Kadim şehir Tarsus

Kadim şehir Tarsus

Ercüment Akdeniz, kavimlerin birbirine değdiği, uygarlıkların iç içe geçtiği kadim şehir Tarsus'u kaleme aldı.

Ercüment AKDENİZ

Kısa süreli, düşük bütçeli bir tatil programında kaç şehir gezebilirsiniz? Memleket şartlarında olumlu yanıt vermek kolay değil. Bu durumda antik bir şehir seçip, birden fazla uygarlıkla tanışmak denenebilir. Kadim şehir Tarsus, liste başı olacak alternatiflerden. 

Tarsus’taki kazılar, ziyaretçileri katmanlar halinde bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. Zira depremler, savaşlar, hastalıklar; geride bir medeniyetler mozaiği bırakmış. Bu “mozaik”, üst üste binmiş, birbirinden etkilenmiş taş yapılarla dolu. Bu girift yapı; taşlar kadar kültür, inanç ve söylencelerde de karşımıza çıkıyor.

İNANÇLAR, İNANIŞLAR, EFSANELER...

Tarsus’ta efsaneler; dinden dine, kavimden kavime şekil/isim değiştirerek bugüne gelmiş. Bu kimi zaman doğal bir geçişkenlik kimi zaman da bir asimilasyon süreci olarak devam etmiş. 

Efsaneye göre erkek başlı Şahmeran yılanların başıdır. Tarsus kralının kızı eski hamamda yıkanırken kubbe deliğinden onu izler. Yine böyle bir ‘seyir’ içinde delikten hamama düşer, hemen oracıkta öldürülür. Efsane böyledir ve fakat her inanç, her topluluk onu kendince yorumlar ve bin versiyonlu efsaneye dönüştürür. 

Benzer örnek Danyal (Daniel, Danielle, Danial vs.) Peygamber anlatılarında vardır. İsa’dan önce 605-562 yıllarında yaşamış olan Danyal, Yahudileri Babil esaretinden kurtarmış bir peygamber olarak anılır. Kehaneti ve yetenekleri ile kitleleri etkileyen Danyal’ın aslanlar tarafından büyütüldüğüne inanılır. Rivayete göre kıtlık, Danyal’ın Tarsus’a ayak basmasıyla son bulur. Naaşı Makam Camii’ne defnedilen Danyal Peygamber’in mekanı birçok dinden topluluk tarafından ziyaret edilir. Makam Camii’nin altında bulunan eski Roma köprüsü ise kilit taşı tekniğinin en muhteşem örneklerindendir.  

  • Makam Camii’nin altında bulunan eski Roma köprüsü ‘kilit taşı’ tekniğinin en muhteşem örneklerindendir

Tarsus’un 12 kilometre kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf mağarası, Hristiyan ve Müslüman toplulukların kutsal ziyaret yeridir. Eshab-ı Kehf evliyaları ve onların hikayeleri de farklı versiyonlara sahiptir. Birkaç yıl önce kentin kuzeybatısında bulunan Taşkuyu mağaraları, Eshab-ı Kehf’e göre hem daha görkemli hem daha büyüktür. Taşkuyu mağaralarına kısa sürede efsaneler yüklenmesi ve içindeki bölümlere evliya isimleri verilmesi de doğrusu hayret vericidir. Tarsus’a yolu düşenler, milattan sonra 3. yüzyılda yaşamış olan St. Paul’ün ünlü kuyusunu ve St. Paul Kilisesi’ni de görebilirler. Hristiyanlığa özgü bu merkezde şifalı su olduğuna inanılır. Eski Roma yolu üzerinde, bazalt taşlar döşenerek oluşturulmuş “asfaltlama” tekniği ise görülmeye değer.

Kadim şehir Tarsus, bugüne kadar olandan çok daha yaygın ve titiz kazılar bekliyor. Üstelik bunu ‘bütçe yok’, ‘milli hassasiyetler var’ vb. gerekçelerin arkasına sığınmadan yapmak gerekiyor. Çünkü tarihsel ve doğal zenginliğiyle Tarsus bunu her bakımdan hak ediyor.

YOLLARIN BACINI VERDİM DE GELDİM...

‘Kalkınmanın’ ve ihtişamın bir göstergesi olarak yükselen köprüler sadece günümüzde değil tarihte de birer güç simgesiydiler. Öyle ki şehre yaklaşan yabancılar, sadece imparatorun değil, köprülerin de asaleti karşısında ezilmeli ve bir böcek gibi küçülmeliydiler! 

