Böyle gelmedi böyle gitmez

Böyle gelmedi böyle gitmez

'Türkiye işçi sınıfının yakın dönem mücadele deneyimleri' dosyamızın 2. gününde kölelik koşullarından günümüze sınıfın kazanımlarını inceliyoruz.

İşçilerin seçme seçilme hakkı dahi yokken sürdürdüğü uzun mücadeleler sonucu bugün kullandığımız haklar şekillenmiştir. 1800’lü yıllarda sadece zenginlerde oy kullanma hakkı varken işçiler kölelik koşullarında çalıştırıldığı hiçbir yasanın ve hakkın olmadığı dünya düzeninden bugüne kadar gelmiştir. Elbetteki yasa koyucular patronlar bir anda vicdana gelip “Yazık bu işçilere” deyip yasaları değiştirmemiştir.  Bu haklar uzun soluklu mücadelelerle elde edilmiştir. 

Hazırlayan:  Sinan CEVİZ

Ülkemizde sanayiinin gelişimi Avrupa’ya göre daha geriden gelmiştir. Buna bağlı olarak ülkemizde işçi hareketinin deneyimi de Avrupa işçi sınıfı tarihi kadar eski değildir, ama önemli bir birikimine sahiptir. 

1 Nisan 1866 yılında İstanbul’da kurulan Amele Perver Cemiyeti coğrafyamızda ilk işçi örgütlenmesi olarak kabul edilir. Osmanlı döneminde birçok işçi eylemi olmuştur, işçi cemiyetleri kurulmuş ve bazı dönemlerde bu cemiyetler kapatılmış yasaklanmış, yine bu yasaklara karşı işçiler yeni adımlar atmışlardır. Bu dönemin özelliklerini detaylandırmadan önce, fikir sunması bakımından yaşanan önemli işçi eylemlerini aktarıp ilerleyelim.  

İLK ÖRGÜTLER, İLK GREVLER, İLK KAZANIMLAR

Osmanlı’da ilk işçi grevlerinden ve kazanımla sonuçlanan grevlerden biri de Şam’da yaşanmıştır. 1879 yılında 4-5 bin dokuma işçisinden 3 bininin katılımıyla gerçekleşen grevde, işçilerin talebi parça başı yapılan ücretlerin arttırılmasıdır. Bu taleple yapılan eylem başarılı olmuş ve işçilerin parça başı ücretleri arttırılmıştır. Yüz yıldan daha fazla bir zaman aralığından sonra ise Antep dokuma işçileri benzer bir direniş gerçekleştirecektir; bu direnişin sonuçlarını ilerleyen bölümlerde göreceğiz.

Yine birçok önemli eylemin yanı sıra 1908 yılında İzmir Liman işçilerinin ücretlerin arttırılması talebiyle başlattıkları grev de başarı ile tamamlanmıştır. Limanlarda ağır çalışma koşullarında çalışan işçilerin tüm baskılara rağmen örgütlenmesi ve grev gerçekleştirerek hak elde etmeleri oldukça önemli bir deneyim olarak tarihe not düşülmüştür.

Türkiye işçi sınıfı tarihi kadın işçilerin izleriyle doludur. Osmanlı’da ilk kadın işçi eylemlerinden biri Bursa dokuma işçilerinin grevidir. 1910 yılında binlerce dokuma işçisi kadının çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücretlerin artırılması talebi ile yaptıkları grev de kazanımla sonuçlanan eylemler arasında yer almaktadır.  Osmanlı’da grevler özellikle 1908 ve 1915 yılları arasında doruğa çıkmıştır.

Osmanlı’nın çöküşü ve Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyetin kurulması sonrasında sınıf mücadelesinde de yeni bir dönem başlamıştır. Cumhuriyetin ilk işçi örgütü olarak kabul edilen 1924’de kurulan Türkiye Amele Birliğidir. Birlik, 1925 yılında yasaklandı ve çalışmaları durduruldu. 1932 yılında ise Bursa’da Dokuma ve İpek İşçileri Cemiyeti kuruldu.

