Korkunun tersyüz hali bir olay: ‘Grev korkusu’ komedisi

Korkunun tersyüz hali bir olay: ‘Grev korkusu’ komedisi

Ömer Furkan Özdemir, Kocaeli Üniversitesi öğrencilerinin ders gereği yaptığı 'grev'e üniversite özel güvenliğinin müdahalesini Evrensel Pazar'a yazdı.

Ömer Furkan ÖZDEMİR

Geçtiğimiz hafta başında, Kocaeli Üniversitesi’nde yaşanan bir olay, uluslararası haber ajanslarına da yansıyarak Türkiye’de akademinin hali pür melalini bir kez daha gözler önüne serdi. Üstelik bununla da kalmayarak ve asıl olarak yaşadığımız ülkede artık “sıradanlaşan” bir zihniyetin ve onun politikalarının sonuçlarının bir rasyonel bir sınırının da olmadığını/olamayacağını hepimize gösterdi. Aslında ve belki de en önemlisi, söz konusu “olayın” haberini okuduğumuzda muhtemelen büyük çoğunluğumuz acıyı bastıran kahkahalarla güldük. Çünkü “Daha fazla ne olabilir ki” dediğimiz her anda, belki de yerleşik kategorilere bile sığdıramayacağımız bir şekilde “Daha fazla bu da olabilirmiş” dedirten zamanlardan geçiyoruz. Oysa gerek diyalektiğin gerekse de şarkıların söylediği gibi “her şeyin bir sebebi var” elbette...

Henüz haberdar olmayanlar için “şu olay”ı da kısaca bir anlatmak gerekiyor tabii: 15 mayıs pazartesi günü, Kocaeli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nde, 4. sınıf seçmeli derslerinden olan “Uygulamalı Toplu Pazarlık” dersinin bu haftaki konusu “Grev” uygulamalı olarak işlendi. Benim de asistan olarak çalıştığım bölümün temel derslerinden olan “Endüstri İlişkileri”, “Toplu İş Hukuku” ve “Türkiye’de Sendikacılık ve Toplu Pazarlık” derslerinin, adından da anlaşılacağı gibi “uygulamalı” versiyonu olan söz konusu ders kapsamında, dersi alan öğrenci arkadaşlarımız, işveren ve işçi sendikası olarak gruplara ayrılıp sendika kurma, örgütlenme, toplu pazarlık ve toplu sözleşme süreçlerini uygulamalı olarak öğreniyorlar. “Normal” şartlarda, anayasasında sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri yer alan, sendika hakkını anayasal düzeyde tanımış, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) üyesi ve ILO sözleşmelerini imzalamış bir ülkede ve o ülkenin akademik hayatında neredeyse 80 yıllık bir mirasa sahip bir kürsünün devamı niteliğindeki bir bölümde, emeğin ve emekçilerin tarihi ve elbetteki çalışanların en doğal hak mücadelesi araçları öğretilecektir, öğretilmelidir de. Ancak yazının devamında da değineceğimiz gibi ne söz konusu ülke “normal”dir ne de genel olarak rengi ne olursa olsun iktidarını başta sınıfsal olmak üzere her türlü sömürü üzerine kuranların da normal karşılayamayacağı bir olgudur “hak arama mücadelesi.” 

“Olay günü”ne dönerek devam edelim: O gün derse “grev kararı” evrakı ve grevi ilan eden konuşma metniyle gelen öğrenciler, derste grev konusunu uygulamalı olarak işledikten sonra ellerinde “Bu İşyerinde Grev Vardır” yazılı pankart ve üzerlerinde “Sendika Önlükleri” ve yanlarında hocalarıyla birlikte fakülte önünde fotoğraf çektirmek için toplandılar. Klişe ifadeyle söyleyelim: İşte ne olduysa ondan sonra oldu! Bir kaç dakika içerisinde koşturarak fakülte önüne gelen kalabalık bir özel güvenlik görevlisi grubu, panik halinde öğrenci arkadaşlara “burada ne oluyor”, “ne yapıyorsunuz”, “n’olur yapmayın, sıkıntı çıkmasın, biz de zor durumda kalıyoruz” gibi cümleler sarf ederek aksi durumda “müdahale” edileceğini söylemeye başladılar. Şaşkın haldeki öğrenci arkadaşlar sakince durumu anlatmaya çalışsalar da kâr etmedi ancak bir süre sonra “gerçeğin farkına varan” güvenlik görevlileri, kendilerini oraya yollayan ve kendisi de gelmek üzere olan “amir”lerine durumu anlattılar. Muhtemelen yazara da daha önce polis saldırısından kaçarak fakülte önüne sığınan öğrencilere destek olduğu için açılan bir soruşturmada da delil olarak kullanılan fakülte önündeki güvenlik kamerasının görüntülerini aktaran, güvenlik merkezindeki görevlilerin önlerindeki ekranda bir anda beliren bir pankart ve üzerinde “bir takım yazılar”ın olduğu önlükler giyen öğrenci kalabalığı, bir panik hali için gerekli olan uyaranları fazlasıyla vermiştir. Hatta sanılanın aksine ne pankartın üzerinde yazılanlara (bu işyerinde grev vardır) ne de önlüklerin üzerindeki yazılara (“modern-iş” sendikası) dikkat bile etmeden, sadece pankartlı bir öğrenci grubu bile Hollywood filmlerini aratmayan “kırmızı alarm” seferberliğini tetiklemiştir.

