Yeni Vizyon

Yeni Vizyon

"Sabaha karşı klavye tuşlarının çıkardığı sesler olduğundan binlerce kat daha gürültülü geliyordu. "

Dicle Ece BULUT
Galatasaray Lisesi

Sabaha karşı klavye tuşlarının çıkardığı sesler olduğundan binlerce kat daha gürültülü geliyordu. Bu işitsel işkenceye uykusuzluk ve günün yorgunluğu eşlik ediyordu.

Kadın kapıyı açar. İnce, beyaz parmakların arasında sıkışan kapı kolu görülür. Kamera, masada, önünde daktiloyla oturmakta olan adama çevrilir. Kapının kapanma sesini duyulur. Sokak, kadının ayaklarının hizasından gösterilir ve kamera kadınla birlikte ilerler. Adam sandalyesinde arkaya yaslanır.

“Hayır. Çok bilindik. Alışılmışın dışında olmaktan çok uzak. Tahmin edilebilir ve sıradan. Başka bir şey olmalı.”

Tamam.

Kadın, görüş açısından çıkar. Oturmakta olan adam gösterilirken kapının açılıp kapanma sesi duyulur. Sokak, kadının omzunun üzerinden gösterilir ve kadının profili sunulur.

“Yanlış, gereksiz beklenti yaratıyor. Belki de bu sahne tamamen atılmalı ve yerine daha çarpıcı ögeler içeren, seyircinin dikkatini çekecek bir sahne tasarlanmalı.”

İç geçirerek arkasına yaslandı. En ufak bir ayrıntıyı bile saatlerce düşünme cezasına çarptırdığı zihni yorgun düşmüştü. Bu yorgunluğun sonucunda ise hiçbir mükafat alamamış olması da cesaretini iyiden iyiye kırıyordu. Belki de hiçbir zaman beyaz perdeye aktarılmayacak olan filmi, daha yazılma aşamasında su koyuvermişti.

Dizüstü bilgisayarının odanın karanlığında parlayan ekranını kapattı ve bilgisayarını önündeki masaya yerleştirdi. Güneşin doğuşunu kehanet eden solgun bir ışık huzmesi pencerenin pervazına vuruyor, odayı aydınlatmakta ise epey yetersiz kalıyordu.

Gözlerini kapattı. Zor bir gece geçirmiş, saatler boyunca işe yarar fikirlerin izini sürüp durmuştu. Ortaya çıkardığı eserden hoşnut değildi. Yaratıcılık tükenince sahneyi işgal eden farkındalık dışı taklit duygusunun pençesinden kutulamadığını hissediyordu. Bunun bedeli ise filme çekildiği takdirde en az beş ünlü senaristin üslubunun taklit edildiği daha ilk sahneden anlaşılacak bir metin olmuştu.

Tutulmuş uzuvlarını esnetmek için ayağa kalktı. Bu andan sonra senaryosuna faydası dokunacak bir şey yapabileceğini zannetmiyordu. Aslına bakılırsa gönderdiği tüm stüdyoların otuz saniyelik bir gözden geçirmenin ardından çalışmasını çöpe yollayacağını biliyordu. Bu önsezi, daha yazmaya başlamadan kendini göstermesine rağmen denemeden pes etmeyi reddeden bünyesi, bu işe yaramaz çabaya girmesine neden olmuştu.

Yeryüzünün bu gölgeli parçasına gittikçe daha çok hâkim olmaya başlayan güneş, sokağı kaygısız bir ressamın tuvaldeki alelade bir darbesine benzetmişti.

Pencereye yönelip ellerini serin, mermer pervaza yasladı. Aralık camdan gelen tan kokulu rüzgârın gizemli bir davetkârlığı vardı. Bir anda içini dışarı çıkmaya yönelik amansız bir istek doldurdu. Bu karanlık mahzenden, umutsuzluğun ve ilhamsızlığın yuvasından uzaklaşmalıydı. Her şey fazla tanıdıktı, her şeyi çok iyi biliyordu.

Evden çıkıp sokakta yürüyen bir kadın mı tasvir etmek istiyordu? Bunun için kapıyı açmayı, çıkmayı, kapıyı kapatmayı, merdivenlerden inmeyi ve sokağa adım atmayı unutması, ardından yeniden öğrenmesi gerekiyordu.

Dış kapıya gitti. Hiçbir zaman sahip olmadığı ince, kırmızı tırnaklı parmaklar kapının kolunu kavradı. Gözlerini az önce kalktığı, şimdi ise yazdığı karakterin oturmakta olduğu sandalyeye çevirdi. Adam, çerçevesiz gözlüğünün ardından gözlerini hızlı hızlı kırpıştırarak ona bakıyordu.

Dikkatini yeniden kapı koluna çevirdi. Onu çok iyi tanıyor, işlevini yerine getirmek için ne kadar güç uygulaması gerektiğini adı gibi biliyordu. Ama umutsuz taklidin akıntılı sularına kapılmamanın tek yolu yeniden öğrenerek özgün bir bakış açısı geliştirmekti. Kendi gözlemini kendi yapmak zorundaydı. Aksi takdirde yazacağı karakter hep başkalarının kapısını açıyor, başkalarının sokağına adımını atıyor olacaktı.

Temkinli bir şekilde kapı kolunu çevirdi. Çıkardığı en ufak bir gıcırtı, parlak yüzeyinin üzerindeki her bir çizgi ona keşfedilmeyi bekleyen bir yabancı gibi geliyordu. Kapı sonunda açıldı. Aynı temkinli tavırla kapıyı araladı ve eşikten dışarı adımını attı.

