Bundan yüz sene evvel …

Bundan yüz sene evvel …

Şimdi bundan yüz küsür sene evveliyatından bahsediyoruz.

Zamanın birinde bir ülkede despot otokratik bir saray iktidarı varmış. Bu iktidar döneminde dünya genelinde bir paylaşım savaşına doğru bir gidiş söz konusuyken, bu paylaşımdan bir pay kapmak amacıyla bu ülkeyi yönetenler hışımla sağa sola saldırmaktaymış. Emperyalist savaş politikaları adına geniş halk yığınlarına “savaşın ne denli gerekli olduğundan, vatan topraklarının savunulmasından ve süper güç olma” safsatalarından bahsedilirmiş. “Dış düşmanlar ve iç düşmanlar” devleti yönetenlerin dilinden düşmezmiş. Sözde bir parlamento varmış, çoğu zengin kesimlerin temsilcileriymiş. Seçilmiş milletvekilleri tutuklanıyormuş. Parlamentodan kavgalar eksik olmuyormuş. Kendine din adamı diyen hurafeci tipler, devlet yönetiminde giderek söz sahibi oluyormuş. Savaş nedeniyle göç etmek durumunda kalan gruplar halinde insanlar gittikleri yere ekonomik ve toplumsal alanda düzensizliği getiriyorlarmış. Devletin otokratik yönetiminden rahatsız olan liberal kesimler ise halk hareketinden çok korktukları için mecburen otokrasinin safında yer alıyorlarmış. Hangi ülkeden bahsediyoruz sizce?

ANLATILAN KİMİN HİKAYESİ?

Çok tanıdık geldi pek çoğumuza değil mi? “Anlatılan senin hikayendir” demiş ya Marx. Bunda kesinlikle haklı ama şimdi bundan yüz küsür sene evveliyatından bahsediyoruz. Bahsettiğimiz ülke ise dönemin Çarlık Rusya’sı. 1914-15’li yıllarda Fransız ve İngiliz emperyalizminin safında savaşa giren Çarlık rejimi halkları sonu görünmez bir bataklığa sürüklüyordu. Dış düşman diye Almanlardan, iç düşman diye Yahudilerden dem vuran Çarlık tam bir tek adam rejimiydi. Büyük burjuvazinin ve toprak sahiplerinin desteğini arkasına alarak emperyalist yayılmacı politikalar güden ve buna karşı olan tüm güçleri ezmeye çalışan bir rejimden bahsediyoruz. Sözümona parlementoda da ( Duma ) çoğunluğu burjuvazinin ve toprak sahiplerinin temsilcileri oluşturuyordu. İşçi sınıfının seçilmiş bolşevik milletvekilleri seçilmelerinin üzerinden çok geçmeden tutuklanmıştı. Rasputin gibi hurafeci, şaklaban bir adam tarikatının etkisiyle Çarlık sarayına kadar girmiş, bakanların atanmasına kadar söz sahibi olmuştu. Emperyalist savaşla birlikte halk en büyük bedeli ödeyen kesimdi. Milyonlarca insan cephede, cephe gerisinde olanlar ise açlık ve kıtlık yüzünden hayatını kaybediyordu. Bu süreçte dönemin bolşevikleri ise emperyalist savaşın önlenmesi için geniş propaganda ve ajitasyon çalışmaları sürdürüyor, bir yandan da ortaya çıkan çelişkilere bağlı olarak asıl savaşın Rus burjuvazisine ve Çarlık otokrasisine karşı sürdürülmesi gerektiğini söylüyordu.  Bunu yalnızca söylemekle yetinmeyen Bolşevikler, işçi sınıfının içinde giderek güç kazanıyor ve insanlık tarihinin en büyük “bilinçli” eylemi olan 1917 Ekim Devrimi’nin yaratıcılarından biri oluyorlardı.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEME DAİR

Bu kısa anlatıyla önümüzdeki döneme dair bir bağlantı kurmak istesek ne gibi sonuçlar çıkarabiliriz, yine kısaca değinmeye çalışalım. Savaş politikalarının dünya genelinde arttığı, emperyalistlerin Asya-Pasifik’ten Orta Doğu’ya; Afrika’dan Avrupa’ya ilişkin giriştikleri paylaşım yarışı tüm hızıyla ve gerginliğiyle devam ediyor. Emperyalistlerin arkasında birer leş kargası gibi kendi payına düşecek olanı bekleyen devletlerden de yine söz edebiliriz. Büyük bir paylaşım savaşı, ve buna bağlı bölgesel savaşların artmasına dair tehlikeler sürmektedir. Ülkemiz emperyalist kapitalist çelişkilerin de giderek arttığı bir yere doğru ilerlemektedir. Kürt sorunu giderek egemen sınıfların planlarından farklı bir noktaya gitmektedir. Ülke emperyalistler ve egemen sınıfların politikaları nedeniyle hiç olmadığı kadar bölünmeye doğru ilerlemektedir. Burada Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü kaçınılmaz tek seçenek olarak bizim de arkasında saf tutup örgütlemeye çalıştığımız bir yerde durmaktadır. Tek adam rejiminin inşası noktasında dizginsiz bir saldırı sürecini yaşama ihtimalimiz bir hayli yüksek. Tam da bu noktada gençlik en kitlesel biçimde bugününe ve geleceğine sahip çıkmak için bir adım daha ileriye çıkmalıdır. Referandumun en net sonucu gençliğin sorunlarına AKP’nin ve tek adam rejiminin derman olamayacağının geniş gençlik kitlelerince çok net bir şekilde daha anlaşılır hale gelmesidir.  Tek adam rejiminin çeşitli uygulamalarıyla halk kitlelerinin daha fazla karşı karşıya kalması muhtemel önümüzdeki dönemde “topu 2019’a atmadan” bugünden tutum almak zorundayız.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.