Türkiye’de cumhuriyetin kurulması ve ikinci dünya savaşı sonlarına kadar işçi sınıfı mücadelesinde belirleyici etkide bir hareketlilik olmamıştır. Savaş yılları sanayi ve tarımda yaşanan çöküntü işçi hareketine de yansımıştır. Şüphe yok ki, her dönem bir arayış içerisinde olan işçi sınıfının mücadelesi, savaş yıllarından sonra yeniden canlanmış, zaman zaman darbelerle kesintiye uğramış ama her seferinde yeniden ayakları üzerine dikilip daha ileriden mevzi tutarak süregelmiştir 

VE SENDİKALAR KURULDU

  •  1946 yılında maden işçileri Zonguldak Maden Kömürü Havzası İşçileri Sendikasını kurdu

Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde ayrıca ele alınıp incelenmesi gereken dönemlerden biri de 40’lı ve 50’li yıllardır. Bu yıllar işçi sendikalarının kurulduğu yıllar olmuştur. 1946 yılında Zonguldak maden işçileri Zonguldak Maden Kömürü Havzası İşçileri Sendikasını kurdu. Bir yıl sonra 1947 yılında ise işçi ve işveren sendikalarının kurulması ve faaliyetleri ile ilgili yasal düzenlemeler yapıldı. Ardından 1948 Eskişehir Devlet Demir Yolları İşçileri Sendikası kuruldu. 1949 yılında Sivas, İzmir ve son olarak 1951 yılında Haydarpaşa Devlet Demir Yolları İşçileri Sendikası kuruldu. 1950 yılında şimdiki adıyla Petrol-İş olan İstanbul Yakıt İşçileri Sendikası kuruldu. İllerde değişik meslek alanlarına göre kurulan sendikalar üzerinden 1952 yılında Türk-İş kuruldu.  

1960’LI YILLAR VE İLERLEYEN İŞÇİ HAREKETİ

Türkiye işçi sınıfı tarihi bakımından 1960 ve sonrası Türkiye işçi sınıfının mücadelesi ile net haklar kazandığı ve mücadeleci sendikal anlayışın hayat bulduğu bir dönemdir. Bu dönemde çalışma koşullarının ağırlaşmasına ve işçi haklarının geriletilmese karşı öfke artmış, işçiler bu saldırılara karşı mücadele yöntemleri geliştirmeye başlamıştı. Sınıf bilincinin gelişmesiyle birlikte birbirini izleyen grevler, direnişler yaşanıyor ve sendikalaşma oranı giderek artıyordu. ’60’larda önemli direnişler den biri 1962 yılında yaşanan “açlar yürüyüşü” diye bilinen 5 bin inşaat işçisinin Meclise yürüyüşü olmuştur. 

Bugün en örgütsüz işçi kesiminin başında inşaat işçileri gelmektedir. İnşaat sektöründe örgütlenme ile ilgili yetkili sendikalar olsa bile Türkiye’de nerede ise hiçbir inşaat sektöründe sendikalı şantiye yoktur. Üstelik çalışma koşullarının en ağır olduğu ve iş cinayetlerinin en çok yaşandığı sektörlerin başında gelmektedir. 

1960’lı yıllar inşaat işçilerinin de sendikaların da örgütlü olduğu yıllardı. O yıllarda inşaat işçilerinin sendikal hakları birçok sinema filmine de konu olmuştur. Bu filmlerden Kemal Sunal’ın hepimizin hafızasında kazılmış ‘Harranlı’ sahnesi de inşaatlardaki sendikal mücadeleyi ifade etmektedir. Yapı-İş Faderasyonu 1962’de işsizliği protesto etmek amacıyla bir yürüyüş organize etmeye karar verir. Talepler 12 saat olan çalışma sürelerinin kısaltılması ve 8 saat çalışmanın uygulanması ve işsizlere iş bulunmasını istiyordu. Bu taleplerle düzenlemek istedikleri miting defalarca engellenmesine rağmen gerçekleştirilmişti. Yine de işçilerin miting alanına girişi ve orada ifade ettikleri pankartlar engellenmek isteniyordu. Valilik ve polis müdahalesi ile öfkeleri daha da artan 5 bin işçi yüzünü Meclise dönmüş ve barikatları aşarak Meclis önüne yürümüşlerdi. Bu yürüyüş sonrası Meclis başkanı işçilerden bir heyetle görüşmek ve taleplerini dinlemek durumunda kalmıştır.

