Ağaçlar da ağlar dalları kırılınca

Ağaçlar da ağlar dalları kırılınca

Özer Akdemir, mermer ocağı sahiplerinin azmettirmesiyle öldürüldüğü iddia edilen yaşam alanı savunucuları Ali ve Ayşin Büyüknohutçu’yu yazdı.

Özer AKDEMİR

Mermer ocağı sahiplerinin azmettirmesiyle öldürüldüğü iddia edilen yaşam alanı savunucuları Ali ve Ayşin Büyüknohutçu’yu Özer Akdemir yazdı. 

Ne kadar da bildik, tanıdıklar. Hiç karşılaşmadık ikisiyle de ama sanki her gün görüşüp selamlaşmışız gibi aşina yüzleri. Yaşam dolu sevecenlikle bakan gözler, ne kadar da candan gülümsüyorlar.  Karıncaya kıyamayan, zeytin dalı incindiğinde ağlayan, dağların mavi dumanına, ormanların fısıltılı koyuluklarına aşık iki dost, iki can yoldaşı... 

Bir haftayı geçti, çok sevdikleri kara toprağın bağrına gömdük onları. Uğruna canlarını verdikleri yeşile karıştılar, börtü böceği oldular doğanın. Göğüslerinde, kurşun yaralarından incecik bir kan sızıyor toprağa hala. Gözleri yarı aralık, murat alamayanların, mutlanamayanların onmaz acısıyla tam kapanmamış. 

Antalya’nın, Finike’nin canım sedir ormanlarını korumak için çırpınıp duran dünya güzeli bir çift. “Ali babanın çiftliği”nden çıkıp her gün, sedir ormanlarının güneş görmeyen kuytuluklarında yürüyen, onlara yarenlik eden, onların derdini dert bilen güzel insanlar şimdi yok! 

*** 

Alacadağ’da, Gökçeyaka’da, Adala ve Kızılcık’ta, mermer ocağı için asırlık sedirlere kıyılırken, bu vahşete, katliama sessiz kalmamıştı Ali ve Ayşin Büyüknohutçu. Açtıkları davalarda, katıldıkları söyleşilerde, çıktıkları televizyon programlarında hiçbir kural, hiçbir yasa tanımadan yapılan bu orman katliamını anlatıp durdular. Kar hırsından başka gözleri bir şey görmeyenlere karşı yaşamı savundular hep. Çünkü yaşam savunucusuydular. 

Çok tehdit aldılar. Tazminat davaları ile yıldırılmaya çalışıldılar. Yılmadılar. Ne arkalarında güçlü para babaları, ne eli silahlı adamları, ne devletin gücü vardı. Bunların hepsi karşılarındaydı. Hepsi parmak sallıyor, namlunun ucunu gösteriyordu onlara. Ne yasa, ne anayasa dinliyordu arkalarına hükümeti, devletin tüm kurumlarını alan patronlar. Sırtlarını en yükseğe dayamışlardı. Cesareti de oradan alıyorlardı. Kim takar ki ormanı, ayıyı, sincabı, kurdu, kuşu, insanı…

*** 

“Eyyy, her yatırıma karşı çıkan, arkasındaki dış güçlerle atıp tutan, ipsiz sapsız, çalışmadan entel dantel işlerle uğraşan çevreciler! Siz kimsiniz yaa! Kendinizi ne sanıyorsunuz? Yaptığımız her şeye karşı çıkıyorsunuz. Köprüye, havaalanına, otoyollara, nükleer santrale. Çevreciliği sizden öğrenecek değiliz! Çevrecilikse biz çevrecinin daniskasıyız. Siz çevreci filan değil çapulcusunuz. Sermaye düşmanısınız! Haddinizi bilin! Siz kimsiniz yaa!..”

*** 

Mermerci şirket patronunun tuttuğu iddia edilen kiralık katil tanıdıktı. Evlerinde konuk edip, çay içtikleri, sohbetlerine kattıkları komşu köylüleriydi. Kapılarına karısını da alıp gelmişti katilleri. Buyur ettiler evlerine ve bu onların sonunu hazırlayan ilk adımdı. Avcı keşfini yaptı. Nasıl eve gireceğini, nerede vuracağını, nasıl kaçacağını hesapladı bir bir. 

“Karısını vurmayacaktım. Ama bahçeye girdiğimde gözüme ışık tutunca ateş ettim Ali Amcaya. Kadın çığlık atıp ona doğru koşunca onu da vurdum. Sonra kaçtım”. 

Savcılıkta verdiği ifadede bunları söyledi katil zanlısı Ali Yumaç. Cinayetin ardından ilk yakalandığında eve hırsızlık amacıyla girdiğini, çifti öldürdükten sonra 2 bin liralarını alıp kaçtığı anlatmıştı. Sonra soruşturma biraz daha derinleştirildiğinde, sorgu, şüpheler, arka planda cinayetleri azmettiren birileri olup olmadığına yoğunlaştığında itiraflar geldi; 

“Beni ‘Çirkin’ tuttu. Adını bilmiyorum. Mermer ocağından tanıyordum. Birgün beni yanına çağırıp , “cebin de paran var mı’ dedi. Yok dedim. Bu şahsı vuracaksın, 50 bin lira alacaksın. Bu bizim ocakları kapattırdı, biz de onun ocağını söndüreceğiz’ dedi. 3 bin lira verdi. 47 bin lirasını da iş bittikten sonra verecekti. Evlerinden 2100 lira para aldım. çirkinin verdiği 3000 lirayı da ekleyip eşime verdim. Karısını öldürmeyi düşünmüyordum ama oldu işte. Çok pişmanım” dedi.

*** 

Yaşamı savunurken sık sık şiddete maruz kalan yaşam savunucularına yönelik ilk planlı cinayetti Büyüknohutçu’ların katli. Eğer itiraflar doğruysa, cinayetin arkasında mermer şirketleri var. Bu mermer şirketlerine sedir ormanlarını yok edecek çalışma iznini veren siyasi iktidar var. Bir dalı, bir canı, bir endemik çiçeği, nesli tehlike altındaki bir böceği korumak için çırpınanlara her fırsatta sesini yükselten, kanun sopasını sallayan, para gücüyle boğmaya çalışan bir sermaye düzeni var.

27-28 Mayıs’ta Ali-Ayşin Büyüknohutçu’nun katledildiği yerde olacak Türkiyeli yaşam savunucuları. “Yılmadık, korkmadık, buradayız, bir ölür bin doğarız” diyecekler. Yaşama düşman olanlara karşı yaşamı savunacaklar yine. Uğruna canlarını verdikleri sedir ağaçlarının gölgesinde uyuyan Büyüknohutçular da yanlarında olacak… 

Sedirlerin ağıdı var Finike dağlarında ne zamandır. İki dalını daha kırdılar bugün, hoyratça, alçakça! Ağaçlar da ağlar dalları kırılınca…

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Mayıs 2017 05:08
www.evrensel.net