saldırılar gündeme geliyor. Bunlara büyük tepki gösteriliyor; ancak AKP’nin özellikle kadın hakları ve laiklik konularındaki gerici hamleleri o kadar büyük tepkiyle karşılanmıyor. Simgeler, gerçeklerden daha baskın çıkıyor. Dizi filmlere ağlanırken, haberlere ağlanmaması gibi bir durum söz konusu... Ayrıca, söz, eylemden daha önemli görünüyor toplumda. Halk Bilgesi Neyzen Tevfik’in bir şiirinde dediği gibi, küfür, eylemin kendisinden daha ağır geliyor. 

Türkiye’nin egemen sınıfları, laik olsun olmasın, çıkarlarına dokunulmadığı sürece ittifak içinde olan bu sınıflar için, simgelerin uygulamaların önüne geçmesi bulunmaz bir fırsat sağlıyor. Şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Türkiye’de Kemalist kesimin derdi, heykellerin kırılmaması, yoksa rejim değişmiş çok da umurlarında değil. Oysa tam tersi olması gerekmez miydi? “Heykeli kırdın ama o yalnızca bir taş parçası; asıl, rejimi değiştirmene izin vermeyiz” denmesi daha doğru olmaz mıydı? Rejim değişirken, heykeller kalsa ne olur... Hatta AKP döneminde heykel sayısı 5 katına 10 katına çıksa, ülke daha Kemalist mi olacak?.. 

Atatürk heykelini yıkanların ‘putlaştırma’ biçimindeki açıklamaları, bu bağlamda, bir ölçüde doğru. Taşın kendisine rejim değişikliğine göre daha çok değer atfediliyor. Oysa, heykel kıranların farkında olmadığı şu: Türkiye’de rejim değişikliğinin güvencesi, tam da bu putlaştırma. Simge, özden ne kadar çok değerli görünürse, siyasal mücadeleye ayrılması umulan toplumsal enerji, heykellere, yani boş yere ne kadar çok harcanırsa, rejim değişikliği de o kadar hız kazanacak. İnsanlara Atatürk heykelleri öptüren ırkçılar da, tam da bu putlaştırma sayesinde, tarih sahnesinden silinip gitmiş olacak...  

İSTENMEYEN HEYKELLERİ NE YAPMALI? 

Peki istenmeyen heykelleri ne yapalım? Kaldıralım mı yıkalım mı? Hayır, müzelere koyalım. Genç kuşaklar, örneğin sömürgeciliğin tarihini öğrenirken, bilgilerini bu heykellerin varlığıyla pekiştirmiş olsunlar. Lenin heykelleri, isteyen devletlere ve belediyelere verilsin. Ancak lütfen sosyalist heykeltıraşlar bireyi ve resmi görüşleri yücelten anlayışlarından vazgeçsin. Tarihi büyük adam anlatısına dönüştüren tarih yazımının değirmenine su taşımayı bıraksınlar. Nâzım Hikmet’in İvan İvanoviç’ini okusunlar. İvanoviç gibi sosyalist düzenin altını oyan yöneticilerin temel iki özelliği, birey övgüsü ve resimleriyle heykellerinin her yeri doldurmasıydı. Bundan ders alınmalı.  

  • Louvre Müzesi

Atatürk heykellerine gelince, bu heykeller, artık birleştirici olmaktan bir hayli uzak. Bunlar il il, ilçe ilçe oylanarak kaldırılmalarına ya da kalmalarına karar verilebilir. Kaldırılanların, yukarıda önerdiğimiz gibi, bir müzeye konması çok yerinde olur. Hatta bunun için, Harbiye’deki Askeri Müze örneğinde de gördüğümüz üzere, belki askeri bölgelerden biri tahsis edilebilir. Aynısı, Ho Amca büstleri ve tabloları için de ileride geçerli olabilir. Bugün Amerikan tarafında savaşa katılmış azınlık bir Güney Vietnamlı grubu dışında bütün Vietnamlılar için Ho Amca’nın özel bir yeri var. Hatta birçok evde de, böyle bir zorunluluk olmamasına karşın, Ho Amca’nın tablosu bulunuyor. Yarın öbür gün Ho Amca da birleştirici olmaktan çıkarsa, onun büstlerinin kaldırılması da düşünülebilir, ancak yakın gelecekte böyle bir durum olası görünmüyor. Öte yandan, bireyi yücelten heykelcilik anlayışını yukarıda zaten eleştirdik.

Özetlersek, simgelere değil artık özlere odaklanmanın zamanı. Irkçılığı kaldırmayacaksak, ırkçıların heykelini kaldırmanın bir anlamı yok. Atatürk heykelleri yıkılmamış ama kadın haklarıyla laikliği elden gitmiş bir ülke, bütün Atatürk heykelleri yıkılmış ama kadın haklarıyla laikliği koruyup ileri taşımış bir ülkeden bin kat daha beterdir...  Okuduğumuzu anlamamız gerektiği gibi gördüklerimizi de doğru yorumlamamız şart...

(BİTTİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Eylül 2017 03:50
www.evrensel.net