İsmail Cem’in Arafat’a ilginç teklifi

İsmail Cem’in Arafat’a ilginç teklifi

Filistin'deki gerilim, ABD'nin İran'a yönelik tehditleri, İhvan ideolojisi ve Katar. İşte Arap Coğrafyasında geçen hafta..

Ali KARATAŞ

Ortadoğu’nun kanayan yarası Filistin yine acılarla dolu bir haftayı geride bıraktı. İsrail, geçtiğimiz Haziran ayında Kudüs’te İsrail askerlerine karşı saldırı girişiminde bulunduğu öne sürülen 3 Filistinli genci öldürmüştü. Bu olaydan sonra İsrail Hükümetinin Mescid-i Aksa’da başlattığı metal dedektörü uygulaması büyük tepkiyle karşılanmıştı. İsrail polisi geçen cuma namazı sonrası düzenlenen gösteriye çok sert şekilde müdahale etti. Olaylarda 3 Filistinli yaşamını yitirdi ve 193 kişi yaralandı.

Arap dünyasının tanınmış yazarı Abdulbari Atwan son süreçte gelişen olaylarla Mescid-i Aksa’nın tahrip edilerek Filistin ile Arap İslam dünyası arasında bağın koparılmaya çalışıldığını aktardı. Atwan Youtube’de bu hafta yayınladığı konuşmasında bu girişimin yeni olmadığına dikkat çekti. 2000’de Camp David’te Filistin’in efsanevi lideri Arafat ile o dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak  arasında geçen ilginç diyaloğu hatırlattı.

Atwan’ın hatırlattığı diğer bir olay ise 2001’de Türkiye’de dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile Yaser Arafat arsında geçiyor. Bakan Cem, Arafat’a Mescid-i Aksa’nın bahçesinde bir sinagog inşası karşılığında bağımsız bir Filistin devleti teklif ediyor. Tabii bu teklifin en önemli yanı Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesi.

İRAN YİNE ABD’NİN HEDEFİNDE

Nükleer anlaşmanın yıl dönümünde İran yine ABD’nin yaptırım tehditleriyle karşı karşıya. Bu sefer yaptırımın gerekçesi İran’ın geliştirdiği balistik füzeler ve hızlı hücum botları. Rai al youm başyazısında balistik füzelerin ABD’yi değil ama Körfez’deki müttefiklerini ve İsrail’i tehdit ettiğini yazdı. Makalede el Kaide’nin 2000 yılında Yemen’deki Aden körfezinde hücum botlarıyla gerçekleştirdiği saldırıda USS Cole fırkateyninin kullanılamaz hale geldiği hatırlatıldı. 

Middle East Online sitesi Trump’un bir yandan İran’la yapılan anlaşmadan vazgeçme konusunda vaatte bulunmaktan kaçınırken aynı zamanda yaptırımların yerinde kalacağını vurguladığını yazdı.  İnternet sitesinde yaptırımların nedeni “İran’ın bölgesel gerilimlere ortak olması” olarak ifade edildi.  

Bugüne kadar Körfez’deki krizlerde ara bulucu rolünde olan Kuveyt, İran askeri bürosunu kapattı ve diplomat sayısını düşürdü. Skynews Arabia haber sitesine göre, Kuveyt, diplomatların İran’da eğitim almış terör hücresi üyeleri oldukları iddiası ile İran büyükelçiliğinden burada çalışan diplomatların sayısını 19’dan 4’e düşürmesini talep etti.

İran’a karşı diğer bir adım Lübnan’daki müttefiki Hizbullah’a yönelik geldi. ABD kongresinde Cumhuriyetçilerden ve Demokratlardan milletvekilleri Lübnan Hizbullahı’na yönelik yeni yaptırımların uygulanması için önerge verdi. Bu önergenin verilmesinin en önemli nedeni Hizbullah’ın İsrail sınırına roket döşemesi.

