Propaganda aracı olarak futbol

Propaganda aracı olarak futbol

İsveç’te yayımlanan ‘Propaganda futbolu’ kitabı beğeni toplayan Siyaset Bilimci, Gazeteci-Yazar Ekim Çağlar’la futbol ve siyaset ilişkisini konuştuk.

Murat KUSEYRİ

Siyaset Bilimci, Gazeteci-Yazar Ekim Çağlar’ın İsveççe yayımlanan “Propaganda Futbolu” adlı kitabı İsveç medyasında olumlu eleştiriler aldı. İsveç’te ilk kez politika ile futbol arasındaki ilişkiyi ele alan kitabında Çağlar, dünya çapında tanınmış 49 futbolcu, antrenör ve hakemin yaşamlarından yola çıkarak futbolun kitleleri yönlendirmek amacıyla nasıl kullanıldığını gözler önüne seriyor.
Çağlar'la yayımlanan kitabını konu alan bir söyleşi gerçekleştirdik.

Siyaset Bilimci, Gazeteci-Yazar Ekim ÇağlarFutbol ile siyaset arasındaki ilişkiyi ele alan bir kitap yazma düşüncesi nasıl oluştu?

Babamın futbola bakışı beni çok etkiledi. Maçları beraber izlerken takımların sosyal ve tarihi geçmişini, mesela hangi takımın işçi takımı olduğunu maç izlerken anlatırdı. Bu nedenle her zaman futbolun benim için siyasi bir boyutu vardı. Bir futbol kulübü sadece renklerinden ve armasından ibaret değildir. Maçlarda takımın geldiği ilin kültürünü, bireylerin geçmişini de öğrenmeye çalışırım. Tüm bu öğrendiklerimi başkalarıyla paylaşmak için böylesi bir kitabı yazmaya karar verdim.

Kitabınızda yaşam hikayelerini ele aldığınız futbolcuları seçerken neleri ölçü aldınız?

Siyasi olmalarını ölçü aldım. Öne çıkmış 300 futbolcu hakkında yıllar süren araştırmalar yaptım. En önemlilerinin yaşamlarını ele aldım. Siyasi futbol tarihini anlatabilmek için hangi bireyleri ele alacağımı belirledim. Örneğin kitabımda Türkiye'den 4 kişiyi inceledim. Onların etrafında Türkiye'nin son 80 ve 90 yılını anlatabilmek için bu oyunculardan yola çıktım. Metin Kurt’u anlatırken devrimciliğini ve ‘68 hareketini ele aldım. AKP ve Gülen arasındaki ilişkileri de Hakan Şükür’ü ele aldığım bölümde anlatmaya çalıştım. Amedsporlu Deniz Naki’yi anlattığım bölümde de Türkiye’deki Kürt sorununu yansıtmaya çalıştım.

FUTBOL VE SİYASET HER ZAMAN İÇ İÇE

Futbol ve siyaset arasındaki ilişki hakkında neler düşünüyorsunuz?

Futbol her dönem siyasetin bir aracı olarak kullanıldı. Spor etkili bir propaganda aracı olabilir. Hakim sınıflar ve diktatörler tarafından kullanıldığı gibi özgürlük hareketleri tarafından da kullanılmıştır. 1950-60'larda Cezayir'in özgürlük savaşı sırasında halk ordusunun uluslararası maçlar oynayan bir futbol takımı vardı. Bu maçlar sayesinde kurtuluş cephesinin talepleri futbol üzerinden de gündeme taşınıyordu. Futbol aynı zamanda özgürleştirici bir hareket de olabiliyor.  Futbolla siyaset her zaman iç içedir. Şu anda kapitalist sistem içinde futbolun ne kadar siyasi amaçlarla kullanıldığını görüyoruz. UEFA ve FIFA gibi federasyonlar Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler kadar güçlü ve neredeyse onlar kadar politik örgütlerdir. Futbolda aradığınız herşey var; mafya, siyasi rant, ırkçılık vs. Toplumda ve siyasette olan her şey doğal olarak futbola da yansıyor.

Hakim sınıflar ve siyasi iktidarlar futbolu nasıl kullanıyor?

