Liderlerin söylemlerinin aynasında 'seçimlik demokrasi'

Liderlerin söylemlerinin aynasında 'seçimlik demokrasi'

Fatih Polat, parti liderlerinin seçim konuşmalarını işleyen 'Seçimlik Demokrasi' kitabını Evrensel Pazar okurları için değerlendirdi.

Fatih POLAT

Demokrasiyi seçime indirgemenin ve buna rağmen sandıkta ortaya çıkan sonucun siyasal iktidarın işine gelmediğinde yok hükmünde sayılabildiği bir ülkede, ‘seçimlik demokrasi’yi kuramsal bir çerçevede analiz eden, böylelikle Türkiye’deki demokrasi tartışmalarına öğretici bir kaynak sağlayan çalışmalara çok ihtiyaç var. 

İmge Kitabevi’nden bu yılın nisan ayında çıkan ‘Seçimlik Demokrasi’ adlı kitap bu açıdan, anlayarak ve sonuçlar çıkarmaya çalışarak okuyanlar için tam anlamıyla ‘aranan kan bulundu’ tadında.

Ülkü Doğanay, Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan tarafından kaleme alınan kitap, demokrasi seçim ilişkisi ve demokrasinin seçimi aşan boyutlarını etraflı bir biçimde tartışırken, Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve Selahattin Demirtaş’ın demokrasi söylemlerinin analizini içeriyor.

Kitabın Ülkü Doğanay’ın imzasını taşıyan önsözü şöyle başlıyor: “Bu kitabın yazarlarının ortak özelliklerinden birisi, siyasal iletişimi Türkiye’de iletişim çalışmalarının anadamar yaklaşımlarının sınırlarını aşan bir perspektifte değerlendiren eleştirel bir gelenekten gelmeleri. Kitabın her üç yazarının da doktora tez danışmanlığını üstlenmiş olan Prof. Dr. Eser Köker’in Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde bu geleneğin oluşturulmasında önemli bir yeri var.”

Ben de, Eser Hoca’nın kendisinden çok şey öğrenmiş olan ilk kuşak öğrencilerinden biriyim ve kendisini hep saygıyla, sevgiyle anarım. 

Önsözün sonunda da, bir başka önemli not var: “Projeyi tamamlayıp sonuç raporunu teslim etmemizin üzerinden yaklaşık iki ay geçmişken, bu kitabın yazarları arasında yer alan İnan Özdemir Taştan’la birlikte ‘Barış için Akademisyenler Bildirisi’ni imzalamamız nedeniyle bir geceyarısı KHK’si ile ilk gençlik yıllarımızdan bu yana ömrümüzü geçirdiğimiz, çalışmalarımızı sürdürdüğümüz ve dersler verdiğimiz Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden ihraç edildik.”

Aslında bu kitabı okuyanlar, Barış için Akademisyenler Bildirisi’nde imzası olduğu gerekçesiyle ihraç edilen bilim insanlarından geriye nasıl bir boşluk kaldığını da somut bir biçimde bir kez daha hissedecekler.

Kitapta, Türkiye’de demokrasi tartışmalarında sıkça ihmal eden temel özellikler tartışılırken, içinde yaşadığımız siyasal sürecin anlaşılması bakımından önem taşıyan bir saptama da, Prof. Dr. Levent Köker’den aktarılıyor: “Siyasi İslam’ın Türkiye’deki görünümü, mevcut resmi ideolojiye karşı alternatif bir resmi ideoloji üretmekten öteye geçmiş değil ve bu özelliği ile, aslında karşı çıktığı resmi ideolojinin aynadaki aksini oluşturduğunun da farkına bile varamıyor.”

3 SEÇİM, 4 LİDER VE 513 KONUŞMA

Kitapta 2014-2015 yılları arasında gerçekleştirilen üç seçim öncesinde siyasi parti liderlerinin yaptıkları seçim konuşmaları üzerine gerçekleştirilen söylem analizleri detaylı bir biçimde yer alıyor. 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri, 7 Haziran Genel Seçimleri ve 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanılırken, liderlere ait 513 seçim konuşmasının niteliksel içerik analizi tekniği ile incelendiği, 28 konuşmanın da ayrıntılı olarak söylem analizinin yapıldığı araştırmada varılan sonuçlardan birisi şöyle: “Hem iktidar partisi liderlerinin, hem de anamuhalefet partisi CHP ve mecliste temsil edilen 4 partiden birisi olan MHP liderinin konuşmalarına negatif bir dil kullanımı hakim olmuştur. Liderler, rakip partilerin seçmenlerine de seslendikleri seçim meydanlarında katı bir ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımı kurmuş, siyasi rakiplerini hedef alan, yolsuzluklar, yetersizlikle, yönetmeyi bilmemekle, ülkeyi bölmekle, yıkmakla, istikrarsızlığa sürüklemekle, teröre destek olmakla, ülke aleyhine dış güçlerle işbirliği yapmakla, otoriterlikle, yasakçılıkla, vesayetçilikle ve genel olarak demokratik olmamakla suçlayan kutuplaştırıcı bir söylem benimsemişlerdir.” 

Bu saptamanın ardından şöyle bir farka işaret ediliyor: “Burada bir parantez açarak, çalışma kapsamında konuşmaları incelenen liderler arasında Selahattin Demirtaş’ın rakiplerinden daha pozitif, bütünleştirici ve kutuplaştırıcı olmayan bir dil kullandığını, bununla birlikte, özellikle siyasi rakibine yönelttiği eleştirilerde ‘sert’ bir üslup yeğlediğini belirtmekte fayda vardır.”

Kitapta varılan birçok önemli tespitten ikisini daha şöyle aktarabiliriz: “Yurttaş katılımının alternatif yolları da liderler tarafından neredeyse tümüyle yok sayılmış, sivil toplum örgütleri, toplumsal hareketler, alternatif medya ve yurttaşların doğrudan katılımına olanak sağlayacak iletişim süreçleri liderlerin seçim gündemlerine dahil olamamıştır.”, “Benzer bir çerçevenin, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalara ya da bu sınırlamaların ulusal güvenlik vs. adına gerekliliğine değinen siyasal parti liderlerinin konuşmalarında iletişim özgürlüğüne yer vermemiş olmalarında da karşımıza çıktığını bir kez daha tespit etmek yerinde olacaktır.”

Siyaset tarih boyunca, sınıfsal, grupsal ve kişisel çıkarların kristalize olduğu bir alan olduğu için, bu kitapta söylemleri analiz edilirken eleştiri konusu yapılan liderlerin çoğunun, buradan kendisi açıdan dönüştürücü bir sonuç çıkarmasını beklemek iyimserlik olur. Ama, demokrasilerde, seçimlerde ‘seçmen’ diye kodlananların, yani küçük bir grup dışındaki herkesin, demokrasi bilincinin derinleşmesi bakımından bu kitaptan öğrenecekleri çok şey var. Ayrıca, mesaisi iletişim alanında geçen haberciler için de, bu kitap önemli veriler sunuyor. Ve genç kuşak siyasetçiler açısından da.

Kitabın başlığının, güçlü bir ironik eleştiri içerdiğini de bir son söz olarak belirtmek gerekiyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Mayıs 2017 05:07
www.evrensel.net