KATAR VE İHVAN

Bu hafta Katar’la ilgili dikkat çeken bir makale  weekly.ahram sayfalarında yer aldı. Sitede yer alan bir haber yorumda Katar’ın Vahhabi teolojik ve siyasi hegemonyasına karşı Müslüman Kardeşler’le çalıştığı ifade ediliyor. Makalede İhvan ideoloğu Said Ramadan’ın 1961’de Cenevre’de İslam Kültür Merkezi’ni kurmasından sonra diğer Arap ülkelerindeki İhvan üyelerinin Avrupa’ya geçişinde atlama tahtası olduğuna dikkat çekildi.

ABD HEM NALINA HEM MIHINA

İki gün önce yayımlanan Amerika Dışişleri Bakanlığı 2016 yılı terör raporunda teröre karşı mücadelede Washington ve Doha arasındaki iş birliği övüldü. ABD Dışişleri Bakanlığı Katar’ın IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun tam ortağı ve faal bir üyesi olduğunu belirtti.

Buna mukabil, ABD Dışişleri Bakanlığı raporunda terörist grupların mali işlemlerde Birleşik Arap Emirlikleri’ni bir finans merkezi olarak kullandığı ve Suudi Arabistanlı şahıs ve kuruluşların terörist grupları finanse etmeye devam ettikleri kaydedildi.


İSMAİL CEM VE MESCİD-İ AKSA

Abulbari Atwan

Filistin halkının üçüncü intifadası; haysiyet, Kudüs’ü savunma ve  işgalci İsrail tarafından uygulanan Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesine karşı bir ayaklanmadır. Hemen başta bir noktayı belirtmek isterim. İsrail saldırganlığının amacı Aksa Camii’nin tahrip edilmesi ve Yahudileştirilmesi. Kutsal kentin Yahudileştirilmesi. Bundan daha da tehlikelisi Filistin’in  Arap-İslam dünyası arasındaki ilişkilerinin kesilmesi. Eğer Mescid-i Aksa tahrip edilirse bu ilişki zayıflayacak. Burada stratejik bir İsrail planı mevcut. Bu caminin dünyanın farklı yerlerindeki bir buçuk milyar Müslüman’ı nasıl birleştirdiğini biliyorlar. Arap halkları ve İslam dünyası bu saldırıya karşı hareketlenecektir.

Burada tarihte yaşanan iki olayı hatırlatmak isterim. Filistin lideri Yaser Arafat 2000 yılında Camp David’e gittiğinde görüşmelere katılan İsrail Başbakanı Ehud Barak kelimesi kelimesine “Kudüs’te toprağın altındaki egemenlik İsrail’in olmalı, ama toprağın üstü Filistinlilerin kalacak” dedi. Yer altında egemenliğin anlamı, Mescid-i Aksa’nın ve temellerinin ortadan kaldırılmasıdır. Gerçek bu. Yaser Arafat bunu reddetti. Bill Clinton’a “Eğer kabul etseydim ertesi gün cenazem kalkardı” dedi. 

Diğer bir olay ise 2001’de yaşandı.  26 Ocak 2001’de Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Yaser Arafat’la en kısa sürede buluşmak istedi. Uçağı Gazze hava alanına ulaştı. Acil bir şekilde Yaser Arafat’ın Gazze’deki bürosuna gitti. “Elimde  bir proje var onun hakkında bilgi vermek istiyorum” dedi. Yaser Arafat burada tehlikeli bir durum olduğunu anladı. Ve o zaman dışişleri bakanı olan avukat Ferih Abumiddin’i görüşmeye şahit olması için çağırıyor. İsmail Cem, Yaser Arafat’a “Mescid-i Aksa’nın avlusundan senden dört metreye dört metre bir Yahudi sinagogu olmasını istiyorum. Bu mekanı da İsrail Sinagogu veya tapınak dağı olarak adlandıralım” dedi. Arafat, “Bunun karşılığı ne olacak?” diye sordu. “Bunun karşılığında Filistin devletin olacak, bayrağın olacak, ordun olacak, egemenliğin olacak, dünyanın farklı yerlerinden sana milyarlar akacak. Batı başkentlerinde en iyi şekilde karşılanacaksın” diye cevap verdi. Arafat, “Ben bu öneriyi kabul ediyorum ancak bir şartım var” dedi. İsmail Cem şartın ne olduğunu sordu. “Bu konuyla ilgili Türkiye’de referandum yapın eğer referandumda Türkiye halkı bunu kabul ederse ben de edeceğim” dedi. Cem ne diyeceğini bilmeden uçağına gitti. İsmail Cem ve onun gibi birçokları Mescid-i Aksa’da sinagog olmasını halkın kabul etmeyeceğini çok iyi biliyordu. 