Adana-Ankara kara yolunun Tarsus girişinde bulunan ve bugün üç gözü bulunan köprü de Tarsus Çayı üzerine aynı saikle yaptırıldı. Bizans imparatoru Justinianus’un adını taşıyan köprü, üzerinden geçenlerin ödemek zorunda olduğu para nedeniyle sonradan Baç (vergi) Köprüsü adıyla da anıldı. “Yolların bacını verdim de geldim” türküsü galiba tam da burada anlamını buluyor.

KLEOPATRA KAPISI OLDU ‘KANCIK’ KAPI...

Kapısı denize açılan Tarsus bir zamanlar sur kentiydi. Olası bir savaş durumunda kenti surlarla birlikte kapanan “deniz kapısı” koruyordu. Denizden geleni, Tarsus’ta peş peşe iki kapı karşılıyordu. Uzunluğu 6 metreyi aşan bu iki büyük kapıdan bugün sadece biri ayakta duruyor: Kleopatra Kapısı. 

Mısır’ın son Helenistik kraliçesi olan Kleopatra’nın hayali; İskender yayılmacılığını yeniden diriltmekti. Ne var ki Sezar dönemi bu hayali başarmaktan uzaktı. Sezar’ın ardından yaşanan Octavian ve Antonius arasındaki taht kavgasında Kleopatra, Marcus Antonius’tan taraf oldu. Kelopatra ile Marcus Antonius arasındaki aşk dillere destan olmakla birlikte; bu birlikteliğin, iktidar yolunda oluşan “kutsal bir ittifak” olduğu da gerçekliğin bir diğer yüzü. Tarihsel kalıntılar ve belgeler de Kleopatra ile Antonius’un Tarsus’ta birçok defa buluştuklarını ve bir dönem burada yaşadıklarını söylüyor. 

Çeşitli dönemlerde yaşanan yıkımlar ve son dönem yapılan kötü restorasyonlar neticesinde Kleopatra Kapısı’nın eski asaletinden geriye çok az şey kalmış. Buna karşın Keleopatra Kapısı görül-meye değer. Öte yandan Tarsus’ta bu kapıya uzun yıllar “Kancık Kapı” da denmiş! Tarihe, tarihsel varlıklara verilen bu değer/değersizlik; ucu küfre açık böylesi isimlendirmelerle karşımıza çıkıyor; ne yazık.  

Kelopatra’nın öykündüğü Büyük İskender’in de yolu düşmüş Tarsus’a. Bugün kentin 3 kilometre kuzeyinde bulunan Tarsus Çayı’nın bağlandığı Berdan Şelalesi’ne girermiş İskender, sıklıkla.  Romalılar döneminde çayın kentin tam ortasından geçtiği tahmin ediliyor. Yazıtlarda çayın hemen yanı başında bir nekropol (mezarlık) olduğu da yazıyor. İskender’in büyük yürüyüşüne ket vuran şey de işte bu görkemli şelale olmuş. Çünkü Berdan’ın buz gibi sularında serinleyen İskender zatürreye yakalanmış ve çıktığı Suriye seferinde hayatını kaybetmiş. 

ROMA HAMAMI

Tarsus’ta bulunan Roma Hamamı kalıntıları, antik kentin mimaride kat ettiği mesafenin belgesi niteliğinde. Hamam, daha sonra, 19. yüzyılda yapılmış evlerin tam ortasında kalmış. Hamamdan geriye kalan kalıntılar; teraziler ve kemerler yardımıyla taşınan ve ısıtılan suyun eski Roma’da nasıl bir altyapı seviyesine ulaştığını da gösteriyor. 

CAMİDEKİ KULE KULEDEKİ SAAT

Beş yüz yıllık tarihi Ulu Cami, Selçuklu-Osmanlı kültüründen günümüze izler taşıyan baş yapıtlardan biri. Fakat onu çekici kılan esas unsur belki de üzerindeki saat kulesi. 1895 yılında camiye eklenen saat kulesi, ona gerçekten enfes bir görüntü katmış. Abdulaziz döneminden itibaren devam eden “modernleşme” arayışının camilerde tezahür etmiş ender örneklerinden biri olan kulenin saat mekanizması ise ilk zamanki orijinalliğini koruyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Ağustos 2017 03:54
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.