Ortama yabancılaşmaya çalışan zihni, aniden yanan sensörlü lambaya irkilmeyle karşılık verdi. Merdiven boşluğuna eğildi. Tek bir lambanın ışığı ancak aşağıdaki bir iki katı görünür kılmıştı. Bu tedirgin edici merdivenin döne döne nereye indiği meçhuldü.

Önüne bakarak dikkatlice merdivenlerden inmeye çalıştı. Öğrenmeye açılmakta olan zihni, merdivenlerden inme kavramının üzerine beyaz bir örtü örtmüş, eylemi çözümlemeyi de ona bırakmıştı. Önce yavaş yavaş, sonra hızlanarak merdivenlerden indi. İnerken ayağında tıpkı karakterindeki gibi bir topuklu ayakkabı varmışçasına parmaklarının ucunda, apartman boşluğunda yankılanmakta olan tıkırtıya kulak veriyordu.

Apartman kapısına vardı. Fazla odaklanmaktan ve virajların keskinliğinden dolayı başı dönüyordu. Birkaç saniye içinde kendine gelince daha önce hiç görmemiş gibi ağır, demir kapıyı ölçüp biçmeye girişti. Bugün yerleşik düşünceleri bir kenara bırakma ve zaten ona aşikâr olan olguları yeniden sorgulama günüydü.

Eskisi gibi keyif alabilmek için her şeyin yıkılıp yeni baştan yapılması gerekiyordu. Eğer bir temel çürükse ya da artık iş görmüyorsa, bu üzerine birkaç kat daha eklenerek çözülemezdi. Bakış açısında, çevreyi görüşünde senaryonun başarılı olmasını engelleyen yıpranmış temeller vardı.

Kapı aniden açıldı. İçeri ellilerinin ortasında, kırışık suratlı ve ağır hareket etmesiyle meşhur bina görevlisi girdi. Görevli, girişin ortasında şaşkın gözlerle etrafı izleyen apartman sakinini görünce yadırgayan bir tavır takındı. Aslına bu tavır, her şeyi yeniden öğrenmekte olduğundan ona bir şey ifade etmemişti. Geçerken başıyla selamlayan adama yine aynı nedenden dolayı karşılık vermedi. Bina görevlisi geçip gittikten sonra adamın yaptığı selamlama hareketini kendi kendine tekrarladı.

Kapıya yaklaştı. Öğrenilmişliğe dayalı varsayımlarını sıfırladığı için kapı ona çok ağır geldi. Omzuyla iterek açtı ve daha insanların acelesiyle kirletilmemiş taze sabah rüzgârının tüm bedenini sarmasına izin verdi.

Ani bir kararla çıktığından ceketini yukarıda bırakmıştı. İkinci rüzgâr dalgasıyla kemiklerine kadar ürperdiğini hissetti. Sokağa çıktı. Ayağının altındaki pürüzlü ve düzensiz kaldırım taşları, parmak ucunda yürümesiyle birleşince tehditkâr bir güvensizlik hissi yaratıyordu. Senaryosundaki kadın gibi rüzgârla dağılmış saçlarını tek bir jestle düzelterek yürümeye koyuldu.

Etrafa yirmilerinin ortasında, sinirleri oldukça bozuk ve muhakeme yeteneğini önemli ölçüde yitirmiş bir kadın gibi bakmayı denedi. Görüntüler bulanıyor, ışıklar kırılıyordu. Nefesi ve kalp atışları hızlanmıştı. İhanetin, kandırılmışlığın ve belki de hayal kırıklığının vurucu dalgalanması, bedeninin tepeden tırnağa titremesine neden oluyordu.

Kaldırımları bir an için yukarıda, masada oturur vaziyette bıraktıkları adamın bakış açısından gördü. Kadın çıkar çıkmaz yerinden fırlayıp pencereyi açmıştı. Şimdi ise beline kadar dışarı sarkmış, uzaklaşan figürü görmeye çalışıyordu.

Yolun karşısında kepenklerini açmakta olan bir dükkan sahibi vardı. Sokakta fırtına gibi esmekte olan erkenciyi görünce başını kaldırıp baktı. Garip bir şekilde yürüyordu ve abartılı hareketlerde bulunuyordu. Fazla üzerinde durmayıp kepenkle uğraşmaya döndü.

Bir buçuk saattir mesaide olan belediye çalışanı yerleri süpürmeyi bırakıp süpürgesine yaslandı. Öfkeyle közlenmiş bir çift göz kendisininkilerle buluşunca da süpürgesini tekrar eline aldı ve işe koyuldu. Deli midir nedir.

Bu saatte sokaklar, çok fazla kişiye ev sahipliği yapmazdı. Köşedeki çöp tenekesinin daimi müdavimlerinden bir kedi, adrenalin kokusu her yerine sinmiş bu insanın ayağına dolanmamak için çevik bir hareketle tüydü.

Sabah gezmesinin tadını çıkaran bir köpek, geçen kediyi görünce havladı. Senarist yerinden sıçradı. Köpeğinin korkuya neden olduğunu fark eden sahibi tasmasını biraz çekerek köpeğin hareket alanını kısıtladı.

“Özür dilerim. Normalde hiç böyle yapmaz. Kediden rahatsız oldu.”

Adama baktı. Yüzüne hafiften mahçup bir ifade vardı. Zoraki anlayışla doldurduğu bir sesle “Önemli değil.” dedi ve yürümeye devam etti.

Bir köşeyi daha geçince aniden durdu. Sahne buraya kadardı. Olay akışına göre buradan sonra mekân ve karakterler değişiyor, kurgunun başka bir boyutuna geçiliyordu. Rolden çıktığını ve adım adım kendi benliğine döndüğünü hissetti. Geldiği yöne baktı. Şimdi eve koşup deneyimin etkisini yitirmeden her şeyi yazmalıydı.

www.evrensel.net