Hiçbir Filistinlinin Filistin ve kutsallarına karşı İsrail’le beraber hareket eden rejimlerden bir beklentisi yok. Filistin halkı bu komployu kabul etmeyecek. Tek başına kalsa bile.

 


KATAR VE AVRUPA’DAKİ MÜSLÜMAN KARDEŞLER

weekly.ahram.org.eg

Vahhabi teolojik ve siyasi inançları kabul eden Katar rejimi, Suudi Arabistan’ın onlarca yıllık dini ve kültürel hegemonyasından kurtulmanın bir yolu olarak Müslüman Kardeşler’le çalıştı.  Müslüman Kardeşler’in öğretmenlerini ve dini bilim insanlarını, camilerde ve Katar Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen ve imam olarak işe alarak ilk önce bu örgütün şahsiyetlerine yöneldi. 

Katar’daki yönetici aile bu süreçte çeşitli sonuçlar elde etmeyi umdu. Birincisi daha kontrol edilebilir olacağı ve Katar içindeki etkisinin kısa ve uzun vadede daha kolay sağlanacağı umudu ile Müslüman Kardeşler modelini Suudi modelinin yerine ikame etmeyi amaçladı. İkincisi, Katar’ın dış politika amaçlarına hizmet etmek için Müslüman Kardeşler’i kullanmak istedi.

İHVAN AVRUPA’YA ATLAMA TAHTASI

İhvan ideoloğu Said Ramadan’ın 1961’de Cenevre’de İslam Kültür Merkezi’ni kurmasından sonra diğer Arap ülkelerindeki İhvan üyelerinin Avrupa’ya geçişinde atlama tahtası oldu. Katar Ramadan’ın konaklama masraflarını ödedi.

Katar, 1950’li ve 1960’lı yılların Nasırcı Arap milliyetçisi projesine şiddetle karşı çıktı ve peş peşe Doha’ya gelen İhvan üyesi figürlere kapılarını sonuna kadar açtı. En iyi bilinen kişiler arasında, Katar camilerinde bir imam olarak öğretmenlik yapan ve hizmet veren Ahmed el Assal ve 1946’da Filistin’de İhvan kurucusu Hassan el Banna’ya kişisel asistan olarak görev yapan ve daha sonra Katar Milli Eğitim Bakanlığı İslam Araştırmaları Bölümü müdürlüğüne atanan Abdül Muhammed Abdel Sattar bulunmaktadır.

Bununla birlikte, Katar rejimi tarafından kabul edilen bütün İhvan şahsiyetlerinin en güçlüsü 1969 yılında Katar’a göç eden, 1970’lerde Katar Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi’ni kuran ve daha sonra özellikle 1990’lı yılların başından itibaren Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa’da hakim Katar ailesinin İhvan projesini yayma planları için kilit adam haline gelen Yusuf el Kardavi’dir.


ABD İRAN’I YİNE TEHDİT ETTİ
 

Rai al Youm
Başyazı

ABD başkanı Donald Trump, her açıklama yaptığında veya Ortadoğu’da özellikle de “İran Gulyabanisi” üzerine her tweet attığında Körfez ülkelerine yönelik “şantaj süreci” başlıyor. Bu strateji özellikle  Suudi Arabistan’a silah satarak ve yatırımlarla yüz milyarlarca dolar sağlayarak gerçekleşiyor ve genellikle başarılı oluyor.