KAVEL DİRENİŞİ

1962 “açlar yürüyüşü” nden bir yıl sonra ise şanlı Kavel direnişi yaşanmıştır. Tük-İş’e bağlı Maden-İş Sendikasında örgütlü olan 170 işçinin çalıştığı Kavel’de işveren işçilerin sendikadan istifa etmesini ve fazla mesaileri ile yıllık ikramiyelerinden kesinti yapmak istiyordu. Gözdağı olsun diye de Maden-İş Şube Başkanı ve temsilcilerini işten atmıştı. Kavel işçileri 28 Ocak 1963’te tezgahları başında oturup işyerlerini terk etmeme eylemi başlattı. İşveren bütün işçileri işten çıkardığını duyurdu ve işçiler fabrika önünde direnişe geçtiler. İşçilerin eylemine ise polis ilk günde saldırdı. Silah kabzası ve dipçiklerle 9 işçiyi yaraladılar. İşçiler fabrikadan kabloların çıkmasına izin vermiyor eşleri ile birlikte direnişlerini sürdürüyorlardı. Giderek direnişe değişik fabrikalardan da destek gelmeye başladı ve 36 gün sonra Kavel işçileri kazanımla direnişlerini sonlandırdı. Kavel grevi döneminde, yasal olarak grev yasaktı ve grev sonrasında 12 işçi tutuklanmıştı. Tüm baskı ve saldırılara rağmen Kavel’in kazanmasını ve işçi sınıfı tarihine kattıklarını engelleyememişlerdi. Kavel direnişi aynı zamanda meşruluğu ile grev hakkının yasalaşmasını sağladı. Grev sonrasında çıkarılan Sendikalar Grev ve Lokavt Yasası’nda “Kavel maddesi” diye bilinen bir düzenleme ile Kavel direnişine katılanlara açılan soruşturmalar sona erdi.

DİSK KURULDU

İşçi hareketi gelişiyor ve grevler giderek yayılıyordu, bu gelişmeler sermaye kesimlerini harekete geçirmiş, iktidarı, işvereni ile birlikte işçilerin örgütlülüklerine dönük saldırıların arttığı bir döneme giriliyordu. Bu yıllarda önemli işçi direnişlerinden biri de 1966 yılında kazanılma sonuçlanan şanlı Paşabahçe grevi oldu.

Grevler, talepler etrafında sürdürülen mücadeleler ilerledikçe bir yanıyla da daha yeni daha mücadeleci sendikal mevzilerin nasıl oluşturulabileceği de tartışılıyordu. Bu tartışmalar üzerinden yeni sendikalar bir ayara gelerek 1967 yılında DİSK’i kurdu. 1968’le 1970 arasında ise ’60’ların en yaygın grev ve işyeri işgalleri yaşandı. Türkiye de sınıf bilinci gelişiyor bir birini izleyen grevler, direnişler ve kazanımlarla birlikte sendikalaşma oranı giderek artıyordu. 

12 MART VE 1970’Lİ YILLAR

İşçi hareketinde ki bu ilerleyiş engellenmeliydi. Sermaye grupları ve iktidar baskıyı artırmayı yeni yasaklar getirmeyi tartışıyordu. Yaratılmak istenen kölece çalışma koşullarına işçiler ’60’larda yükselen eylemleri ile çomak sokmuş, talepleri için mücadele etmişlerdi. İşverenler için tehlikeli olan bu ilerleyişin durdurulması için yasal düzenlemelere gidilmeliydi. 1970 yılının başında çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapılmak istendi. Bu düzenleme TBMM’den geçirildi ve 11 Haziran 1970’te ise Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylaması ile yürürlüğe girdi. Bu yasayla özü itibari ile amaçlanan sendikal örgütlülüğün engellenmesiydi. Yaşanan grevler ve sendikal örgütlenmenin ilerleyişi bu yasa ile engellenmek istenmekteydi. Bu amaçla çıkarılan yasaya ise başta DİSK’in örgütlü olduğu işyerleri olmak üzere işçilerden tepkiler geliyordu.  

15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ

Bu tepkiler 15 Haziran 1970 sabahı İstanbul da işçilerin sokağa dökülmesi ile devam etti. İşçiler Kartal merkezine, Avrupa yakasında ise Bakırköy, sağmacılar hattında yürüyorlardı. O gün birçok işyerinden işçiler sokağa dökülmüştü, direnişte olan işyerlerinin yanı sıra birçok fabrika işçisi bu yürüyüşlere katılıyordu. 

İktidarın tüm girişimlerine ve sıkıyönetim ilanına rağmen işçilerin öfkesi dinmiyordu gün boyu süren eylemler bir gün sonra 16 Haziranda artarak devam etti. 16 Haziran da Gebze’den işçiler yol boyu katılımlarla Kadıköy’e yürümüşlerdi. Geçtikleri her fabrika önünde sayıları artıyordu binler on binlere dönüyordu. Yürüyüşlere polis her yerde müdahale ediyor işçiler ise barikatları aşarak ilerliyordu. Kadıköy’deki müdahale sonrasında ise 2 işçi 1 esnaf ve 1 de polis hayatını kaybetti. Eylemler ikinci günü Ankara, Adana, Bursa ve İzmir’e de yayılmıştı. Yapılan eylemlere yüz binin üzerinde işçi katıldı. Ve bu büyük direnişin ardından tepki gösterilen yasa geri çekildi. Türkiye işçi hareketi tarihinde ilklerden biri daha yaşanmış ve işçiler çıkmış bir yasayı uygulatmadan mücadeleleri ile rafa kaldırtmışlardı. Bu ciddi bir kazanımdı, işçiler birleşiyor mücadele ediyor ve hak kazanıyorlardı.