Futbolu her zaman propaganda, iktidarlarını sağlamlaştırmak ve popülaritelerini artırmak için kullandılar ve kullanmayı sürdürüyorlar. İtalya milli takımı, 1930'lu yıllarda iki kez dünya şampiyonu oldu. Mussolini çok bilinçli bir biçimde takımın başarılarını kullandı. Oyuncular şampiyonlukları askeri üniformalar giyerek kutladı. İtalyan halkının üstünlüğünü, takımın faşist parti ve rejime yakın olduğunu göstermek için bunu yaptılar.

Günümüze gelirsek Silvio Berlusconi gibi bir örneği var. İş adamıydı, büyük medya organlarını satın aldı. 1986 yılında da Milan takımının başına geçti. Böylelikle karizmatik bir lider ortaya çıktı. Halka ulaşmak ve popülaritesini artırmak için takımı kullandı. Kurduğu partiye bir futbol sloganı olan Forza İtalia (Yaşasın İtalya) adını verdi. Böylelikle futbol, medya ve siyaset dünyada ilk kez birlikte kullandı. Milan takımının başarıları sayesinde halkta “Bu adamın elinden iş gelir” algısı oluşturuldu. 1990'lı yıllarda futboldaki başarısını siyasi olarak kullanarak iktidara geldi.

Arjantin'de de benzeri gelişmeler oldu. Mauricio Macri adlı bir iş adamı 1990’lı yıllarda Boca Juniors takımının başkanı oldu. 2000’li yıllarında siyaset sahnesine çıktı ve şu anda ülkenin cumhurbaşkanı. Bu futbolun ne kadar etkili bir siyasi platform oluşturduğunu gösteriyor.

FUTBOL, KİTLELERE ULAŞMAK İÇİN BİR ARAÇ

Futbol sol siyasi hareketler tarafından kitlelere ulaşmada bir araç olabilir mi?

Tabii ki olabilir. Bu konuda pek çok örnek var. 1970-80'li yıllarda Brezilya’da Corinthians takımı cuntaya karşı “Corinthians demokrasisi”ni oluşturdu. Takım içinde tam olarak demokrasiyi gerçekleştirdiler ve tüm kararları tartışarak aldılar. Bunu dışarıya yansıtarak cuntaya karşı demokrasi mücadelesi başlattılar. Bu oluşumun başını çeken solcu futbolcu da Socrates'tir.  Corinthians futbolu eğemenler ve cuntaya karşı demokrasiyi güçlendirmek için değerlendirdi. Bunun gibi örnekler fazlasıyla var.

Askeri cunta, 1978’de Arjantin’de Dünya Kupası’na çok yatırım yaptı. Arjantin şampiyon oldu. Ama takımın antrenörü Cesar Luis Menotti kupayı askeri cuntanın lideri Jorge Rafael Videla’dan alırken elini sıkmadı. Bu, binlerce insanın katliamından sorumlu cuntaya karşı tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir tepkiydi.

Şili’nin en tanınmış oyuncularından biri olan Carlos Caszely de 1974 yılında cunta lideri Augusto Pinochet’le el sıkışmadı. Bunu bir korku rejimine karşi bir sivil itaatsizlik eylemi olarak algılayabiliriz. Bu tavırlar bir biçimde takım, tribünler ve halka yansıyordu. Bir sosyalist olan Caszely’nin jübile maçı cuntaya karşı büyük bir gösteriye dönüştü çünkü bu oyuncu artık muhalefetin simge ismi olmuştu.
Tüm bu olanlar cuntaya karşı çıkışın mümkün olabileceğini geniş yığınlara göstermesi açısından önem taşıyor.

TÜRKİYE’DE FUTBOL VE SİYASET

Türkiye’de de benzeri gelişmeler yaşandı mı?