Geçen gün ABD Başkanı bize İran ile en büyük altı devlet arasında Temmuz 2015’te imzalanan nükleer anlaşmasına dair açıklama yaptı. Bu anlaşmanın çok kötü olduğunu vurguladı. Anlaşmayı baltalayan balistik füze programı ve bölgenin güvenliğini tehdit eden hızlı hücum botları geliştirmesi nedeniyle yeni ekonomik yaptırımlar uygulayacağını duyurdu. 

İran’ın yanıtı hızlı bir şekilde geldi. Parlamento geçen Salı günkü oturumunda balistik füze programının geliştirilmesi için 260 milyon dolar yatırım kararı aldı. Bunun yanı sıra dış operasyonlarda uzmanlaşmış ve başında Kasım Süleymani’nin bulunduğu “Kudüs Gücü” için de 260 milyon ayrılması kararı aldı. 

Trump yönetimi füzelerin kendisini tehdit etmesinden korkmuyor. 2 bin kilometre menzilli bu  füzeler, işgal devleti İsrail’e ve herhangi bir sebepten dolayı savaş çıkması durumunda bazı Körfez ülkelerine  tehdit oluşturuyor.  

Washington belki de ilk kez hücum botları nedeniyle ekonomik yaptırımlar uygulayabilir. Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyoruz. 

Birincisi, Devrim Muhafızlarından intiharcıların ve özellikle “Kudüs Gücünün”  kullandığı bu hızlı ve küçük hücum botları, Amerikan uçak gemilerine ve savaş gemilerine büyük bir tehdittir. El Kaide benzer hücum botlarıyla 2000 yılında Yemen’deki Aden körfezinde ABD fırkateyni USS Cole saldırmış ve tamamen kullanılamaz hale getirmişti. 

İkincisi; Hücum botları, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerinin batı kıyılarında suyu tuzdan arındırma tesislerine karşı kullanılabilir. Körfez ülkeleri taze su ihtiyaçlarının yüzde 80’ini arındırma tesislerinden elde ediyor. Böylesi bir saldırı su krizine yol açabilir. 

Yeni ekonomik yaptırımların uygulanması tehdidi sadece İran nükleer anlaşmasını baltalamayacak. İran’ın intikam eylemlerine de neden olabilecek. Yemen’de, Irak’ta ve Suriye’de  vekalet savaşıyla ya da  6 bin ABD askerinin bulunduğu Irak’ta doğrudan saldırılar yoluyla.
 


ABD VE İRAN ARASINDA KISASA KISAS YAPTIRIMLAR

middle-east-online

ABD, İran’ın balistik füze programına karşı yeni yaptırımlarını duyurdu. Tahran karşıt eylemlerini duyurarak karşılık verdi.

Washington, Tahran’ın iki yıl önce imzalanan önemli bir nükleer anlaşmaya uyduğunu kabul etmesinden saatler sonra ABD ve İran, Salı günü İslam Cumhuriyetinin balistik füze programı üzerine, karşılıklı misilleme yaptırımlarını duyurdular.

ABD, yeni yaptırımlarını ilan ettikten sonra, İran da onları “seviyesiz” ve “yasa dışı” olarak nitelendirerek ve “İran halkına ve bölgedeki diğer Müslüman halklara karşı hareket eden Amerika’ya ve kuruluşlarına karşı” kendi yaptırımlarını ilan ederek karşılık verdi.

Devrim Muhafızları Ordusu’nun balistik füze programı sorumlusu General Amir Ali Hacızade “Amerikalılar  İslam rejiminin yeteneklerini ve gücünü zayıflatmak istiyorlar” dedi.

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Temmuz 2017 06:23
www.evrensel.net