Sendikalar bütünüyle işçilerin denetimine girmeye başlamışlardı. Bu dönemde sendikalarda her işyerinden işçi temsilcileri merkez yönetiminde yer alır ve 20, 30 kişilik yönetimler oluşturuluyordu. Her işyerinden işçi temsilcilerinin, doğrudan şube ve merkez yönetimlerinde, çalışırken yer almaları sendikal denetimin doğrudan işyerlerinde işçiler tarafından sürdürülmesini sağlıyordu. Bu dönem Türkiye işçi sınıfı tarihi bakımından en yüksek sendikal seviyenin yakalandığı dönemdi aynı zamanda. 

1975 yılına gelindiğinde Türkiye’de kayıtlı 5.4 milyon işçinin 3.5 milyonu sendika üyesiydi. Yani yüzde 60’ın üzerindeydi sendikalı işçi sayısı ve giderek artıyordu. 1978 yılına gelindiğinde artan işçi sayısıyla birlikte bu rakam 5.5 milyona çıkmıştı. Grev dalgaları yayılıyor işçiler artık emeklerini öyle ucuza satmıyorlar isyan ettikleri koşulları değiştiriyorlardı. Türkiye’deki bu gelişmeler bir an evvel noktalanmalı ve ilerleyişin örnek teşkil etmesi de engellenmeliydi. 

1977, İŞÇİLER KATLEDİLDİ...

İşçi hareketinin yükseldiği ve hak arama mücadelesinin de geliştiği özellikle 1980'e doğru gidilen yıllar da Türkiye'de siyasal gelişmelerinde çalkantılıydı. Mezhepsel ve siyasal farklılıklar üzerinden çatışma ve katliamların yaşandığı, aydınların katledildiği yıllarda en büyük katliamlardan biri ise 1977 yılında Taksim meydanındaki 1 Mayıs kutlamalarında yaşandı. 1 Mayıs 77 de 34 işçi katledildi. Öyle bir atmosfer yaratılmıştı ki ülke adım adım bilinen sona sürükleniyor, darbe hazırlığı yapılıyordu. 22 Temmuz 1980'de DİSK'in kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler de birçok devrimci, demokrat, aydın, öğrenci liderine yapıldığı gibi katledilmişti.

12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ KİME YARADI?

Türkiye’de iki sınıf arasındaki mücadele giderek keskinleşiyordu. 1980 yılının ilk ayında 24 Ocak’ta iktidar bir paket açıkladı. 24 Ocak kararları (Neoliberal politikaların Türkiye’de başlangıcı) diye bilinen pakette, özü itibari ile işçi ve emekçilerin haklarının kısıtlanması, ücretlerin düşürülmesi, çiftçi üretiminin baltalanması, grevlerin yasaklanması yer alıyordu. Mücadele ile kazanılan hakların kriz gerekçesi ile yok edilmesini ve aynı zaman da sınıfın örgütlülüğünü hedefleyen bu kararlara elbetteki işçi sınıfından tepkiler yükseliyordu. Bu kararlar uygulanamazdı uygulanması sınıf için bir yıkım demekti. Bu tartışmalar arasında işçilerin eylemleri, grevler devam ediyordu. Yine birçok fabrikada örgütlenmeler ilerliyor grevler yaşanıyordu. İşçi sınıfı bu dönemde sadece ekonomik talepleri için değil politik talepleri için de mücadele ediyordu. Böyle bir atmosferde bir yandan da bombalar patlıyor, suikastlar yaşanıyordu.

Bir kaos içerisinde sınıf mücadelesi ilerliyordu. 12 Eylül’e gelindiğinde ise darbe gerçekleştirildi. Gerekçe sağ, sol çatışmasına son vermek, kardeşkanının dökülmesini engellemekti. Darbede bir yandan siyasi liderler, devrimciler, demokratlar, gençler, aydınlar tutuklanırken bir yandan da işçi önderleri tutuklanıyor, sendikalar kapatılıyordu, fabrikalarda mücadeleyi sürükleyen ileri işçiler kıyıma uğruyordu. Darbe ile yüzlerce insan katledildi binlercesi işkence tezgahlarından geçirildi cezaevlerine dolduruldu. Tüm insani değerlerin ayaklar altına alındığı bu dönemi ve darbenin asıl sebeplerini en iyi özetleyen Türkiye İşverenler Sendikası Başkanı Halit Narin olmuştu. Darbeden hemen sonra Narin, “20 yıl boyunca işçiler güldü şimdi gülme sırası bizde” demişti.

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Mayıs 2017 06:16
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.