Ekoloji mücadelesi nasıl birleşmeli? 

Ekoloji mücadelesi nasıl birleşmeli? 

'Ekoloji mücadelesinde güncel durum' dosyamızın 4. gününde Turgutlu Çevre Platformu ve Yeni Foça Platformu sorularımızı yanıtladı.

Hazırlayan
Özer AKDEMİR

Dosyamızın 4. gününde görüşlerine yer vereceğimiz ekoloji örgütleri Turgutlu ve Yeni Foça’dan. Yıllardır Turgutlu Çaldağı’da yapılmak istenen nikel işletmeciliğine karşı önemli bir direniş sergileyen, Turgutlu yerelinde her görüşten, her yaştan insanları nikel madenciliğine karşı birleştirme başarısı gösteren EGEÇEP bileşenlerinden Turgutlu Çevre Platformunu önümüzdeki günlerde yine hareketli bir gündem bekliyor. Bugünkü son konuğumuz ise Yeni Foça Forumu. Yeni Foça Forumu son dönemde Ege Bölgesi’ndeki en hareketli ekoloji örgütlerinden birisi... 

TURGUTLU ÇEVRE PLATFORMU: MÜCADELEYİ TOPLUMSAL HALE GETİRMEK GEREK

1. Turgutlu’daki çevre mücadelesinin karakteristiği madene karşı verilen bir çevre mücadelesi şeklinde. Ancak bunun salt bir çevreci mücadele şeklinde sınırlandırılması büyük bir yanlış olur. Bu nedenle de mücadelemizi tanımlarken ‘Vahşi madenciliğe karşı verilen bir yaşam mücadelesi ve Çaldağı’da işletilmek istenen nikel maden işletmesinin tüm Gediz vadisini yok edecek kadar büyük bir tehlike potansiyeli taşıması nedeniyle de Gediz Vadisi cinayetini önlemek için ekolojik yaşama sahip çıkma mücadelesi’ olarak tanımlamak daha doğru. Konu ilçe gündemine 2004 yılında İngiliz European Nickel şirketinin ülkemizde kurduğu paravan şirketi Bosphorus ile Çaldağı’da maden işletme hakkını alması ile girdi. Ancak sıcak mücadele, 2007 yılları sonuna doğru şirketin aldığı ÇED raporunun bakanlıkça onaylanmasından sonra daha somut olarak gelişti.

2. Yaklaşık 10 yılı aşkın bir süreyi kapsayan Turgutlu halkının bu vahşi madenciliğe karşı verdiği yaşam mücadelesini pek çok özelliği ve anlamıyla başarılı mücadele örneklerinden biri olarak tanımlayabilmek mümkün. Halkı kandırabilmek ve gelişen çevreci mücadeleyi bölüp parçalamak ve ortadan kaldırabilmeye yönelik maden şirketi tarafından zaman içinde pek çok senaryolar ve oyunlar sahneye konulmasına rağmen, çevre mücadelesi bütün oyunları ve senaryoları yok etti. Şirket önce isim değiştirdi sonra ‘Şirketi Türkleştirme taktiği’ne başvurup kimlik değiştirdi, sonra da 7 yıl boyunca sanki kutsal bir belgeymiş gibi savunduğu ÇED raporunu değiştirmek zorunda kaldı. Ancak yükselen çevre mücadelesinin toplumsal bir karakter kazanması ve giderek halklaşıp çıtayı daha da yükseltmesi sonrasında her defasında şirket başarısızlığa uğradı. Çaldağı’daki bu madencilik projesinin sahibi European Nickel şirketi kapandı ve tarihe karıştı. Aynı projeyi bir Türk firma olarak yürütmek üzere tesisleri ve şirketi devralan VTG Madencilik Şirketi de elindeki tüm hisseleri bir inşaat şirketi ile İsviçre’den kara para aklamak için kurulmuş paravan bir şirkete satmak zorunda kaldı. Şu anda ortada maden şirketi diye bir şey kalmadı ve Çaldağı’da kurulmuş olan tesislerde de kimse çalışmıyor, sadece 3 kişi kaldı. Bütün bu mücadele sürecinde en zayıf halka ise yargı sürecinde yaşandı. İlk ÇED raporunun iptali için açtığımız davayı kaybetmemiz üzerimize adeta bir kabus gibi çöktü. Ancak yükselen mücadele hem bakanlıkça, hem mahkemece onaylanan, hem de TÜBİTAK’tan onay almış bu ÇED raporunu paçavraya çevirip tarihin çöplüğüne attı. VTG Madencilik Şirketinin ÇED’de revizyona gidip hazırladığı 2. ÇED raporunun iptali davasını ise çok titiz davranarak mahkemede kazanma başarısını sağladık. Ancak mahkemenin iptal kararı son olarak Danıştaydan döndü ve bozuldu. Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığının onayladığı orman tahsis izni davasını da 2010 yılında kazanmıştık. Ancak aynı yıl içinde çıkartılan ‘yeni Madencilik Yasası’ bu kazanımı da ortadan kaldırdı ve şirket bu yeni yasa kapsamında yeniden orman tahsis izni başvurusunda bulunarak mahkemede kaybettiği izni yeni yasa sayesinde geri aldı.

3. Hukuk mücadelesi de mücadelemizin önemli ayaklarından biri. Hakkımızı hukuksal alanda da savunmak zorundayız, bu durum mücadelemizin olmazsa olmaz konularından biri. Ancak hukuksal süreç mücadelemizdeki en zayıf ayak sayılır. Çünkü bozuk bir düzende sağlam çark olmuyor. Mahkemede kazanıyoruz ama Danıştaydan dönüyor. Ya da yeni çıkarılan yasalarla, KHK’ler ile tüm kazanımlarımız baypas edilebiliyor. Özetle sadece hukuksal bir mücadele ile başarı elde etmenin mümkün olamayacağını düşünüyoruz. Öte yandan hukuk arayışının maddi boyutunun da bir hayli zorlayıcı noktaya geldiğini de buna eklemeliyiz.

