4 ay 3 hafta 2 gün

4 ay 3 hafta 2 gün

Kimilerine göre hedefine ulaşan gündem değiştirme manevraları, kimilerine göre muhafazakarlaşan Türkiye’nin yeni bir tezahürü, kimilerine göre ise devletin kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün bir devamı… Günlerdir konuşuyor, susuyor, anlatıyor, örnekler veriyor

Suncem Koçer

Kimilerine göre hedefine ulaşan gündem değiştirme manevraları, kimilerine göre muhafazakarlaşan Türkiye’nin yeni bir tezahürü, kimilerine göre ise devletin kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün bir devamı… Günlerdir konuşuyor, susuyor, anlatıyor, örnekler veriyor, protesto ediyor, tepki gösteriyoruz. Peki aslında yeni olmayan bu tartışmalar sinemaya nasıl yansıyor? Kürtaj tartışmalarına sinemanın açtığı pencereyi ararken karşılaştığımız filmlerin ilki için Romanya’ya gidiyoruz.  

Yasak üzerinden devlet tahakkümü

4 Ay 3 Hafta 2 Gün, seyirciyi 1987 Romanya’sına götüren yönetmen Cristian Mungiu, iki kadın karakter üzerinden kürtaj konusunu ele alıyor. Gayri yasal şekilde kürtaj yaptırmak zorunda olan üniversite öğrencisi Gabita ve hem kürtaj işleminin hem de yasak üzerinden kadın bedeni üzerinde kurulmuş devlet tahakkümünün duygusal yükünü sırtlanan arkadaşı Otilia’nın gerçek zamanlı çekilmiş hikayesi, bir solukta izleniyor ama umutlanmaktan çok uzak bir yerde bırakıyor bizi.   Filmi çerçeveleyen bir mesele olarak Romanya’da dönemin kürtaj düzenlemesini not edelim. Romanya’da kürtaj 1966’da çıkan bir yasayla yasaklanır. Yasaklamanın sonucu ise kürtajın azalması olmamıştır. Kürtajın yasak olduğu yıllar boyuna istemedikleri gebeliklerden kurtulmak için yasa dışı, sağlıksız yollara başvurmak zorunda kalan 500 bin kadın hayatını kaybetmiştir. 1989’da kürtaj yeni bir düzenlemeyle serbest bırakılmıştır. Romanya’da kürtajın yasak olduğu dönemde rejim karşıtlığı ve asilik olarak ta algılandığını düşünecek olursak 4 Ay 3 Hafta 2 Gün filminin Otilia karakterinden güç alarak karanlık ve ümitsiz bir mekanda geçen bir direniş öyküsü olarak değerlendirilmesi de şaşırtıcı olmuyor. Eksilikten dökülen bir üniversite yurdunda herkes imtihanlara hazırlanırken, aynı odayı paylaşan iki üniversite öğrencisi bir sır üzerinden kader arkadaşı olmuştur. Gabita nereye olduğunu bilmediğimiz küçük bir seyahate hazırlanmakta, Otilia da O’na yarım etmektedir. Sigaranın ve parfümün karaborsadan tüketildiği bir yaşamda, Gabita ve Otilia’nın birbirine zıt karakterleri ilk sahneden itibaren karşımızda durur. Klostrofobik öğrenci yurdu odasında kırılgan ve

saf görünümlü Gabita ile girişken ve asi görünümlü Otilia’nın bir planı uygulamaya koymak üzere olduklarını görürüz. Gabita Otilia’ya ‘Para işini sen halleder misin? Ben bahşiş vermesini bile bilmiyorum’ der. Gabita’nın ricası halledilemeyecek çok büyük bir iş değildir görünüşte. Otilia, Gabita’nın önceden rezervasyon yaptırdığı otel odasını kiralayacak ve Gabita’nın verdiği adreste Bay Bebe ile buluşup, onu otele getirecektir. Bay Bebe Gabita’ya kürtaj yapacak, istenmeyen bu gebelikten O’nu kurtaracak, Otilia O’na parasini verecek ve sessiz sakin ve gizli bir biçimde bu kabus sona erecektir. Öyle olmaz. Planlarının her aşamasında kesif bürokrasi, derin sınıf çelişkileri, kadın bedeni üzerinde hüküm süren devlet, aile, sevgili ve bilim karşısına çıkar karakterlerin. Daha doğrusu bu çelişkilerle kafa kafaya çatışmak zorunda kalan Otilia’nın. Zira Gabita duymamayı, görmemeyi, sorumluluğu Otilia’ya devretmeyi seçmiştir. Kürtajcı Bay Bebe ile pazarlık esnasında masaya bedenini koyan Otilia’dan sonra Bebe’nin tecavüzüne uğramaktan kurtulamaz yine de Gabita. Otilia bir yandan

Gabita’yı diğer yandan erkek arkadaşını, erkek arkadaşının kendisini aşağılayan ailesini, otel görevlilerini, Bay Bebe’yi idare etmek zorundadır. Gabita fetusu düşürdüğünde ölü fetusu yok etmek yine Otilia’nin görevidir.  Fetusu atacak bir yer ararken Otilia’yi arkasından takip eden aktüel kamera devletin, erkeğin, ailenin O’nun üzerindeki gözü gibidir. Uzun sahneler, az ışıklı sokaklar, karanlık koridorlar, kamera hareketleri ile belgesel hissi yaratan filmde kürtajın ‘yasaklayalım da nüfusumuz artsın’ kadar basit olmadığını anlatıyor yönetmen. Ölen, sakat kalan kadınlar… Karaborsa üzerinden sömürülen insanlar…  Toplumsallığın dışında yaşanmaya mecbur bırakılan hayatlar… 4 Ay 3 Hafta 2 Gün Çavuşesku Romanyası’nda yasaklı kürtajin bedeli ve kadın bedeninde eril devletin eli üzerine bir film…  

Kaybedecek Vakit Yok

2007 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye alan, aynı yıl New York Film Festivali’nde gösterilen filmin Oscar’a en iyi yabancı dilde film kategorisinde aday gösterilmemesi Amerikan basınında tartışmalara neden olmuştur. Kürtaj tartışmalarının yaşam hakkı ve tercih hakkı üzerinden sıklıkla hararetlendiği Amerika’nın en önemli sinema etkinliği olan Akademi ödüllerinde uluslararası başarısına rağmen bu filmin yer almamasının arkasında filmin tartişmalı ölü fetus sahnesinin olup olmadığı hala zihinlerde dolaşan bir sorudur. Bir ropörtajında Cristian Mungiu bu sahneyle ilgili şunları söylemiştir: “Karakterler bütün film boyunca bununla uğraşıyor. Fetusu göstermemek bence yanlış olurdu. Sahne uzun diyorlar, bir dakika sürüyor diyorlar ama uzun değil aslında. Oyuncu repliğini bitirene kadar, yani sadece 14 saniye görüyoruz fetusu. Ama burada başka bir mesele var. Ben de dahil olmak üzere Romanyalılar’ın Amerika’daki kürtaj karşıtlarının söylemlerine uzak olmamız. Kürtajın artık herhangi bir şekilde mesele olmadığı bir ülkeden geliyorum. Tuhaf ama başka pek çok sorunu olan bir ülkeden bahsediyorum. Bu konularda kaybedecek vakit yok.” Kürtaj konusunu ele alan başka filmleri önümüzdeki sayılarda okumaya devam edeceksiniz.

Dergimizin sayfalarını pdf olarak görüntülemek için tıklayın

www.evrensel.net