Türkiye'deki durumu Amedspor üzerinden ele almak gerekir. Bir futbol kulubünün muhalif bir imajı olması egemenleri korkutuyor. Amedspor’un maçlarında fazla şiddet olmamasına karşın sık sık taraftarsız oynama cezası veriliyor. Türkiye’de AKP lehine siyasi mesajlar veren futbolcular ceza almadığı gibi ödüllendiriliyor. Ama Deniz Naki, baskıya karşı sosyal medya paylaşımları yapınca hakkında dava açılıyor. Amedspor’a olanlar sporun ne kadar siyasileştiğini gösteriyor.

Gezi eylemleri sırasında bazı takımların taraftarlarının direnişte yer almalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Buna biraz kişisel cevap veriyor olabilirim çünkü hem Geziciyim hem de Beşiktaş taraftarı ama şöyle bir dinamik var:
Birinci olarak; dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de takımlar örgütsel güç taşıyor. Bu her zaman siyasi değildir ama içinde farklı siyasi mekanizmalar vardır. İki haftada bir takımı kendi sahasında maç yapar. Taraftar maça katılmak için seferber olur. Taraftar olmak örgütlenmektir diyebiliriz. İşçi sınıfı nasıl 1 Mayıs’larda seferber oluyorsa taraftarlar da maçlarda seferber olur. Bunu sık sık yaptığı için örgütlenme alışkanlığı ve deneyimi vardır. Gezi olayları sırasında taraftarların bu deneyimleri eylemlere yansıdı.
İkincisi: Taraftarlar her zaman iyimserdir. Takımının kazanacağına inanır. Her zaman takımının kazanacağı umuduyla stada gider. Bu taraftarlara enerji verir, taraftar kolay kolay yılmaz. Bence taraftarlık kültüründe olan sevgi ve seferberlik dünyanın en temiz dugusudur. Çünkü karşılık beklemeden büyük fedakarlıklar yapmaya ve belki de yaşamını vermeye hazırlar.

Üçüncüsü: Taraftar jargonu etkileyicidir, yaratıcıdır. Heyecan veren slogan ve tezahürat yapan bir tribüne veya harekete kitleler yakın olmak ister.

Son olarak da sporda şiddet vardır. Bu nedenle de taraftarların deneyimleri vardır. Biber gazının etkisini hafifletmek için ne yapacağını bilir. Copun ve dayağın ne olduğunu bilir. Tüm bunlardan dolayı da Gezi olayları sırasında barikatların en önünde yer almaları normaldır. Aynı şey Arap Baharı sırasında Mısır'da da yaşandı. Tahrir Meydanı'nda el Ehli ve Zamalek takımlarının taraftarları en ön saflarda yer aldı.


Kitabınızda Metin Kurt’a da yer vermenizin nedenleri anlatır mısınız?

Metin Kurt ‘68 gençliğinin Türk futbolundaki temsilcisidir. Kurt, Türkiye sporunun Deniz Gezmiş'idir bile diyebiliriz sanırım. Siyasi mücadelesi futbol kariyerini olumsuz etkilemiştir. Spor emekçilerinin haklarını almaları ve sendika kurma mücadelesine önderlik etmiştir. Kurt’u ve mücadelesini anlatmak Türkiye'deki futbolunun siyasi dengelerinin anlaşılması bakımından oldukça önemli.

İsveç ve Türkiye'de siyasetçilerin futbola bakışlarında bir farklılık var mı?

İsveç'te parti ve siyasetçiler spor ve futbolu kullanarak siyasi puan toplamaya çalışmıyor aynı derecede. Türkiye’de siyasetçiler sporu siyasi amaçları için kullanmak için azami çaba harcıyorlar. Mesela Osmanlıspor, bayrağıyla, mehter marşıyla ve sloganlarıyla yeni Osmanlılığın temsilcisi, bir AKP ürünüdür. Ve bu takım AKP 'ye yakın kişiler ve Gökçek ailesinin çabalarıyla kuruldu.

İsveç'in Türkiye'den farkı burada değişik göçmen gruplarının kendi takımlarının olması. Birinci Ligde oynamış olan iki Asuri-Süryani takımı Syrianska ve Assyriska var, Kürtlerin Dalkurd, Türklerin Konyaspor gibi takımları var. Bu da siyasi anlam taşıyor elbette, ama siyasi futbol farklı ülkelerde farklı şekil alıyor.
 

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.