4. Bu konudaki en yakıcı sorun, bu kadar haklı olduğumuz bir mücadeleyi genelde bir türlü halklaştıramayışımız, toplumsal bir karakter kazandıramayışımız olarak ortaya çıkıyor. Tek tük güzel örneklerimiz olmasına karşın genelde böyle bir manzara var. Bu nedenle mutlaka yeni yöntemler ve yeni söylemler geliştirmek, farkı örgütlenme modellerine de yönelmek gerekebilir. Bir başka ayrıntı ise mücadelelerin bir avuç çevrecinin mücadelesi olarak geçtiği yerlerde, bu halklaşamamanın temelinde mücadelenin soyut sembolik değerlere dayandırılması, bu nedenle  insan odaklı hale getirilememesi, hatta çevre tanımları yapılırken bile içinde insan olmayan, insandan soyutlanmış çevre tanımları yapılması gibi yanlışlıklar devam ediyor. Mücadelemizin merkezine insanı koyamazsak başarı şansımız da yok olur. Ekoloji mücadelemizi aynı zamanda emek ve yaşam mücadelesi ile de buluşturabilmemiz gerek.

5. Uzun bir süreden beri ekoloji mücadelemizin başarıya ulaşma şansının, mücadelemizi toplumsal bir hale getirmemizden geçtiğini savunuyoruz. Bunun bir yolu mücadelenin birlik ve dayanışmaya dayalı ortaklaştırılmasından geçtiği gibi, çevreci direniş örgütlerinin bu mücadelesini ortak bir stratejiye dayalı olarak yönlendirerek bir üst örgütlenme modelini de yaratması gerektiğini düşünüyoruz. Bir başka gereklilik ise mücadelenin en önemli ayaklarından biri olan ancak hayatın içinde halen aksak bir yürüyüşü olan parlamento ayağının güçlendirilip geliştirilmesi. Mücadeleye mutlaka toplumsal bir karakter kazandırılması gerekir. Verilen çevre mücadelesinin bu nedenle soyut sembolik değerlerden arındırılıp insan odaklı bir hale getirilmesi gerekiyor. 

YENİ FOÇA FORUMU: ORTAK ÖRGÜTLENME VE GÜÇ BİRLİĞİ HAYATİ ÖNEMDE

1- Yenifoça, yaşayan her canlının hayatını tehdit eden Türkiye’nin en kirli ağır sanayi ve enerji yatırımlarının yer aldığı Aliağa’ya 20 kilometre uzaklıkta bir yer. Burada; yasa dışı çalışan termik santraller, cüruf dağları, tamamen kontrol dışı çalışan demir-çelik fabrikaları, haddehaneler, büyük gemilerin yanaştığı limanlar, rafineriler, gemi söküm, RES; sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) dönüştürme ve depolama tesisleri ile irili ufaklı 2 bin kadar sanayi tesisi var. 1.5 yıl kadar önce kurulan Yenifoça Forum işte bu devasa sorunlarla mücadele ediyor.

2- Bölgemizdeki birçok kirli yatırıma ilişkin daha önceden açılmış davalar var. Yenifoça Forumu, İzmir Demir Çelik Termik Santralinin durdurulması, cüruf atık alanlarının iptali, Socar’ın yapacağı rafineri, termik santral ve liman projelerinin iptali için başlatılan mücadelelere destek olmuş, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) dönüşüm ve depolama tesislerinin yapımına karşı mücadeleye ise öncülük etmiştir. Geçen yıl yapılan LNG limanına karşı suç duyurusunda bulunulmuş, tesisin yapıldığı alanda geniş bir katılım ile protesto eylemi gerçekleştirilmiştir. Ancak, hukuki süreçler göz ardı edilerek başlatılan inşaat, OHAL’e dayanılarak hızla tamamlanmıştır. 

3-Yenifoça Forumu, OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler, hukuk dışı görevden almalar ve atamalar ile hukukun tamamen askıya alındığı, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı görüşünde. Bu olumsuzluklara rağmen, hukuki mücadele, ekoloji mücadelesinin ‘olmazsa olmaz’ parçalarından biridir. Yereldeki insanların örgütlenmesi, çevre sorunlarına sahip çıkmaları ve mücadelenin içinde yer almalarına önem veriyoruz. 

4-Yerelde etkin örgütlenmeyi sağlayamamak, maddi sıkıntılar, politikacılar, başka alanlarda hak mücadelesi veren diğer sivil toplum örgütleri, sendikalar ve platformlarla doğru ilişkiler geliştirememek, yerel sorunların ülke çapında ve uluslararası alanda duyulur olmasını sağlayamamak, profesyonel desteklerdeki eksiklikler... 

5-Ortak örgütlenme ve güç birliği ekoloji mücadelesi için hayati önem taşıyor. Ancak bu örgütlenmenin nasıl yapılacağı konusunda bir reçete vermek mümkün değil. Yerel bir nitelik taşıyan çevre hareketleri, kendine özgü yapılanma ve mücadele yöntemlerini de beraberinde getirir. Bu nedenle esnek ve gönüllülük esasına dayandığı için amatördür. Siyasetin dayattığı sorunlarla uğraşması gereklidir ama tam da bu yüzden siyasetten bağımsız hareket edebilmelidir. Yerelde gelişen ekoloji mücadeleleri, bir ya da birkaç çatı altında birleşebilir. 

www.evrensel.net