SAKINCALI SÖZCÜKLER: SENDİKA VE GREV

Ancak yine de söylemek gerekir ki söz konusu görüntülerdeki tek dikkat çekici “sözcük” olsa olsa sadece “grev” ve belki de ek olarak “sendika” sözcükleri olmuştur. Elbette bu “sakıncalı” sözcükler konusundaki “hassas” tavır sadece Kocaeli Üniversitesi’nin güvenlik politikasının bir bileşeni değil. Ona da yön veren kendisi de sermayenin politikalarıyla yönlendirilen genel bir “Mili Güvenlik” politikasının bugün vardığı sonuçları gösteriyor aslında bu hassas tavır.

Örneğin “Milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle, sadece AKP hükümetleri döneminde 11 grev bakanlar kurulu kararıyla “ertelendi” (Artık hemen herkesin bildiği üzere aslında fiilen yasaklandı). Elbette sadece bununla da sınırlı kalmadı grev karşıtlığı. THY grevi örneğinde olduğu gibi onlarca grev de hükümet desteğiyle ve çoğu zaman eliyle fiilen kırıldı. Yanısıra, OHAL dönemiyle birlikte meclisten yasa çıkarma derdinden de kurtulan hükümet, KHK’lerle yönettiği ülkede, grev erteleme gerekçelerine milli güvenlik ve genel sağlığın yanı sıra ekonomik istikrarı da ekleyerek en son Akbank grevini de bu vesileyle yasaklamış oldu.

Mutlaka belirtmeliyiz ki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ülkenin başkentinin göbeğinde, hiç bir hukuksal temele dayanmadan KHK ile işlerine son verilmesine karşı “İşimizi, ekmeğimizi istiyoruz” diyerek başlattıkları açlık grevi de etkilidir bu “güvenlik hassasiyeti”nde. Bir destek eylemi olabileceği de düşünülmüş müdür bilinmez ama böylesi bir zihniyeti de barındırdığı tartışmasızdır.

Ancak popüler tabirle söylersek, konumuz olan olayda “Dahası da var”: Toplam bir grev karşıtlığı ve emekçilerin sendikal mücadelesinin yanısıra genel olarak hak mücadelelerine olan hassasiyettir aslında yasal bir hakkın öğretildiği üniversite dersinin dahi “ders” olduğunu anlayamamaya yol açan ruh halini yaratan gerçeklik. Hukukun fiilen ortadan kaldırıldığı, KHK’lerle, yani aslında  bir grup insanın masa başında aldığı kararların “kanun gibi” uygulandığı bir rejimde, hukukun tekil hali olan hakkı, hakkımız olanı arama mücadelesinin kendisi bile birileri için tehlikelidir artık.

Haklarına sahip çıkmanın, yaşamına sahip çıkmanın, geleceğine sahip çıkmanın somut ifadesi olan direniş ve direnmenin yarattığı korkudur aslında tüm bunların sebebi. Çünkü direnişin olduğu her yerde yönetenlerin yönetememe korkusu da boy verir her defasında. Ve işte bu da bizi doğrudan korku, korkular ve korkunun yaptırdıklarına götürür...

Ülkenin yarısını dahi politikalarına ikna edemeyen ve sıkça dilden düşmeyen “milletin iradesi”ni de tek bir kişiye teslim eden bir anayasa değişikliğini her şey pahasına “kabul ettiren” bir iktidarın, yıllardır giderek artmakla birlikte özellikle darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL ve toplumsal yaşamın her alanında gün be gün “kontrollü olarak” arttırılan gerici provokasyonlarla hissettirdiği “korku iktidarı”nın da aslında tersyüz olmuş halidir son yaşadıklarımız. Korkmak gayet normal bir durumdur aslında. 

Geçtiğimiz hafta başında Kocaeli’de yaşananlar hepimizin üstünde hakim kılınmaya çalışılan korkunun, korkularımızın, aslında bizi korkutmaya çalışanların kendi korkularından kaynaklı olduğunu ve ayakta durduğumuz sürece, ayakta duranların çoğaldığı koşullarda emeğin, barışın, eşitlik ve özgürlük dolu bir ülkenin hayal olmadığını bir kez daha hatırlattı. Tıpkı tarih boyunca da böyle olduğu gibi.

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Mayıs 2017 05:07
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.